Zor Zamanlara Bir Nefes, Kitaplar

Zor Zamanlara Bir Nefes, Kitaplar

360
0
PAYLAŞ

Kitaplar ve hayvanlar insanoğlunun en sadık dostlarıdır.

Bir kitabın içine çekilmek ve o kitabın kahramanıyla yol almak olağanüstü keyiflidir. Bir kitapla yeni bir maceraya yelken açarken bizi boğan düşüncelerden sıyrılırız.

Tam da bu yüzden E-Koc Facebook Grup üyeleri kendilerine iyi gelen kitapların bir listesini oluşturdu. Amacımız kısıtlanmış duygusuyla yaşadığımız bu günlere bir nefes yaratabilmek.

Ve bu kitaplara kolay ulaşabilmeniz de bizim için önemliydi. Her kitabın resmine tıkladığınızda hayvan dostu kitapçı KitapKoala’ya ulaşacaksınız. Böylelikle kendinize yapacağınız iyilik (Kitap okumak) dönüşerek diğer dostlarımız sokak hayvanlarının iyiliğine katkı sağlayacak.

İşte E-Koc Facebook Grup üyelerinin listesi:

Boyalı Ev   –   John Grisham

Luke Chandler yedi yaşındadır. Kiraladıkları bir tarlada pamuk yetiştirerek geçinmeye çalışan ailesiyle birlikte, boyasız bir evde yaşamaktadır. Her sene olduğu gibi, o hasat döneminde de, tuttukları mevsimlik tarım işçileriyle birlikte, pamuk toplamaya başlarlar. Haftalar geçtikçe, Luke, ailesini ve kendisini derinden etkileyecek bazı sırlar öğrenecek, yedi yaşın masumiyetinden hayatın gerçeklerine doğru uzanan etkileyici bir yolculuğun ilk adımlarını atacaktır…

Nietzsche Ağladığında – Irvin D. Yalom

Nietzsche’nin hayatını ve düşüncesini, psikanaliz ile harmanlayarak anlatır. Romanın ortamı psikanalizin doğumu öncesinde olan 19.yüzyıl Viyana’sıdır. Dönemin ünlü şahısları Josef Breuer, Sigmund Freud, Lou Andreas-Salomé kitabın yan karakterlerini oluşturur. Roman bu gerçek kişilerin bilimsel, felsefi, sosyal görüşlerini Nietzsche ile kurgulanmış olay örgüsü içinde kimi zaman gerçek kimi zaman sadece kurgusal bir şekilde iletir.

Üç  İnisiye  –   Kybalion

“Öğrencinin kulakları duymaya hazır olduğunda, onları bilgelikle dolduracak dudaklar kendiliğinden gelir.” Gerçekten düşündüğün şeyin anında gerçekleşmesini sağlama gücüne sahip olmayı istiyor musun? Bunun için gereken iradeye sahip ve kendine hâkim misin? Eğer gerçeği almaya hazır hale geldiysen bu kitap seni bulacaktır. Yasa gereği dudaklarla kulaklar, öğrenciyle kitap buluşacaktır. Kybalion, yazıldığı 1912 yılından itibaren kadim Mısır’dan bugüne kuşaktan kuşağa aktarılan gizemli “Hermetik Öğretiler”i ve “Yedi Kozmik Yasa”yı anlatan, ezoterizmle ilgilenen herkesin kütüphanesinde mutlaka bulunması gereken bir kaynaktır.

İnsan Ne İle Yaşar? – Tolstoy

insanın dünyaya geliş amacı ve hayattaki önceliklerine, birleştirici güç olan sevgiye, insanın özünde var olan iyiliğe, açgözlülük ve tokgözlülüğe, hırsa dair içerdiği eşsiz hikâyelerle kendinize dışarıdan bakabilmenizi sağlıyor. Her biri sizi ayrı diyarlara götürecek, aklınızı, ruhunuzu ve kalbinizi besleyecek, kimi zaman sizi vicdanınızla baş başa bırakacak, kimi zaman içinizdeki kilitlenmiş kapıları açıp karşınızdaki komşunuzun kapısını çalmanıza vesile olacak. Zihnimizin uzanamadığı kuytu köşelere sokulmak için ruhumuzu ve kalbimizi el feneri yapacağımız, bize değerlerimizi yeniden hatırlatacak ve kazandırdıkları ömür boyu unutulmayacak bir eser.

Savaşçı   – Doğan Cüceloğlu

E.E. Cummings der ki; Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada,kendin olarak kalabilmek,dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladı mı, artık hiç bitmez!.. 

İçimizdeki Biz  –  Doğan Cüceloğlu

İçimizdeki Biz, yaşamımızdaki dayanışma gerçeğinin temelidir. Bu gerçeği yaşayan insanlar birbirlerine güvenduyarlar. Alie yaşamı, komşuluk ilişileri, ekonomik ve politik yaşam bu güven üstüne kurulur. Böyle bir toplumda trafik ışığında motoru stop eden arabanın sürücüsüne yardım eli uzanır; çocukların ve toprağın geleceğine sahip çıkılır. Evlerin içi kadar sokakların ve kentlerin temizliğine de önem verilir. Dayanışma bilincinin olmadığı yerde, Sen-ben Anlayışı hakimdir. Evrendeki daşanışma gerçeğinin fark edilmesi Biz Bilinci’nin temelini oluşturur.

