Yaşamak için Yaşamak

Yaşamak için Yaşamak

141
1
PAYLAŞ

“Gözünü seveyim bir sus. Bırak şu cep telefonunu da elinden. Tanık ol. Sessizce çık şu zirveye, var olduğunu hissederek”, der gibi karşıma oturmuş bana bakıyordu Osho.

Her ne kadar huzurlu guru tiplemesiyle avuç içlerini birleştirmiş olsa da, beyaz çorapları ve parmak arası terlikleriyle ve yüzündeki muzip gülümsemeyle hele hele Bollywood filmlerindeki İngilizcesi ile güldürdü beni. Hafifleyip yaslandım arkama..

Yol boyunca düşünmüştüm, Bursa’ya varınca minibüsle mi Uludağ’a çıkayım yoksa teleferikle mi? Kime sorsam teleferik fikrini aklına getirmiyordu. Aklımda yıllar önce birlikte aynı okulda çalıştığım resim öğretmeni Lale Hanım geldi Bursa’ya yaklaşırken. Genellikle Cuma günleri iş çıkışı bir kafeye giderdik. Birisi çay ya da kahve söylese hemen atılırdı. “Yahu her gün evde çay kahve içiyorsunuz, değişik bir şeyler deneyin biraz, baksanıza bin çeşit aromalı çay seçeneği var mesela”. Hiç unutmadım o sözleri, hep en bilmediğim daha önce tatmadığım yemekleri, içecekleri seçtim menülerden. Yok en iyisi teleferikle çıkmak ama hala acaba mı derken cep telefonum titredi. Çok sevdiğim bir arkadaşımın ailesinin en yaşlı üyesinin vefat haberini paylaştığını gördüm bir sosyal paylaşım sayfasında. Dört neslin bir arada olduğu bir fotoğrafın altına ”Acılardan kurtulmayı çok istiyordu. Dün gece saat 3 artık dayanamadı kalbi. Hayatta kalmak için değil, yaşamak için yaşanmalı hayat” diye yazmıştı”, ve bu sözler beni teleferik yoluna fırlatmaya yetti.

Belediye otobüsünde teleferik için hangi durakta ineceğimi sorduğum iki üniversite öğrencisi gençle sıramızı bekledik. Sıra bize gelince “Sizi öbür kabine alacağım” dedi görevli memur beni rahatlatmak istiyordu kendince. Herhalde burada da otobüsteki gibi ‘bayan yanı’ uygulaması var iyi de etrafta bayan yok derken kabin geldi ve bindim. O da ne kapılar kapandı. Uçuyorum tek başıma. Aya fırlatılmış gibi hissettim bir an. Kemer yok, düğme yok. Benim yapmam gereken hiç bir şeyin olmadığı bir yer. İşte tam o sırada Osho belirdi karşımda ve diyeceğini deyip hemen kayboldu bembeyaz bir sis bulutu içinde.

Dört yanım bembeyaz, dağlar kızı Heidi gibi gözlerim ve ağzım açık cama yapıştım. Hiçbir şey görülmüyor. Tek duyduğum kalbimin sesi. O zaman teslim oldum. Yıkadı bulutlar sanki beni, sardı sarmaladı, yeniden şarj etti ve yavaş yavaş çam ağaçları görünmeye başladı. Ardından az önce çok olağandışı bir şey yaşanmamış gibi gidip gelen diğer kabinler belirdi. Arkama dönüp baktım. Bu bir film sahnesi olsaydı oyuncu kesinlikle çığlık atardı. Pamuk gibi bulutların üstündeydim. İnsanlar, binalar, hastalıklar, ölümler, zulümler, kavgalar da aşağıdaydı tüm sevdiklerim de.  

Yaklaşık 20 dakikalık yolculuğun geri kalanı, çam ağaçlarının ardından kim  çıkacak diye bakarak geçti. Öbür dünyaya geçtim ya bir ara artık yaşamayan sevdiklerimi gördüm. Babamı gördüm ilk oh ne güzel belgesellerde izlemeye bayıldığı gibi kurtlarla köpeklerle oynaşıyor. Sonra bir de baktım, Bahar çok genç yaşta aramızdan ayrılıp arkadaş ölümü travması ve korkusuyla beni ardında bırakan Bahar. Can çıkar huy çıkmaz derler ya dikilmiş bir ağacın altına hımmm diyerek inceliyor “acaba bu hangi cins çam ağacı, saat kaç oldu hala inmedi Yeşim teleferikten acaba kötü bir şey mi oldu?” Ya bir bırak Baharım, böyle yiyip bitirmedin mi zaten kendini?

Otele vardığımda hava kararmıştı. Eşim ve arkadaşları kar motoruyla gezeceklerdi ama gitmemiş beni beklemişler. Bir de kar motoru mu? O da ne ? Bunda da kemer falan yok. Eee ben nereye tutunacağım diye sorunca belime sarılacaksın tabi dedi eşim. Ah ninecik ah, seni bilmem hayattayken ne yaşadın ama ben senin sayende akşamın körü, kar motorunu ilk kez kullanan eşimin beline sımsıkı sarılmış halde tepelere çıktım ve indim. Neyse ki burada komutlar vardı şimdi sağa yaslan, hadi şimdi sola diye. Doğrusu zaman zaman çok korktum, birkaç dönemeçte kayar gibi olduk ama iyi ki yaşadım bu deneyimi. Otelde kalıp dinlenip kahve de içebilirdim ki aylaklık edip vakit geçirmek de güzel, o da lazım ama küçük küçük renkli, heyecanlı, ilginç anılar toplamı değil mi bizim esas mutluluk biriktirmemize yarayan?

Teşekkürler sevgili Umut Kısa ve ninesi…sayenizde yaşamak için yaşadım…

1 YORUM

  1. Sevgili Yeşim,
    Sıradışı bir yazı, duygular, renkler, yaşamdan kesitler. Bir solukta okunan, sadece okunmakla kalmayan insanı içen alan, sanki o macerayı, o süreci yaşamış gibi hissettiren çok güzel bir yazı. Eline, emeğine bilişine sağlık.

Comments are closed.