Yorgun Jenerasyon: Y Jenerasyonu

Yorgun Jenerasyon: Y Jenerasyonu

88
0
PAYLAŞ

21. yüzyılın en çok konuşulan konularından biri olan kronik yorgunlukla ilgili yapılan pek çok çalışma, özellikle günümüzde yaşları 22 ila 37 arasında değişen Y jenerasyonunu ‘Yorgun Jenerasyon’ olarak tanımlıyor. Amerikan Psikologlar Derneği’nin yayınladığı bir rapora göre günümüzün yetişkin bireyleri olan Y jenerasyonu şimdiye kadar tüm jenerasyonlardan çok daha yüksek stres altında. Artan stres seviyelerinin beraberinde gelen endişe, kaygı gibi pek çok olumsuz duygu ve uyku bozukluğu gibi fiziksel problemler hem zihinsel hem de bedensel olarak çok daha yorgun, bitkin ve enerjisiz hissetmemizin başlıca sebeplerinden.

Artan stresin neden olduğu fiziksel ve zihinsel yorgunluk sorumluluklarımıza odaklanamamamıza, tamamlamamız gereken işleri bitirecek motivasyonu bulamamamıza, yapılacaklar listesindeki görevlerimizin gittikçe daha da çoğalmasına, dolayısıyla hiç bitmeyecek bir stres-yorgunluk döngüsünün içine hapsolmamıza neden olabiliyor. 

Çağın beklentilerini karşılayamamak, insanlık tarihinde görece yeni olan aşırı ve bilinçsiz teknoloji kullanımı, hızlı ve aceleci kültür, hepsinden de önemlisi yorgunluğun günümüzdeki en önemli sebeplerinden biri olan stresle en sağlıklı şekilde nasıl başa çıkılabileceğini bilmemek daha yorgun hissetmemize sebep olabiliyor. 

Yorgunluk nedir?

Toplumda oldukça yaygın görülen bir semptom olan yorgunluk en genel haliyle halsiz hissetme, enerji ve mod düşüklüğü, aktiviteden kaçınma, isteksizlik ve performansın azalması olarak tanımlanabilir. Tek başına ayrı bir hastalık ya da problem olarak tanımlanmasa da, yorgunluk hissi bir semptom olarak pek çok hastalığın belirtisi olabiliyor. Yorgunluk denildiğinde akla ilk gelen şey fiziksel yorgunluk olsa da, yapılan araştırmalar, yorgunluğun fiziksel olduğu kadar zihinsel belirtilerinin ve nedenlerinin olduğunu gösteriyor.

Yorgunluğun fiziksel boyutu: Uyku kalitesi, beslenme alışkanlıkları ve hareketsizlik

Gün içinde enerjik olmanın ve yorgun hissetmemenin en önemli formüllerinden birinin yeterli uyku, sağlıklı beslenme ve egzersiz üçlüsü olduğunu biliyoruz. Biyolojik ritmimize uygun şekilde aydınlık olan gündüz saatlerinde bedenimizin ihtiyaç duyduğu besin öğelerini almak ve üretkenliğimize katkı sağlayacak alışkanlıkları sürdürmek, karanlık saatler olan akşam ve gece zamanlarında ise metabolizmayı dinlendirme ve rahatlatma moduna geçirerek enerji depolamasını ve yenilenmesini sağlamak yorgun hissetmemenin en önemli gerekliliklerinden. 

İnsanlığın var olduğu günden beri sürdürülegelen ancak modern yaşama geçişle birlikte bozulan biyolojik ritmin tam tersine bir düzen izleyerek gece geç saatlerde yemek yemek, yeterince su içmeyerek bedeni susuz bırakmak, düzensiz ve yetersiz uyumak, enerjinin fazla olduğu gündüz saatlerinde hiç hareket etmemek, bedenin enerji üretmek için ihtiyaç duyduğu besin öğelerini almamak gibi pek çok alışkanlık fiziksel olarak yorgun hissetmemize sebep olabiliyor. Fiziksel yorgunluğa sebep olan faktörlerle ilgili detaylı bilgiyi ve fiziksel yorgunlukla başa çıkma önerilerimizi ilerleyen günlerde paylaşacağımız yazılarımızda bulabilirsiniz. 

Yorgunluğun zihinsel boyutu: Stres, endişe, korku ve fazla düşünmek

Yorgunluk hissi fiziksel olduğu kadar zihinsel tükenmişlik olarak da kendini gösterebiliyor. Herhangi bir konu, problem, olumsuz yaşam deneyimi ya da ilişki üstüne çok fazla düşünmek, çok sık kararsızlık yaşamak, hızlı yaşamaya çalışmak, sabırsızlık gibi davranışlar; bu davranışlara eşlik eden düşünceler ve duygular kendimizi yorgun hissetmemize sebep olabiliyor. İnsanlığın geçmişinden bugüne beraberinde getirdiği varoluşsal ‘hayatta kalma’ kaygısına modern yaşama geçişiyle eklenen deprem korkusu, salgın hastalık endişesi, finansal belirsizlik, bilinçsiz teknoloji kullanımı gibi pek çok stres faktörü daha yorgun hissetmesine neden olabiliyor. Benzer şekilde günümüzde seçeneklerin fazla olması da, zihnimizin karar verme yorgunluğu yaşamasına sebep olabiliyor. Eskiden ne bulursa onu yiyen insanoğlu, artık yemek yiyebilmek için menüde yer alan yüzlerce seçenekten birini seçmek, karnını doyurmak için zihinsel olarak ekstra bir çaba sarf etmek durumunda. Satın aldığımız küçücük bir iğneden evlenmek istediğimiz kişiye kadar hayatımızın her anında karar vermek ‘zorundayız’. Sadece karar vermek bile başlı başına bir zihinsel yorgunluk sebebiyken buna stres, korku ve endişe gibi durumların da eklenmesiyle zihinsel yorgunluğumuz katlanarak çoğalıyor. 

Kaynak: BBC Future