Yürümenin Felsefesi  – Frederic Gros

Yürümek iki mesafe arasında gidip gelmek değil yaratıcı bir eylemdir. Hem kendi yalnızlığımıza çekildiğimiz hem de toplum olarak bizi dönüştürecek bir ayağa kalkıştır. İki büklüm vücudun karşısında dikilmeye çalışan, attığı her adımda yeryüzünün gerçek bir parçası olduğunu fark eden Homo Viator’un eylemidir. Çünkü Yürüyen İnsan kendi üzerine çöken kaygı, haset ve korku yumaklarını çözer, varlığını yeryüzünün ebediyen yeni olan kalbine düğümler. Yürüyoruz, işte bu düğümü atmak için.

Bugünü Yaşama Arzusu –  Irvin D. Yalom

Rutin bir doktor kontrolünde ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenen saygın psikiyatr Julius Hertzfeld uzun mesleki geçmişini gözden geçirmeye karar verir ve yirmi yıl kadar önce terapide başarısız olduğu seks bağımlısı Philip Slate’le iletişime geçer. Philip, Julius’un terapisi işe yaramasa da Alman filozof Arthur Schopenhauer’in öğretileri yoluyla mucizevi bir şekilde bağımlılığından kurtulduğunu iddia etmektedir ve dahası, şimdilerde felsefi danışman unvanı almak için eğitim görmektedir. Julius Hertzfeld ile Philip Slate görüşmelerinin ardından bir anlaşmaya varırlar. Philip, Julius’tan eğitimi için süpervizörlük yapmasını ister, Julius da Philip’in danışman olmak için öncelikle insansevmez ve soğuk yanını törpülemesi gerektiğini düşünerek ona grup terapisine katılma şartı koşar. Önlerinde uzanan birkaç ay kısa gibi görünse de grup terapisinin dinamiği ve üyelerin birbirleriyle olan iletişimi herkesi beklenmedik ölçüde dönüştürür.

Zamanı Anlamak  – Mitch Albom

Dünyanın ilk saatinin mucidi Tanrı’nın en büyük lütfu olan zamanı ölçmeye kalkıştığı için cezalandırılıyor. Yüzyıllarca hapis kalacağı bir mağaraya sürülüyor ve kendisinden sonra gelen tüm insanların daha fazla gün, daha fazla yıl isteklerini dinlemek zorunda bırakılıyor. Tam bu duruma daha fazla katlanamayacak hale gelmek üzereyken, şartlı olarak azat ediliyor. Kendisine verilen sihirli bir kum saati vasıtasıyla, yeryüzünde yaşayan insanlar arasından seçeceği iki kişiye zamanın gerçek anlamını öğrettiği takdirde affedileceği söyleniyor. Kahramanımız, kendisi tarafından masumca başlatılmış olan zamanı sayma sevdasının artık tamamen egemen olduğu günümüz dünyasına geri dönüyor ve seçtiği iki yol arkadaşıyla bir seyahate çıkıyor: Bu yol arkadaşlarından birisi, sevdiği uğruna yaşamaktan vazgeçmek üzere olan genç bir kız; diğeriyse sonsuza dek yaşamak isteyen zengin ve yaşlı bir işadamı. Kendisinin kurtulabilmesi, öncelikle bu ikisine zamanın anlamını öğretmesine bağlı.

Cesur Ruhlar  –  Robert Schwartz

Sık sık “kötü” bir şey olduğunda bu, yok yere acı çekme gibi görünebilir. Peki, ya en zorlu deneyimler doğmadan önce planladığımız gizli amaçlarla doluysa? Hayatınızdaki koşulları, ilişkileri ve olayları kendiniz seçiyor olmayasınız? Bu sayfaların içinde on kişinin -tıpkı sizin gibi- doğmadan önce deneyimlemeyi planladıkları büyük zorluklar bulunmaktadır. Yazar Robert Schwartz dört yetenekli medyumla çalışarak bu on kişinin neleri, niye seçtiklerini keşfediyor. Ruhların, onları bekleyen yaşam sürelerinden umduklarını tartıştıkları doğum öncesi planlama celselerini bize sunuyor. Bunu yaparak biz ölümsüz varlıkların mücadelelerimizi ve bizi bekleyen başarılarımızı tasarladığımız öteki tarafa açılan bir pencereyi aralıyor.

Küçük Ağaç’ın Eğitimi  – Forrest Carter

Sevgiyi, duyarlılığı, dürüstlüğü, samimiyeti Kızılderili mantığıyla işleyen muhteşem bir kitap… Egemenlik ve güç tutkusu peşinde koşan Beyaz Adam’ın acımasızca yok ettiği Çerokilere ithaf edilen bu kitap, insanı umursayan, acılarını paylaşan, yaşamın bütünselliğini savunan bir kültürün mesajı… Evrensel dostluk ve barışın hikâyesi… İnsani duyarlılığın görkemli direnişi… Yüzeysel ve mekanik ilişkilerin hâkim olduğu günümüzde, yitirilen değerlere saygı duruşunda bulunma denemesi… Heidi, Küçük Prens, Şeker Portakalı ve Martı’daki samimiyeti, dürüstlüğü özleyenler; coşmak, sevmek, özgür olmak, hüzünlenmek, doya doya ağlamak isteyenler için… En çok da kitle iletişim araçlarının kölesi olanlar, yaratıcılığı körelten eğitimi sorgulamak isteyenler için…

Cennette Karşılaşacağınız 5 Kişi  –   Mitch Albom

Herkesin sahip olmak istediği, öyle olmasını umduğu cennet, ikinci bir başlangıç gibidir. Orada karşılaşacaklarımız konusunda en ufacık bir bilgimiz olmasa da hepimizin mutlaka, “Böyle olabilir,” dediği inançları vardır. İkinci hayatımız, yani cennet, belki de yaşarken farkında olduğumuz ya da olmadığımız, bildiğimiz veya bilmediğimiz rastlantıların bir muhasebesidir. Cennette karşılaşacağınız beş kişi aramızdan birinin ikinci yolculuğunu yaparken olmasını umduğu cenneti arayış öyküsüdür. Cennet, onun hayatını farkında olmadan şekillendiren beş kişiyle karşılaştığı ve aslında onların tüm yaşam zinciri içinde ne anlama geldiğini öğrendiği yerdir. Yoğun bir hümanizma, sevgi, paylaşım ve fedakârlığın anlamını bulduğu bu arayış ve başlangıç öyküsü, unuttuğumuzu sandığımız kimi duygularımızı yeniden keşfetmemize yardım edecektir.

