Yeni açıklanan Yükseköğretim Kurumları Sınavına ithafen;

Yeni açıklanan Yükseköğretim Kurumları Sınavına ithafen;

167
0
PAYLAŞ

Yıllardır çözülemeyen bir sorun olarak karşımıza çıkan, her yıl olmayacak hatalarla gençlerimizin hayallerini yıkan sınav sisteminde köklü değişikliklere gidiyoruz denilerek palas pandıras hazırlanan yeni sınav sistemi bence beklentileri karşılamaktan uzak çıktı.

Bu yıl Yükseköğretim Sınavına girecek bir öğrenci annesi olarak ciddi endişelerim var. Zaten vardı, şimdi içinde bulunduğum düşünce; “Çocuklarımızı devasa bir bilinmezlik çukuruna attılar”… Yani kendileri bile farkında değiller bence…

Dönem ortasında yapıla gelen önceki ismiyle YGS, Haziran ayının bir Cumartesi sabahına kaydırılarak ismi Temel Yeterlilik Sınavı (Muhtemelen kamu bunu da TYS olarak kısaltacak) olan ve en az 150-180 puan alan öğrencilerin Ön Lisans tercihleri yapabileceği bir sınav oturumu. Ve 180 ve üstü puan alan öğrencilerin de aynı gün (altını özellikle çizdim) öğleden sonra gerçekleştirilecek sınav oturumuna katılabileceği bir yenilik. Yenilik diyorum çünkü sabahtan öğlene bu çocukların puanlarını hesaplayabilmek için ölçme değerlendirme konusunda mutlaka bir yenilik yapmış olmaları gerekir bu uygulamayı şahsen çok merak ediyorum.

Yok, ikinci sınava girsinler biz ikisini bir değerlendireceğiz gibi bir düşünce içindeler ise niye bu sınav, bu yeni biçiminde iki ayrı oturumda yapılıyor? Bir oturumda iki değerlendirme yapılamaz mı?

Ayrıca yerleştirmede esas alınan 18 puan türü 4’e indirilerek çocukların tercih yapma şansını çoğaltacağız derken çocukların hedeflerinden sapmasına neden olmaz mı? Sırf açıkta kalmamak adına çocukların tercih yapmalarına ve gerçekte istedikleri alan veya meslek dışında okumalarına sebep olmaz mı?

Önceki sınav sisteminde Tıp tercihi yapacak olan bir gencin Fen alanındaki netleri puan hesaplamasında onu farklı bir kategoride değerlendirirken, şimdi sadece Matematikteki net sayısı esas alınacak. Yani Mühendis olabilecek bir gencin açıkta kalmamak adına bir tıp alanını yazabilmesi ve oraya yerleştirilmesi demek oluyor.

İşte burada devreye girmesi gereken,

  1. Gençlerin kendi ilgi ve isteklerinin ve hatta yeteneklerinin hangi alanlarda olduğunun net bir şekilde bilmesi ve farkında olmasından geçiyor. Artık bu İzotomi ile kolayca mümkün.
  2. Ailelerin de çocuklarıyla ilgili yukarıdaki farkındalığa sahip olması gerekiyor.
  3. Okulların “kaç öğrenciyi üniversiteye soktuğunu” belirten nicel verilerden uzaklaşıp, “kaç öğrencisini kendi hedeflerinde ve yetkinlikleri doğrultusunda hayallerini gerçekleştirdiği” ni ifade eden, nitel verilerle kurumunu anlatması gerekiyor.
  4. Gençlerimiz günümüzde sadece istatistiklerde birer sayı değeri olarak karşımıza çıkıyor. Onların önce ailelerinde sonra da sosyal hayatta yaşayan, arzulayan, isteyen, hayal eden, çabalayan, gören, duyan, hisseden insanlar olarak kabul edelim. Ailelerin, öğretmenlerin, kurumların değil kendi hayallerini yaşamak için burada olduklarını hiç mi hiç unutmamamız gerekiyor.

Devam etmek gerekirse,

Yine aynı gün öğleden sonra yapılan ve en az 180 puan alabilmiş öğrencilerin katılabileceği bu ikinci sınav oturumunda kendilerini “yeterli puan almış” olarak hesap eden öğrenciler ikinci oturuma boşu boşuna girmiş ve o bertaraf edilmek istenen sınav stresini boşu boşuna yaşamış olmayacak mı?

Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS diyelim) sonrası değerlendirme ve yerleştirmelerin nasıl olacağı ile ilgili bir açıklama yapılmadığı için o sürece ait bir şey söyleyemiyorum. Onu da yaşayıp göreceğiz.

Ama çocukların sınav süresini kısıtlayan uzun ama çok uzun paragraflı sorulardan ve her yıl yaşanan birden çok cevabı olan sorulardan söz edilmedi. Bu konuda dikkat edilecek mi? Onu da yaşayıp göreceğiz.

Bir de sorularda MEB müfredatı esas alınacakmış. Her yıl olduğu gibi….

Bu sistemde bana mantıklı gelen tek bir konu oldu. O da TYT’de 200 puan ve üzeri alan öğrencinin aynı puanı isterse bir sonraki yıl sınava girmeden kullanabilecek olması.

Özellikle sadece 80 soru (40 Türkçe, 40 Matematik) ile yapılacak TYT sınavında soru sayısının azalması ile bana göre ölçme ve seçme yapılabilmesi için bu sınav sorularının zorluk derecesinin artacağı yönde bir düşüncem var.

Üniversite sınavlarında özellikle lise son sınıf öğrencilerinden geçen yıl 38483 adayın bir net bile yapamayarak “sıfır” çektiği bir sınavın daha zor olması halinde bu sayının daha da artacağı kaçınılmaz sonuçtur.

Bunun aksi gerçekleşir ve zorluk derecesi değişmez ve/veya bir nebze kolaylaşırsa, 2 yıllık diye söz ettiğimiz Ön Lisans programlarına daha fazla öğrenci kayacaktır. Amaç eğer mesleki anlamda 2 yıllık ön lisans programlarını tercih etmeleri sağlanarak Lisans programlarındaki kontenjanları rahatlatmak veya başvuruları azaltmak ise, bu sefer de 4 yıllık Lisans eğitimi almamış kişilerin iş hayatlarına başlamak istediklerinde maalesef yeterli oranda tercih edilmemeleri gerçeği ile karşı karşıyayız.

Ön Lisans eğitimi önemli mi evet önemli ama bu, ne yazık ki gerçek hayatta aynı oranda işlevsellik kazanmıyor.

Tüm bu yeni ve düşündüren sistem değişikliğinde ben kendi adıma doğru bir yerde ve farkındalıkta olduğum gerçeğiyle bir kez daha mutlu oldum.

Bu yıl sınava girecek çocuğuma rehberlik edecek, hem kendisini hem de bizim onu tüm yönleriyle keşfedeceğimiz bir sistemin içinde, İzotomi gücünün tüm bu sınav karmaşasından onu çekip çıkartacağını biliyorum.

Tercihlerinde “ açıkta kalmamak” düşüncesiyle hareket etmeyecek. İstatistiklerde bir sayı olmayacak. Birilerinin başarı grafiğinde çizgiden ibaret olmaktansa, kendi başarı grafiğini çizecek. Onun başarı grafiğinde ise mutluluk olacak. O mutlu ise biz de mutluyuz. Ebeveynler olarak tek istediğimiz de bu değil mi?

Serpil Ünal
Öğrenci, Eğitim ve Aile Koçu

BİR CEVAP BIRAK