Yaşasın Allah’ın Televizyonundayız!

Yaşasın Allah’ın Televizyonundayız!

231
1
PAYLAŞ

Selin/ Yaş 4,5

Günlerden bir gün; öylesine sıradan bir gün. Öylesine sıradan bir bırakış hali bende. Saçlarımı boyamamışım mesela haftalardır. Beyazlarım ışıldıyor siyahların arasında. Bu ışıltı küçük kızımı paniğe sürükler zaman zaman ve bana der ki “Anne hemen saçlarını boyamalısın, yoksa yaşlanacaksın.” Çoğu zaman kulak veririm bu paniğe ama bu aralar pek o havada değilim. Ağrılarım var mesela, önce sağ el bileğimde başlayan, sonra ayağıma, sırtıma yayılan. Ağrı kesiciler, görmezden geliciler, anlamaya çalışmalar derken zaman geçiyor tabi. Beden de yoruluyor, bir kısır döngü oluşuyor; yorulduğundan mı ağrıyor, ağrı çektiğim için mi yoruluyor falan derken.

Her şey normalmiş gibi yapmaya çalıştığım günlerin birinde, küçük kızıma banyosunu yaptırdım. Bizim yatağın üzerinde tırnaklarını kesiyorum. Böyle zamanlar başbaşa kalabildiğimiz, harika sohbetlere şahitlik eder bazen. Bugün de onlardan biri.

-Anne, Allah bizi görüyor mu?

-Evet.

-Yaşasın!!!

Şaşkın gözlerle bakıyorum, devam ediyor.

Yaşasın annneeee Allah’ın televizyonundayız.

Vay be diyorum içimden, harika bir fikir. Gerçekten öyle. Bildiğin canlı yayındayız sürekli. Ben bunları düşünürken…

– Allah öldü mü?

– Hayır

Burada biraz sessizlik oluyor.

– Anne bizim içimizde insan mı var yani?

– Evet

(Eliyle burnuna, yanağına dokunarak) Yani bunlar kostüm mü? diye söze devam ediyor.

– Vay be şahane fikir.

– Evet

– Peki çıkıyor mu?

Burada artık zorlanmaya başladığımı hissediyorum. Ne desem, evet canım. Bunlar beden, bu bedenlere üflenmiş ruhlarız aslında ve evet günü geldiğinde bu bedeni bir elbise gibi çıkarıp yola devam edeceğiz diyemem.

– Çıkmıyor, kalıcı bir kostüm bu.

– Hmmmm, e nasıl çıkacak?

– Ben de bilmiyorum, onu da zamanı gelince öğreneceğiz.

Ben, bu cümleleri duyduğum an itibari ile doğarken bildiğim, zaman zaman hatırladığım, sonra yeniden unuttuğum bilgiye ulaşmış olmanın coşkusunu yaşıyorum. Sonra ne mi oldu? Büyüyünce ruj sürüp süremeyeceğini sordu. En güzeli de bu değil mi? Hayat unutturur bize bu büyük bilgiyi.

Her ne yolla inanıyor ya da yaşamınızı sürdürüyor olursanız olun, insan düşündüğü ve yaşadığı sürece insan olarak varlığını sürdürüyor. Yaşadığımız, yaşadığımızdan ne anlam çıkardığımız, soyut kavramlar üzerinde de en az somut olanlara kafa yorduğumuz kadar düşündüğümüz sürece varlığımızı onurlandırıyoruz.

Allah’ın televizyonu fikri, yaşamım boyunca yolumu aydınlatan fikirlerden biri olarak kalacak biliyorum. Sen buna istediğin adı ver, vicdan de, ahlak de, inanç de ne istersen söyle. Önemli olan tanımlayan değil, tanımın kendisi.

Yaratıcılık bu hayatta sahip olduğumuz en büyük zenginlik. Hepimiz bu harika ışık ile doğarız. Dünyaya gelişimizle birlikte bizi büyüten çevre, anne-babamız, toplum daha neler neler ile ışığımız gölgelenir durur. Gün gelir “Yok ya ben o kadar yaratıcı değilim.” inancı sarar zihnimizi. Engellerimizi, duvarlarımızı emek emek oluştururuz, oluştururlar, sahipleniriz bizim olurlar. Hiç olmadılar aslında, öyle sınırsız ki yaradılışımız.

Her çocuk, bu sınırsızlığına saygıyı hak eder. Onlara kuralları sürekli olarak hatırlatmamıza gerek yok. Onlar biliyorlar, bilerek geliyorlar. Bildiklerini unutmamalarını sağlamaya çalışmak; onunla harika anlar yaşamanız ve ona öz benliği ile büyüyebilme özgürlüğünü vermeniz demek.

Sevgili küçük kızım; küçücük bedenin, kocaman aklınla bana bu büyük hediyeyi verdiğin için teşekkür ederim.

Hepimiz Allah’ın televizyonunda başroldeyiz.

Sevgiyle ve şükranla
Gökçe

Editörün Notu: Çocuklar dünyaya sorularla gelir. Birçok ebeveyn, felsefi fikirleri çocuklarıyla tartışmak arzusundadır ancak bunu nasıl yapacaklarını bilemezler. Filozof Çocuk ebeveynlerin terlediği felsefi sorulara nazikçe yaklaşmanın yollarını öğretiyor.