La: Sonsuzluk Hecesi   –  Nazan Bekiroğlu

Öyle bir çığlıkla attı ki kendini Âdem uykusundan, gerçekte çığlık atıp atmadığını bile bilmedi. Ama iki uyku arasında rüyasının bölündüğü gün gibi gerçekti. Ve başına bir şey gelmiş gibiydi. O zamansızlık zamanında, cennet ırmağının kıyısında Âdem onunla göz göze geldi. Kuşları, tüyleri ürkütmekten korkarcasına elini uzattı yavaşça. Parmaklarının ucundan dökülen yaseminleri gösterdi. İçine dolan ses ve ışığa, sevince sarmaşığa, usulca, sen kimsin, dedi. Bildiğini bir kez daha bilmek, kelimesini bir de ondan duymak istedi.

Limon Ağacı  – Sandy Tolan

Ortadoğu’nun kalbi… Acı, savaş, anlaşmazlık dolu bir tarih. İki halk ve iki aile. Topraklarından zorla sürgün edilen Filistinli Arap Beşir ile ailesi Nazi katliamından kaçmış olan İsrailli Yahudi Dalia’nın anlaşmazlığın ortasında kurduğu, yüreğinizi ısıtacak dostluğu… Zarafet ve merhamet ile yazılmış LİMON AĞACI her şeyin pamuk ipliğine bağlı olduğunu ama yine de her şeyin olabileceğini hatırlatıyor. Tarihin acımasızlığına inat Ortadoğu’nun kalbinde yeşeren LİMON AĞACI 

Gertrud  – Herman Hesse

“Dünya müzik denen şeyin varlığı, zaman zaman melodilerin insanın ruhuna işleyip tüm benliğinin armonilerin seline kapılması, benim için hep derin bir avuntu kaynağı, yaşamamı bağışlatan bir neden oluşturdu. Müzik gibisi var mıdır ! Durup dururken bir melodi gelir aklına, söylemeye başlarsın, sessiz, içinden yalnızca, varlığını melodiyle içirip doyurursun, melodi tüm güçlerine ve devinimlerine el koyar- ve sende yaşadığı süre içindeki tesadüfi, kötü, kaba, kasvetli ne varsa silip atar, dünyayı da alır kapsamına, zoru kolaylaştırır, donup kalmış nesneleri kanatlandırır.” Hermann Hesse’nin usta kaleminden bir müzisyenin portresinin çizildiği, Goethe’nin Genç Werther’in Acıları’ndan yansımalar taşıyan, Doktor Faustus’u yazarken Thomas Mann’a esin kaynağı olan bu kitapta, insana ve yaşama ilişkin pek çok unsurun içinde müzik başköşede. Okurken satırlardan tınılar yükseliyor, sayfalarda notalar uçuşuyor. Hesse bir roman yazmamış, bir ezgi bestelemiş adeta. Kulakların pasını silen eşsiz bir ezgi Gertrud.

Martin Eden  –  Jack London

Üzerinde kirli elbisesiyle, işçi olduğu her halinden belli olan deniz kokulu gariban genç utana sıkıla içeri girdi. Şapkasını başından kaba bir hareketle çıkardı, evirip çevirdi. Nereye koyacağını bilmeyen tavırlarla, önce ceketinin cebine koymaya çalıştı, olmadı; sonra masanın üzerine koymaya yeltendi, yine olmadı. İşte bu sırada diğer adam, sanki onun sıkıntısını hissetmişçesine şapkayı sakin, doğal bir şekilde elinden alıverdi. Kayıtsızca yapılmış bu hareketi kaba saba delikanlı çok beğenmişti. “Halden anlıyor” diye düşündü, “Bana epey yardımı dokunacak.”

Semerkant   –  Amin Maalouf

Ömer Hayyam’ın Rubaiyat’ının çevresinde dönen içiçe iki öykü… 1072 yılında, Hayyam’ın Semerkant’ında başlayan 1912’de Atlantik’te bit(mey)en bir serüven… Bir elyazmasının yazılışının ve yüzlerce yıl sonra okunurken onun ve İran’ın tarihinin de okunuşunun öyküsü / tarihi …

Yüzyıllık Yalnızlık   – Gabriel Garcia Marquez

“Yüzyıllık Yalnızlık’ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım, ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. Bu romanı dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım, kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız.”

Pal Sokağı Çocukları  –  Ferenc Molnar

Budapeşte’de, oyun sahalarını (Arsa) Kızıl Gömlekliler denen zengin çocuklarından korumaya çalışan yoksul çocukların savaşımını anlatan bu eser Türkçe’ye Tarık Demirkan ve  ZEYYAT SELİMOĞLU,  gibi çevirmenler  tarafından çevrilmiştir. Eser tüm dünyada sevilmiş çocuk klasikleri arasına girmiş pek çok dile çevrilmiş hemen her ülkede onlarca kez baskı görmüştür.  Sinemaya da uyarlanan eser  birçok kez filme alınmış, ülkemizde kurulan bir müzik topluluğunun da ad sahibi olmuştur.

