Yolda Olmak

Yolda Olmak

84
0
PAYLAŞ

Evimizin kapısından dışarı adımımızı atıp da gideceğimiz yere doğru yola koyulduğumuzda zihnimizde çoğunlukla varacağımız yer vardır. Dolayısıyla yola değil, gideceğimiz yere odaklanırız.

Yaşamımızda da odağımızı varacağımız o ‘son nokta’ oluşturur. Okumak istediğimiz üniversite, girmeyi çok istediğimiz bir iş, mesleğimizde ulaşmayı amaçladığımız pozisyon, almayı çok istediğimiz bir ev, hayatımızı birleştirmek istediğimiz insan… Örnekleri çoğaltmak mümkün. Tüm bunlar hayat yolculuğumuzda ilerlerken aşacağımız kilometre taşları ve hiç biri varılacak son noktalar değil. Bizler çoğu zaman ‘menzilimize ulaşmaya’ çabalarken yolda gördüklerimize, yaşadıklarımıza, deneyimlediklerimize hak ettikleri önemi ve değeri vermeyiz. Amaçlarımıza sahip çıkarak onlara erişmek için çalışırken yürümekte olduğumuz yolun kendisini gözden kaçırırız.

Oysa varmayı arzu ettiğimiz yerler kadar yaşamımızı anlamlı kılacak olan, yürüdüğümüz yolun ta kendisidir. Ormanda veya deniz kenarında yürürken ya da koşarken çevremizde olup bitenin farkına varmaksızın; hatta bizzat orada bulunduğumuzun dahi ayırdında olmaksızın ilerliyor olmak, yalnızca parkurun bitiş çizgisini düşünmek, o gün kaç kilometre mesafe kat ettiğimize odaklanmak neyse ‘yolun ayırdında olmadan yürüyor olmak’ da o.

Yakın zamanda seyrettiğim, yönetmenliğini Ken Kwapis’in üstlendiği, baş rollerini Robert Redford ve Nick Nolte’nin paylaştığı 2015 yapımı “A Walk in the Woods” filmi aslolanın yolu katetmek olduğuna dair izleyenlere anlamlı bir mesaj verir. Film, mesleğinde başarılı, varlıklı, çevresinde sevilen ve mutlu bir aileye sahip bir gezi yazarı ile gençliğini hovardalıkla, içkiyle harcamış, başı dertten ve borçtan kurtulamamış eski bir arkadaşının kader birliği yaparak çıktıkları uzun doğa yürüyüşünde yaşadıklarını konu alır.

İki arkadaş, böyle bir doğa yürüyüşü için ilerlemiş yaşlarına rağmen vahşi doğaya meydan okumaya kararlıdırlar. Arka plandaki mücadele ise yaşlılığa ve ölüme karşı bir dik duruştur. Zorlu yürüyüş parkurunda deneyimledikleri tüm olumsuz şartlar ikiliyi ilerlemekten alıkoymaz.

Ne var ki, aylar süren yolculukları onları fiziksel ve ruhsal açıdan yıpratır. İki arkadaş, yürüyüşlerini parkurun sonuna ulaşmadan tamamlama kararı alır. Gezi yazarı, parkuru tamamlayamamış olmanın üzüntüsüyle en azından parkurun sonundaki dağı görebilmeyi arzu ettiğini söyler. Arkadaşının cevabı, ‘önemli olanın yola çıkmak ve yolu yürümek cesaretini göstermiş olmak’ olduğu şeklindedir. Yolu tamamla(ya)mamış olmalarına rağmen bu yola çıkmış ve bu yolu yürümüş olmaları aslında en büyük anlamı barındırmaktadır.

Yaşamımız da bu filmin dekorunu oluşturan doğa yürüyüşü parkuruna benzer. Yola nereden başladığımız bellidir; ancak, nereye varacağımızı planlasak dahi oraya ulaşıp ulaşamayacağımızı önceden bilebilmemiz mümkün olmaz. Bu yolda bize kimlerin eşlik edeceğine çoğu zaman biz karar versek de işler her zaman arzu ettiğimiz şekilde gelişmeyebilir ve hiç aklımıza gelmeyen kişilerle o yolu yürümek durumunda kalabiliriz. Önemli olan bize eşlik eden insanlardan ve yolun kendisinden neler öğrenebileceğimizdir.

Her zaman “yolda olun”…

Ünal Elbeyli