Yazarlarla Sohbetler ( Kılıç Aslantürk & Fügen Albayrak )

Yazarlarla Sohbetler ( Kılıç Aslantürk & Fügen Albayrak )

407
0
PAYLAŞ

“Her zaman olduğu gibi şimdi de tüm seçenekler önünde. Dilediğini seçmekte özgürsün. Geçmişine attığın tüm düğümleri kendi ellerinle bağladın. Bunca yıl sonra dönüştüğün şey her neyse, o olmayı sen seçtin. İnsan, amaçladığı şeye dönüşür, amaçladığı şey, insanı dönüştürür. Öldürmeyi amaçlayan, katil olur. Katil olan, öldürür. Çalmayı amaçlayan, hırsız olur. Hırsız olan, çalar. Dönüşüm bir yan etki değildir. Dönüşüm, etkinin kendisidir. Gelecekte neye dönüşeceğine, yine sen karar vereceksin.”  

Yukarıda ki satırlar Kılıç Aslantürk’ün kitabı Acıyan Yerini Bul’dan. Kılıç ile harika bir sohbet gerçekleştirdik. Yazma sürecini, kitabını ve yeni projelerini anlattı.

Fügen: Öncelikle hayırlı, okuyanı bol olsun diyelim ve ilk sorumu sorayım. Seni yazmaya iten şey neydi?

Kılıç: Aslında yazmak hep hayatımın önemli bir parçasıydı. Kendimi yazarak ifade etmek beni hep rahatlatmıştır. Bununla birlikte, hayatım boyunca yaşadığım güçlükler ve profesyonel kariyerimde hep tanık olduğum -çoğunlukla da bir parçası olduğum- karanlık ve aydınlık arasındaki mücadele içimde yaralar açmış, derin izler bırakmıştı. İş yaşamına yeni girecek olanların insanlık tarihi kadar eski olan ama hiç konuşulmayan bu mücadeleyi bilmeye ve buna hazırlanmaya; kariyerinin bir noktasına gelmiş ama bu yolculukta (benim gibi) sürekli yaralanmış, yorulmuş, usanmış olanlarınsa, çok güçlü görünen bu kesif karanlığın yenilebileceğine inanmaya ihtiyacı vardı. Kendimi bildim bileli hep bunun için bir şeyler yapmak zorunda olduğumu hissetmiştim. Artık bunun benim yaşam amacım olduğunu biliyorum. Elinizde tuttuğunuz kitap da işte bu yaşam amacımın geniş kitlelere ulaşacak ilk meyvesidir.

Fügen: Kitabın içeriği kadar isminin de ayrı bir hikayesi var gibi geldi bana. Aklına nasıl düştü bu isim?

Kılıç: Hayat, bazen hepimizin içinde irili ufaklı yaralar açar. Bunların sayısı öyle fazladır ki, bazen iyileşemeyeceğimize inanır, umudumuzu yitirir, acımızı kaybederiz… Oysa iyileşen yaralarımız kapanır. Kaybolmayan yalnızca yara izleridir, ki onlar da bizi “biz” yapar. Acılarımızı kaybettiğimizde, yaralarımız iyileşemez. İyileşmeyen yaralarımız iltihaplanır ve bizi içten içe zehirlemeye başlar… Kanımız koyulaşıp kararır. Vicdanımız sağlığını yitirir, yüreğimiz kuruyup küçülür, yok olur. Yaşadığımızı sanırız ama aslında birer ölüden farkımız yoktur. Ta ki acıyan yerlerimizi bulup yaralarımızı iyileştirene kadar.

Kitabın ismi herkesi hemen etkiliyor. Kuvvetli bir etkisi olduğunu ben de görüyorum. Bu cümle, hikâyenin içinde vardı zaten. Bir takım alternatif isimlerin arasında bu da yer alıyordu ama benim en çok içime sinen buydu. Yani güçlü bir metafor ya da insanı düşündüren bir aforizma olarak doğup, etrafına bir hikâye yazılıp ya da kitabın içine iliştirilip ardından da kitaba isim olmadı.

Fügen: Kitabı yazmak çok uzun sürdü mü?