Malte Laurids Brigge’nin Notları  –  Rilke

Otobiyografik öğeler taşıyan, birbirinden bağımsız günlük kayıtlarının, düzyazı şiirlerinin ve ayrıntılı betimlemelerin yer aldığı bu eserde, Danimarkalı hassas genç şair Malte Laurids Brigge, bize Rainer Maria Rilke’nin gözünden Paris’i anlatıyor. Onun Paris’i, toplumdan dışlanan insanlarla, sefaletle, hastalıklarla ve ölümle dolu bir şehir. Bu nedenle Malte Laurids Brigge, tek başına oturduğu küçücük odasından, içsel hesaplaşmalarını, hayattan ve hayallerinden korkularını, dine, sanata, aşka ve ölüme dair düşüncelerini anlatıyor. Rainer Maria Rilke, varoluşun ve sanatın düştüğü kriz ile ilgili, 1910 yılına ait günlük niteliğindeki bu romanıyla, kendisine özgü sorgulayıcı ve şiirsel bir yaklaşımla, o döneme ayna tutuyor ve bize ilk büyük şehir romanını sunuyor…

Tanrılar Okulu  –  Stefano D’Anna

Hayat: tıpkı bana yaptığı gibi, sizi de, bir mengenede soluğunuz kesilinceye kadar sıktığında, sizi içinden çakamayacağınız hayak kırıklıklarına uğrattığında ve hiç bir çıkıyolu bulamadığınızda… İşte ancak o zaman bu kitap, biranda elinize geçecek ve sizi bulacaktır. Böylece Bireysel Devrim’iniz için, bir insanın hayak edebileceği en büyük maceraya hazırolduğunuzu bileceksiniz: Bütünlüğün üzeve yolunu kaybettiğiniz cennetinize yeniden kavuşmak. Oluş’umuz yaşamımızı yaratır. Dışdünyamın kalitesinin daha iyi ya da daha kötü olmasının benim temel sorumluluğum olduğunu, hayatımdaki tersliklerin ve bazen traji kolayların oluş viyeme bağlı olduğunu, ve bunların yalnızca, korkularımın, yıkıcı düşüncelerimin ve olumsuzca kurduğum hayallerimin maddeleşmiş halinden başka bir şey olmadığını farkettiğim andan itibaren, şikayet etmekten, başkalarını suçlamaktan, pişmanlık duymakta ya da kendime acımaktan vazgeçtim.

Güvencesizlikteki Bilgelik  – Alan Watts

Geleceğe dair plan yaparak ve bekleyerek çok zaman harcıyoruz. Bir sonraki anın keyifli olmasını sağlamak amacıyla kaygılı bir çaba içine girerek, genellikle anın keyfini çıkarmayı ıskalıyoruz. Doğu felsefesi ve öğretilerine dayanarak Watts, neyi bilmediğimizi ve bilemeyeceğimizi kabul ederek, sahiden bilmeye değer bir şey bulabileceğimizi söylüyor. Tatminkar bir hayat sürmek için insan şu anı kucaklamalı tam olarak şimdi’de yaşamalıdır.

1984  – George Orwell

George Orwell’in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgâhlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır.

Ermiş – Halil Cibran

Gemisine binip on iki yıldır yaşadığı şehirden ayrılmak üzere olan El Mustafa, vedasında halkın yönelttiği sorular karşısında insana ve hayata dair konuşmaya başlar. Konuştukça bilgeliği dökülür sözlerine. Aşkın hakiki doğasına, hayatı paylaşmanın gerçek anlamına, evler, giysiler, işler gibi yaşamın görüntülerine ve çalışmak, cömertlik, akıl, dostluk gibi insan faziletlerine dair derin ve bilgelikle dolu fikirleri, Orphalese halkı ile buluşturur.

Küçük Prens  –  Antoine de Saint-Exupéry

Uçağındaki bir arıza nedeniyle çöle inmek zorunda kalan bir pilot, çölde küçük bir çocukla karşılaşır. Pilot, ilk başta pek yüz vermese de onun anlattıkları karşısında giderek meraklanmaktan da kendisini alamaz ve bu küçük çocuğun, yani Küçük Prens’in büyüleyici ve sürükleyici hikâyesine kulak verir…

Gerçek Huzur –  Thich Nhat Hanh

Gerçek Huzur hem ruhsal rehberliğin derin bir çalışması hem de barışçıl içsel değişim ve küresel değişim için pratik bir plandır. Bu, Thich Nhat Hanh’ın köklü şiddet krizine ve çaresizlik, mağduriyet ve korku duygularına verdiği cevaptır. Dünyaca ünlü bir yazar, bilim adamı, ruhani lider ve Zen Budisti olarak Thich Nhat Hanh, barış ve Budizm için en görünür, saygı duyulan aktivistlerden biridir. Memleketi Vietnam’da iki savaş yaşamış olmasının da etkisiyle, bireysel düşüncelerin iç şiddetinden kişilerarası ve uluslararası saldırganlığa kadar her türlü çatışmayı önlemek için çalışmaktadır. Şimdi, bu yeni kitapta, belki de bugüne kadar ki en önemli çalışmasında, ilham verici hikâyeler, meditasyon uygulamaları ve öğrenme yolunda nasıl doğru eylemlerde bulunacağımızı bize göstermek için Thich Nhat Hanh, vizyoner anlayışının güzel bir karışımını sunuyor.

