Yorgunsanız oturabilirsiniz

Yorgunsanız oturabilirsiniz

315
0
PAYLAŞ

Ciddiyim. Yorgunsanız oturabilirsiniz. Kısa bir mola verebilir, içinize derin bir nefes çekebilirsiniz. Gerek yok diyenleriniz var aramızda ancak bacakları titreyenleri görebiliyorum.

Hayat hızlı akıyor. Şahsen ben bir Pazartesiden diğerine ne ara geldiğimizi anlayamıyorum bazen. Günler birbirlerini kovalarken ve sonuçlandırmamız gereken işler ardı arkasına çıkagelirken sizce de çok önemli bir şeyi atlamıyor muyuz?

Evet, atlıyoruz. Hem de bu görmezden gelme o kadar büyük ki atladığımız şeyin varlığını bile unutur hale geliyoruz. Etrafınıza bir bakın. Sürekli başı ağrıyanlar, sık sık hastalananlar, “fark etmez” kelimesini çok sık kullananlar, “Nasılsın?” diye sorduğunuzda “Nasıl olsun koşturmacaya devam” diyenler, yaşamlarını yarışa çevirenler ve daha neler neler…

Gördünüz mü onları? Yoksa siz de mi onlardan biri haline geldiniz?

Yaklaşık iki hafta önce aklımdan uzun süredir geleceğimle ilgili plan yapmadığımı, gelecek aklıma gelince kafamda boşluk canlandığını fark ettim. Birkaç gün sonra yirmilik dişim çıkmaya başladı. Ağrısını yaşayan bilir. Bayram sonrası konuşamaz halde işe geldiğimde canım arkadaşım beni yanına çağırdı ve biraz sonra neden bu acıyı çektiğini sana söyleyeceğim, dedi. Ağrırken zor olsa da güldüm. Ben gülerken o sessizce telefondan bir şeyler bakmaya devam etti. Ne arıyorsa sonunda buldu ve dedi ki:

-Arkadaşım senin gelecekle ilgili sorunun ne? Hemen kendine bir harita çiz ve hayatı bilincine aldığını, geleceğinde büyük bir gelişim ve yaşama alanın olduğunu geçir içinden. Buna inan.

Kaynağı Ağustos ayında hayatını kaybeden Louise Hay ve Düşünce Gücüyle Tedavi. Tamam, deyip masama geçerken beynimde şimşekler çaktı. Yakın tarihte bunu aklımdan geçirdiğimi hatırladım ve arkadaşımın dediklerini yaptım.

Ne mi oldu? Şaşırtıcı ancak o gece dişimin ağrısı inanılmaz hafifledi. En azından konuşabilmeye ve gülmeye başladım. Koşturmacadan haritamı kaybettiğimi fark etmemiştim.

Bunu kendimize yapma nedenimiz, etrafımızda oturacağımız bir sandalye olmaması değil. Sadece oturursak hayatı kaçıracağımız hissi…

Zamanı hızlı algılayanlar o hıza yetişmeye çalışıyorlar. Oysa zaman biziz. Sensin, benim, o.

Hiçbir şey hızlı ya da yavaş değil. O kadar hızlı koşmamıza rağmen ne kendimizi ne isteklerimizi ne duygularımızı yakalayabiliyoruz. Çünkü geride kalıyorlar. Devamlı gerideler. Biz ise soranlara “Nasıl olsun, bir koşturmacadır gidiyor” demeye devam ediyoruz. Bacaklar titriyor bazen. Hala zorluyoruz.

Son olarak geldiğimiz nokta tüm hayatı değiştirme ya da her şeyi bırakıp gitme isteği oluyor. Bunu da yapmayı beceremeyince mutsuzluk ve hastalıklar peşimizi bırakmıyor. Halbuki arada bir molalar versek, çıkıp bir hava alsak, bazı zamanlar o sandalyeye otursak belki bu tükenmişlik ve kaçma duygusuna hiç yakalanmayacağız.

Fark ettim ki kaçan bir şey yok. Ne zaman ne mekan ne iş ne de başka bir şey…

Zaman akışı bilincimizde gizli. Onu hızlı algılayıp yetişmeye çalışan biziz. Şimdi bir durun. Yorgun olduğunuzu kabul edin ve karşınıza çıkan ilk sandalyeye oturun. Zaman hala hızlı gibi geliyorsa bırakın gitsin. Yetişmek zorunda değilsiniz. Emin olun zaten onu hiç yakalayamayacaksınız.

Israr ediyorum. Yorgunsanız oturabilirsiniz. Kısa bir mola verebilir, içinize derin bir nefes çekebilirsiniz. Haydi hep birlikte bağıralım: KENDİM İÇİN KISA BİR MOLA!

Tuğçe Güçnar Kengil

BİR CEVAP BIRAK