Yüksek Yüksek Tepelere

Yüksek Yüksek Tepelere

76
0
PAYLAŞ

İnsanoğlu tarih boyunca güç ve hâkimiyet elde edebilmek adına mücadele etmiştir. Burada yaşamın doğal akışının aksine ekstra verilen mücadelen bahsediyorum. Doğada diğer canlılar içinde de bir güç savaşı var ancak sadece karşı karşıya geldiklerinde yaşamda kalabilmek veya beslenme ihtiyaçları. Üstelik tamamıyla içgüdüsel bir hareket söz konusu.

Hayatta güçlü kalabilmek için birçok simge ve rutinler kullanan insanoğlu yerleşik hayata geçmesi ile beraber binalar inşa etmeye başlayarak, hem düzenli hem de güvenli yaşamı düzenlemişlerdir. Bu düzenin ilk sahipleri sayılabilecek Uygurlar aslında bugün yaşadığımız şehir hayatının temellerini atmışlardır.

Ama gel gör ki kurutulmuş balçık duvarlarla başlayan az katlı binalar yerini zamanla bir biri ile yarışan yüksek binalara bırakmıştır. Mısır firavunları için inşa edilmiş piramitleri, Babil Kulesi, Pantheon Tapınakları gibi binaları çoğunluğun bildiğini düşünüyorum. İslam dininin yaygın olduğu medeniyetlere baktığımızda da cami minareleri bu yükseklikte ilklere girmiştir. Bu yapıtların ortak noktasını araştırmacılar dinsel temalara bağlı olarak dünya ve diğer dünya arasında bağ kurmak çabası ile aslında modern inşaat yapılarının oluşmasına imkan sağlamıştır.

19. Yüzyıla geldiğimiz de bugün bile kendinden söz ettiren Chicago Okulu, Reliance, Crysler Binası, Empire State gibi yapılar boy boy yükselmeye başlamıştır. Amerika’da hızlanan bu model yapıtlar zamanla Hong Kong ve Japonya başta olmak üzere uzak doğu ülkelerine kaymıştır.

Ve bu yapılar yüzyıllardır sağlam şekilde ayakta durmaktadır. Aynı şekilde bizim tarihimizde de birçok deprem, yangın vb. afetlere rağmen zarar görmeyen eserler hatırı sayılacak kadar çoktur.

Tabi ki geçen yüzyıllar içinde artan nüfus popülasyonuna bağlı olarak binaların genişlemesi ve yükselmesi yukarıda ki kulelerin yanı sıra konut ve ofis binalarında da kendini göstermeye başlamıştır. Belirli süre barınma amacı ile yapılan bu binalar belirli dönem sonrasında da yerini güç gösterisine bırakmıştır. Günümüzde de devam etmek üzere son yüzyıllarda belki ticari kaygılara esir oldu.

Bu kaygıların sonucu yapılan binalar önce 17 Ağustos 1999 depreminde belki de hala yaraları tam sarmamışken, 2020 yılı başında Elazığ ve yaşadığım şehirde şiddetli etkilendiğim 30 Ekim İzmir Depremi ile yok oldular.

Deprem olunca tabi ki kurtarma operasyonları gündemde oluyor. Olması gereken de tabi ki bu ama deprem sonrasında da artık bu sorunlu yapılaşmadan kurtulma operasyonlarının olması gerektiğini düşünüyorum. Artık güç gösterisi binaların yükselmesi veya genişlemesi, binalar yükseldikçe dini inanca daha yakın olma veya ekonomik etkenlere bağlı olarak dinamik görünmenin dışında doğaya uygun bir konutlaşma düzeninin ve denetiminin olması gerektiğini düşünüyorum. Belki de en büyük güç doğal afetlerden en az zararla çıkabilmektir artık; kim bilir?

Peki, nasıl olur da doğal afetlere karşı durabiliriz diyorsanız yazının devamında ki hikâye belki size yardımcı olacaktır.

Mimar Sinan’ın eserlerinden biri olan Şehzadebaşı Cami 1500’lü yıllarda yapılmış. 1900’lü yıllarda restorasyon çalışmalarında kapı üzerlerinde ki çürük kemerlerinde tamiri gerekiyormuş ancak mühendislerin bu konuda pratiği olmadığından kalıplar yaparak onarmayı planlamışlar. Taşları sökerken iki taşın arasında bir cam şişeye rastlamışlar. Şişenin içinde ki kâğıtta yazıların Osmanlı’ca olduğunu gördüklerinde hemen tercüme ettirmişler.

Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında bu taşlar çürümüş olacağından siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşaa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu ben size, bu kemeri nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum.”.

Yazının devamında taşı nereden alacaklarını ve nasıl tamir edeceklerinin planı çiziliymiş.

Şimdi düşünün; taşın 400 yıl ömrü olduğunu nasıl bilmiş, yapı tekniğinin değişeceğini nasıl düşünmüş, şişe ve içinde ki kağıt defarmasyon olman 400 yıl nasıl sağlam ve okunaklı şekilde kalmış?

“Yaşam yükseklere ulaştıkça zorlaşır, soğukluk artar, sorumluluk artar. Yüksek kültür bir piramittir: ancak geniş bir taban üzerinde yükselebilir.”  Friedrich Nietzsche

Ender ERMİŞ, ACC

Yönetici Koçu