Kirpi Mesafesi  – Hakan Akdoğan

“Soğuk bir kış sabahı yerin altındaki dört kirpi, donmamak için birbirine sokuldu. Isınmak istediler. Dikenleri birbirlerine battı. Ayrıldılar. Üşüyünce, tekrar yaklaştılar. Dikenleri batınca yine uzaklaştılar. Soğukta tek başına uyumak ile batan dikenlerin acısı arasında gidip geldiler uzun süre. Yaşadıkları bu ikilemi, aralarındaki uzaklık her iki acıya da tahammül edebilecekleri bir noktaya gelinceye dek sürdürdüler. Üşüdüler. Yaklaştılar. Dikenleri battı. Acı çektiler. Uzaklaştılar. Üşüdüler. Yaklaştılar. Dikenleri battı. Uzaklaştılar. Ne dikenleri birbirlerine batacak kadar yakın ne de üşüyecek kadar uzaktaydılar sonunda. Kirpi mesafesi, gerçek sevgi mesafesidir.”

Gölgesizler  – Hasan Ali Topbaş

Metinlerini varoluş ve yokoluş üzerine kurarak varoluşçuluğu taşraya taşımasıyla özgünlük kazanan, tıpkı Kafka gibi sade dilinden yükselen müzikle giderek hayatı yazıya, yazıyı ise büyülü bir hayata benzeten bir yazar… Yazma serüvenini “hayatı kelime kelime genişletmek” olarak adlandıran Hasan Ali Toptaş, metinlerini birer senfoniye de dönüştürerek, dışarıyla içerinin, görünenle iç dünyanın, gerçeklikle rüyaların, somutla soyutun çarpışmasından doğan tekinsiz bir atmosfere çağırıyor okurunu. Tam bir yazı ustalığıyla, Türkçenin imkânlarını sonuna kadar zorlayarak, edebiyatın büyülü dünyasına kapılar açarak… Cennet’in oğlu kendini kendi varlığında yok etmişken, gerçekten kadının dediği gibi bir kez daha yok olmuşsa durum kötüydü. Bu işin sonu yavaş yavaş köyün tamamen yok olmasına dek gidebilirdi. Belki köy zaten yoktu da bunu kimse anlayamıyordu henüz; köylülerin hepsi alışmıştı yokun varlığına…

Benim Adım Kırmızı  – Orhan Pamuk

Orhan Pamık’un “en renkli ve en iyimser romanım” dediği Benim Adım Kırmızı 1591 yılında İstanbul’da karlı dokuz kış gününde geçiyor. İki küçük oğlu birbirleriyle sürekli çatışan güzel Şeküre, dört yıldır savaştan dönmeyen kocasının yerine kendine yeni bir koca, sevgili aramaya başlayınca, o sırada babasının tek tek eve çağırdığı saray nakkaşlarını saklandığı yerden seyreder. Eve gelen usta nakkaşlar, babasının denetimi altında Osmanlı Padişahı’nın gizlice yaptırttığı bir kitap için Frenk etkisi taşıyan tehlikeli resimler yapmaktadırlar.Aralarından biri öldürülünce, Şeküre’ye aşık, teyzesinin oğlu Kara devreye girer. İstanbul’da bir vaizin etrafında toplanmış, tekkelere karşı bir çevrenin baskıları, pahalılık ve korku hüküm sürerken, geceleri bir kahvede toplanan nakkaşlar ve hattatlar sivri dilli bir meddahın anlattığı hikayelerle eğlenirler. Herkesin kendi sesiyle konuştuğu ölülerin eşyaların dillendiği, ölüm, sanat, aşk, evlilik ve mutluluk üzerine bu kitap, aynı zamanda eski resim sanatının unutulmuş güzelliklerine bir ağıt.

Kendine Ait Bir Oda – Virginia Woolf

Sosyal hayatın pek çok alanında olduğu gibi, kadınların edebiyat dünyasına girmesi de tarihin oldukça geç bir döneminde mümkün olmuştur. Virginia Woolf, Kendine Ait Bir Oda eserinde “Kadınlar neden kurmaca metin yazamaz?” sorusuna kapsamlı bir cevap arar. Cevap aradıkça erkek egemen düzenin gerçekleri daha çok su yüzüne çıkar. Virginia Woof’un üniversiteli kadın öğrencilere yönelik konuşmalarından derlenen eser, İngiltere’de kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kazanmaya başladıkları ve oy haklarının henüz kabul edildiği dönemde kaleme alınmıştır. Kadınların edebi anlamda üretken olabilmesinin koşulu ise kendine ait bir oda ve gelir olarak öne sürülmektedir. Kadın hareketlerinin son derece önemsediği metin, kadınları daha cesur ve üretken bireyler olmaya davet ediyor.

Pooh’nun Tao’su  ,  Piglet’in Te’si  – Benjamin Hoff

Pooh’nun Tao’su uluslararası bir bestseller’dır. 49 hafta boyunca New York Times’da çok satanlar listesinin tepesinde kalmıştır. Benjamin Hoff’un yazmış olduğu Pooh’nun Tao’su ve Piglet’in Te’si bir çok lise ve kolejde bilim, liderlik, felsefe, edebiyat ve dünya kültürleri alanlarında çalışma kitaplarından biri olmuştur.

Bu dürtüsel Tigger’den, melankolik Eeyore’dan ve çok bilgili Baykuş’tan çok daha iyi. Piglet burada Taoizm’in en önemli prensiplerinden biri olan “Te” için muhteşem bir örnek. Çince’de “Te” küçük olanın erdemini anlatır. Piglet’in Te’si 21 hafta boyunca Publishers Weekly ve 37 hafta da New York Times Bestseller listelerinde en tepede yer almıştır.Piglet’in Te’si erdemli olmayı ve dünyaya yaklaşımımızı konu alır. Özellikle Piglet, Eeyore ve Tigger gibi Winnie-The-Pooh karakterleri üzerinden yetişkinlere güçlü mesajlar verir.Benjamin Hoff’a göre “Ya hep beraber var olacağız ya da hep beraber yok olacağız.”