Kılıç: Evet, yaklaşık 5 yıl sürdü. Kitabın vermesini istediğim mesajlar kafamda çok netti. Hatta önce bir kişisel gelişim kitabı yazmıştım. Bu kitap, karanlık ve aydınlığın ilkelerini ayrı ayrı listeliyor ve anlatıyor; insanların karanlık tarafta olanları iyi tanımasını ve kendilerini birer aydınlık lider olarak geliştirmesini amaçlıyordu.

Sonra kişisel gelişim kitaplarının samimiyet eksikliğine, didaktik söylemlerine  ve tepeden konuşan hallerine takıldım ve kitabı bastırmaktan vaz geçtim. Ardından yıllarca o kitaptaki mesajları da içerecek güçlü bir hikâye kurgulamaya çalıştım. Hem samimi hem de yaşamın içinden olmasını istedim. Bunu başarana kadar da acele etmeden bekledim. 5 yılı aşan bu sürecin sonunda hem istediğim gibi bir hikâye, hem de okurlarımdan önce beni mutlu eden bir kitap ortaya çıktı.

Fügen:Yazmak; güzel olduğu kadar sancılı bir süreç aslında. Yazarken zorlandığın şeyler oldu mu? En çok ne zorladı meselâ?

Kılıç: Dengeyi sağlamaya çalıştım. Kendi duygularımı kontrol etmeye çabaladım. Dünyaya daha objektif bakarak yazmaya, karakterleri de kendi sınırları içinde tutmaya gayret gösterdim. Sonra bütün bunların yersiz birer tutum, zorlama, formatçı ve yazarı sınırlayan kaygılar olduğu kanısına vardım.

Neticede yazar kendi hikâyesini, dilediği gibi, hangi etkiyle isterse öyle yazacak ve hakem de okuyucu olacaktı. Ayrıca, hep söylediğim bir şey var; her kitap, yazarın itiraflarıdır.

Bu bilince ulaşmak beni özgürleştirdi. Yazımı geliştirdi. Bunu şimdi ikinci kitabım “Küçük Antika Dükkânı”nı yazarken daha keskin hissedebiliyorum.

Fügen: Romanın kahramanları aslında günlük yaşantımızda rastlayacağımız kişilikler. Emir’i farklı yapan ne?

Kılıç: Emir’i bir roman karakteri olarak farklı yapan, onun bir “kahraman” olmaması bence. İş yaşamındaki bir insan olaraksa, Emir’in benzerlerinin çok olduğuna inanıyorum. Hepsi onun romanda yaşadıklarının türevlerini kendi kariyerlerinde yaşıyorlar ve hangi yöne gideceklerine karar verip kendi hikâyelerini yazıyorlar.

Fügen: Kitabın çok yeni olsa da yolda yeni bir kitap var mı?

Kılıç: Evet, elbette. Yazar dediğin yazar; durmaz.

Şu anda “Küçük Antika Dükkânı” adında yeni bir roman yazıyorum.

Hikâye, 1933 yılında ve Avusturya’da geçiyor. Hitler’in Avusturya’yı ilhak ettiği karışık dönemde Linz’de yaşayan, oradaki küçük bir antika dükkânında zorunluluktan çalışmaya başlayan on altı yaşında enteresan bir çocuğun gözünden yaşama bakıyor olacak okuyucularım bu kitabımda. Tabi bu sırada dükkândaki antika eşyaların hikâyelerinden de epey ilham alacaklar.

2016 sonbaharında raflarda olmasını planlıyorum.

Fügen: Kitabın, Sola Yayınlarından çıktı. Bunun özel bir sebebi var mı?

Kılıç: Elbette var. Birincisi; ben, Sola Yayınları’na, bu girişimin arkasındaki dostlara ve geniş Sola ailesinin gücüne, yaşam bilincine ve enerjisine inanıyorum.

İkincisi; Sola Yayınları, bir yayınevinin ticari kaygılarından önce dünyaya ve aydınlığa dair sorumluluk taşıyor. Bu anlamda çok önemli ortak bir noktamız da var.

Dolayısıyla kitabımı gönül rahatlığıyla kendilerine emanet ettim.

İyi ki de etmişim!

Fügen: Evet, kitabının yolu açık olsun ve kalemine kuvvet diyelim. Bana vakit ayırdığın için çok teşekkürler.

Kılıç: Ben çok teşekkür ederim.