Serenad  – Zülfü Livaneli

Roman okumak istiyorsanız… Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi’nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran’ın (36) ABD’den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner’i (87) karşılamasıyla başlar. 1930’lu yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile’ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir. Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor. Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad’da Zülfü Livaneli’nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz dengesi.

Sen Olsaydın Yapmazdın Biliyorum  –  Kürşat Başar

Ailevi yönden çok fazla sorunu olan Selin’in hayattaki tek dayanağı Elfe’dir. Tedavi gördüğü zaman bile Elfe onu yalnız bırakmamış, mektuplarla resimlerle Selin’e destek olmaya çalışmıştır.

Yaz Geçer –  Murathan Mungan

denizin kömürü
suyun kandili
ayın uykusu
bakışlarımızdaki şaşkın buluşa
hem ölüme çok yakınız
hem dünyanın yanı başında
köpürmüş ağaçlarla yan yana
salkımların kanıyla yan yana
karanlığın bıçaklarıyla yan yana
dönüp geçiyoruz kendi üstümüzden
yedi dalga olarak
sonra dönüp ardımıza bakıyoruz
bir yedi dalga daha
kömürün kandil uykusu
köpürmüş salkımların karanlığı
değişmiyor yaşamın tutkusu ölümün ortasında

Yalnızız  – Peyami Safa

Yalnızız, maddeyle mananın, bedenle ruhun, toplumla bireyin kıyasıya çatıştığı bir zamanda ‘kendisi’ olmak için umutsuzca çırpınan insanların öyküsü. Kalabalıklar arasında yalnız, kendi içinde kavgalı ruhların varolma mücadelesi. Gerçek yaşamdan ütopyaya uzanan bir huzur arayışı. Peyami Safa’nın kaleminden çağımıza tutlan bir ayna, bizim yalnızlığımız…

Satranç  –  Stefan Zweig

Satrançın çekici yanı, stratejisinin birbirinden farklı iki beyinde ayrı ayrı gelişmesidir. Bu zihinsel mücadele de siyahın beyazın manevralarını bilmemesi, hasmı anlamaya ve önlemeye çalışmasıdır. Aynı şekilde beyaz da siyahın gizli amaçlarını aşmak ve engellemek çabasındadır. Şimdi siyah ile beyaz tek ve aynı kişilikte birleştiklerinde, ortaya tek ve aynı beynin eşzamanlı olarak bir şeyi bilmesinin ve ama bilmemesinin gerekmesi, beyaz olarak hareket ettiğinde daha bir dakika önce siyah tarafken istemiş ve amaçlamış olduğunu bir komutla bütünüyle unutmayı başarabilmesi gibi saçma bir durum olacaktı.

Dönüşüm – Franz Kafka

Henüz ilk cümlesinde okuru kendi önyargı bariyerleriyle karşı karşıya bırakan Dönüşüm öyküsünde Kafka insan duyarlığına bütünüyle yabancılaşmış insanların dünyasına çekirdek ailenin duvarları içinden bakmayı dener.

M.S 2150  – Thea Alexsander

Geleceğİn Dünyasina Yapacağiniz Bu Yolculuk Bu Günkü Dünyanizi Değiştirebilir! Çok değerli bir Makro Felsefe Klâsiği olan bu kitap, M.S. 2150 yılının muhteşem dünyasını, dünyamızın geçirdiği inanılmaz değişimi, insanlığın ulaştığı olağanüstü düzeyi ve hepsinin ötesinde de son derece yüksek bir anlayışı, Makro Felsefe’yi anlatıyor. Gelin siz de, bir gece uyku halindeyken geleceğin güçlerinin yardımıyla günümüzün mikro dünyasından, 2150’nin Makro dünyasına götürülen Amerikalı Vietnam gazisi, psikolog Jon Lake’in bu mucizevi, bilgi dolu yolculuğuna, bu vaat ve tehlike dolu serüvenine katılın. 2150’nin bugünkü dünyamızdan çok farklı olan hayranlık verici güzellikteki dünyasını keşfedin. Bu Makro dünyanın düşünce ve eylem biçimini inceleyin. Sonunda içinizin umut ve coşku dolduğunu, bilincinizin genişlediğini, hayata bakışınızın tümüyle değiştiğini görebilirsiniz. Evet, bu okuyup bir kenara koyabileceğiniz bir roman değil, yaşamınıza uygulayabileceğiniz bir Makro felsefedir!

Simyacı  –  Paulo Coelho

Simyacı, İspanya’dan kalkıp Mısır piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago’nun masalsı yaşamının öyküsü. Ama aynı zamanda bir “nasihatname”; “Yazgına nasıl egemen olacaksın? Mutluluğunu nasıl kuracaksın? Gibi sorulara yanıt arayan bir yaşam ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen bu romanın, dünyanın dört bir yanında bunca sevilmesinin gizi, kuşkusuz bu kılavuzluk niteliğinden kaynaklanıyor.

Aşık Olmak – Osho

Aşk öğrenilemez. Aşk geliştirilemez. Geliştirilmiş aşk, aşk bile olmayacaktır. O gerçek bir gül olmayacaktır, o plastik bir çiçek olacaktır. Bir şeyi öğrendiğinde, bu onun dışardan gelen bir şey olduğu anlamına gelir; o içsel bir gelişme değildir. Ve şayet aşk hakiki ve sahici olacaksa, o senin içsel gelişiminle olmak zorundadır. Aşk yegâne dindir, yegâne Tanrı’dır. Yaşanması, anlaşılması gereken yegâne gizemdir. Aşk anlaşıldığında sen tüm ermişleri ve dünyanın tüm mistiklerini anlamış olacaksın. O zor bir şey değildir. O senin kalp atışın ya da nefesin kadar basittir. O sana gelir, o sana toplum tarafından verilmez. Ve vurgulamak istediğim nokta budur: Aşk doğuştan gelir.

Dokuz Kehanet – James Redfield

Son otuz yıldır modern fiziğe, ekolojiye, mistik dinlere, psikolojiye gösterilen ilgi sonunda yepyeni bir sağduyu sentezine mi ulaşıyor? Ruhsal Rönesans da denilebilecek bu senteze nasıl kavuşacağız? Yoksa bu senteze kavuştuk mu? Bu yüzyılın egemen paradigması Ruhsal Rönesans mı olacak? Dokuz Kehanet, eski bilgilerin insanı ne derecede etkilediğini ve hayatta bulunmamızın nedenini tüm berraklığıyla algılayabileceğimizi de öğretiyor. Ayrıca bu öğretilerin sağladığı yepyeni enerji ve iyimserlik duygusu yarınlara çok daha sağlıklı adımlar atmamızı sağlayacak.

Şimdi’nin Gücü  – Echart Tolle

Üstat Eckhart Tolle kıs sürede bir bestseller haline gelen bilgelik dolu bu eserinde bilincimizde ve yaşamımızda mucizevi bir değişim yaratabilecek evrensel bir öğreti sunuyor. Tolle, tüm ıstırap, endişe ve korkularımızın, dolayısıyla mutsuzluğumuzun gerçek kaynağını çarpıcı bir bçimde gösterip, onu şimdi ve burada nasıl aşabileceğimizi, huzur ve mutluluğa hemen şimdi nasıl kavuşabileceğimizi, bilincimizi hemen şimdi dönüşüme uğratıp nasıl aydınlanabileceğimizi, gerçek Var’lığımızla hemen şidmi nasıl birleşebileceğimizi anlatıyor. Eleştirmenler böyle bir kitabın çok nadir olarak geldiği konusunda görüş birliğine varırken, okurlar yaşamlarında olağanüstü değişimlerin meydana geldiğini bildiriyorlar. Şimdi’nin Gücü yaşamımızın her anının bir mucize olduğunu fark etmemizi sağlıyor ve büyük bir yetişkinlikle Şimdi’nin gücüne nasıl erişebileceğimizi açıklıyor.

Boncuk Oyunu  – Herman Hesse

Hesse, 1943 yılında, tüm dünyanın savaş cehennemini yaşadığı sırada yazdığı Boncuk Oyunu’nda, Doğu ve Batı felsefelerinin kusursuz bir bileşiminden oluşan yeni ve ütopik bir dünya düzeni sunar okura. Sanat ve bilimde disiplinlerarası bir uyum üzerine kurulu, Hesse’nin düş ve düşün gücünün ürünü fütüristik bir oyun olan Boncuk Oyunu, bu yeni düzenin simgesidir. Bu kitabı “Doğu seyyahlarına”, Batın’nın toplumsal dayatmalarına karşı Doğu’nun bireysel özgürlüğünü yüceltenlere, toplumsal ahlakın bireyin iç ahlakını yok ettiğine inananlara adar Hesse; yeni dünya düzenini bireysellik üzerine temellendirir; “Tanrı senin içindedir, kavramlarda ve kitaplarda değil. Gerçek yaşanır, öğretilmez.” Hesse’nin Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmasında büyük payı olan bir başyapıt Boncuk Oyunu. Thomas Mann’a göre: “Örselenmiş zamanımızın bizlere sunduğu az sayıda gözüpek ve özgün tasarıdan biri…”

Bitmeyecek Öykü – Michael Ende

Bastian tuhaf görünümlü bir kitap sayesinde kendini, güzel fakat tehlikenin pençesindeki Fantazya diyarında bulur. Bu büyülü ülkeyi, Çocuk İmparatoriçe’ye yeni bir isim vererek sadece bir “insan” kurtarabilir. Ancak saraya giden yol ejderhalar, devler, canavarlar ve birçok büyülü yaratığın yaşadığı yerlerden geçmektedir. Bastian maceraya atılır atılmasına ancak dönüş yolunu bulmak o kadar kolay değildir. Fantazya’nın derinliklerine girdikçe, dile getirilemeyecek kadar kötü yaratıklarla ve kendi kalbinin gizemleriyle yüzleşecek cesareti bulması gerekecektir.

Napoli Romanları  – Elene Ferrante

Ferrante’nin benzeri yok ve bunun nedeni sadece yaratıcılığında değil, daha çok içgüdüsel, şiddetli ve ısrarlı dürüstlüğünde yatıyor.

Sakin –  Ege Soley

Koşmayı bıraktığımız gün, vardığımız gün.
Aramayı bıraktığımız gün, bulduğumuz gün.
Konuşmayı bıraktığımız gün, duyduğumuz gün.

Bizim olduğunu sandığımız şeylerin hiçbirzaman gerçekten bize ait olmadığını anladığımız gün, artık her şeye sahip olduğumuz gün. Kendimize sorduğumuz tüm soruların cevabı, aklımızısakinleştirdiğimiz ve sessizce hayatı dinlediğimiz anlardasaklı. Ege Soley Sakin’deo değerli anlara ulaşmanın, yaşamın akışına güvenmenin ve kendi sesini daha iyiduymanın yol haritasınıveriyor.

Seyir  – Piraye

Seyir eden misin, seyreden mi bu alemde?

Eksikliğin boş gözleriyle büyümüştü Mina… Küçük bir kızken bunu ilk fark ettiğinde, şaşırmıştı; olmayan her ne ise kalbinin orta yerinde, orada bir oyuk oluşturmuştu sanki. Bozuktu. Defoluydu. Büyüdü, genç bir kadın oldu ve bir karar verdi; Madem eksiğim ben, bu eksikliği kapatacak olan malzeme başkalarında olmalı. Onların sözleri, onların ilgisi, onların tanımları, onların yorumları… Aşklar da oldu yaşamında, kırgınlıklar, savruluşlar da… Kaybetti, ama yıkılmadı yeniden ayağa kalktı. Bir sergi açılışında Celal ile göz göze geldiği ilk an, bir tokat patlamıştı sanki yüzünde. Deli gibi çarpan kalbinin sesini duyuyor, bu gergin ama bir o kadar da gizemli erkeği izlemekten kendini alamıyordu. Mina, onu kendi dönüşümüne götürecek uzun bir yolculuğa çıkmaya hazırdı artık!

Bir Çift Yürek  – Marlo Morgan

Bir Çift Yürek, Amerikalı bir kadının Avustralya’da yaşadığı ruhsal yolculuğun öyküsüdür. Göçebe kültürden Aborijinler eşliğinde, kabilenin kendilerini adlandırdıkları şekliyle, “Gerçek İnsanlarla” birlikte dört ay süren ve çölü boydan boya katettikleri uzun bir yürüyüşe çıkar. Bu süre boyunca, çölün çorak coğrafyasındaki bitkiler ve hayvanlarla uyum içinde yaşamayı öğrenir. Olağandışı insanlardan oluşan bu toplulukla birlikte yaptığı yolculukta Morgan, bu insanların 50.000 yıllık kültürlerinin felsefesi ve bilgeliğiyle tanışır.

Ahuna (Öteki)  – Umut Kısa

İnsanın hayatında aldığı bazı dersler vardır. Bu öğretileri biriktirir. Küfesini bazen birbirleriyle çelişse de farklı şeylerle doldurur. Eğer şanslıysa ve kendine doğru bir yolculuktaysa küfesindekileri özümser ve içselleştirir. Artık sırtta taşınan bir küfede değil, bedenin ta içindedir onlar. Öğrendikleri işine yararsa, kendi ruhunu değiştirirse, ya da fayda yaratacak şekilde kullanırsa farkındalık gerçekleşir. Ben de başka işe yaramakta zorlandığımdan –neden olduğunu sonra anlatacağım- hikâyesini anlatmak istedim öğrendiklerimin. Bazen geç oluyor. Duruyorsun hayatın bir yerlerinde. Adım atamıyor, donup kalıyorsun. Öyle ki, ne zaman kendi kendime kalsam o yaralı sahneler ve onların bende bıraktığı farklılıklar gelir aklıma. Şimdi mutluyum. Ancak bir zamanlar nefret ettiğim insanlara bitmek bilmeyen bir öfke duyduğum ve mutluluğa bir türlü ulaşamadığım günler vardı. Bu kitabı okuduğunda her şeyi anlayacaksın. Sadece biraz zaman. 

Büyücü  –  John Fowles

Mitolojik öğelere ve Shakespeare’in ünlü oyunu Fırtına’ya çeşitli göndermelerin yapıldığı hikâyede John Fowles, savaşın acımasızlığını, bir Akdeniz adasının dinginliğini, insan zihninin karmaşık yapısını, kadın-erkek ilişkisinin doğasını, Tanrı ve özgürlük kavramlarını ustaca anlatımıyla irdeliyor. Gerçek özgürlüğün ancak kendini tanımakla mümkün olabileceği savından yola çıkılarak hayallerle gerçek deneyimler arasındaki ilişkiler, Fowles’un Prospero’su Conchis tarafından bir dizi yanılsama, maske ve gösteriyle çarpıcı bir biçimde sahneye konuyor. Büyücü’de, insanlığın karşı karşıya bulunduğu tehdit, Batı kültürünün duvarları arasına olduğu kadar insanın kendi bilincinin duvarları arasına da gizlenmiştir. Urfe gibi, içinde doğdukları kültürün sosyal yapılarınca dayatılan davranış kalıplarından uzak durma özgürlüğüne sahip olduklarını keşfeden bireylerin çabalarıyla varılabilecek yeni bir bilinç düzeyine yolculuktur bu. Random House’un 20. yüzyılda İngiliz dilinde yazılmış en iyi yüz yapıt listesinde yer alan Büyücü, kişisel özgürlüğe ulaşmanın ve insanın kendini keşfetmesinin zorluklarına dair bir edebiyat şöleni…

Sonsuzluğun Mesajı  –  Marlo Morgan

Bizim seçme şansımız vardır. Bizim özgür irademiz vardır ve bizler bunun farkındayız. Ne kadar disiplinli olacağımıza yalnızca biz karar veririz ve bundan dolayı sorumluyuz. Bizler yaratıcı varlıklarız. Sınırsız yaratıcılığa ulaşabiliriz. Biz burada bir diğerimiz için yardım etmek, geliştirmek, eğlendirmek, karşılıklı ilişkide bulunmak için bulunuyoruz. Bizler burada bu gezegene bakmak için bulunuyoruz. Enerjinin bilgisi ve bu bilginin idare edilmesi bilincimizle birlikte gelir. Birçok duygumuz vardır ve bizler sonunda anahtarın çok basit olduğunu anlayacağız. Bu anahtar yargısız, koşulsuz sevgidir. Eğer bir şey karmaşık gibi görünüyorsa, bu, sevgi değildir, başka bir şeydir. Sevgi, duruma göre hangi rol daha fazla yardımcı oluyorsa, yardım edici, verici ya da alıcı olabilir. İnsanlar bilgeliğe ulaşabilirler. Ama diğer canlılara bu fırsat verilmemiştir. Duygusal bilgeliğe ulaşmak bizim yeryüzündeki görevlerimizden biridir.

E-koc Facebook Page

E-koc Instagram

E-koc Twitter