Yaşam Bir Tuval

Yaşam Bir Tuval

42
0
PAYLAŞ

Hayatın içinde en iyisi olmak adına sürdürdüğümüz bir mücadele var. Bulunduğumuz yerle, sahip olduklarımızla, ulaşmayı hayal ettiklerimizle var olma çabamızı sürdürüyoruz. ‘Hayatta en iyi olmak’ ile ‘iyi bir hayata sahip olmak’ arasındaki farkı düşünmek adına kendimize ne kadar vakit ayırdığımızı ise muhtemelen sorgulamıyoruz. Daha da ötesi, ‘daha iyi bir dünya için ne yaptığımızı’ kendimize sorduk mu şimdiye kadar?

Hayattan beklentilerimiz hakkında hem kendimize hem de çevremize söyleyegeldiğimiz pek çok şey olduğuna inanıyorum. Eğer kurabiliyorsak hayallerimizde yer verdiklerimiz bizlere yaşam yolculuğumuzda kılavuzluk eden yol işaretleri misali önümüzde uzanıyor. “Bu hayattan ne bekliyorum?” tarzı bir soruyu yaşamımızın anlamını bulmak adına kendimize çok kez sormuşuzdur. Anlam arayışı içerisindeki insanın belki de yüzyıllardır sorduğu sorudur bu. Rotamızın başlangıç noktası olarak kendimizi esas aldığımız, hattâ çizdiğimiz çemberin merkezine kendimizi yerleştirerek çevremize baktığımız bir ortamda hayatın bizden ne beklediği hakkında ne kadar düşünmüşüzdür? Hep kendi isteklerimiz ve beklentilerimiz doğrultusunda çizdiğimiz rotada kalmak adına dümen tutarken acaba çevremizde sürüp giden hayat nelere ihtiyaç duyar? “Bu hayat benden ne bekler?”

Temel fiziksel ihtiyaçlarımızı karşılamak adına sürdürdüğümüz var olma mücadelesi binlerce yıl sonra dahi sürüyor. Önce avcı toplayıcı bir yaşam süren; sonra yerleşik düzene geçerek işlediği toprağı sahiplenen; tarlasını, evini, köyünü, şehrini korumak adına yeri geldiğinde savaşlar veren insanoğlu günümüzde bu mücadelesini hem fiziksel dünya boyutunda sürdürüyor hem de kendi özünü merkeze koyduğu iç dünyasında. Sahip olmayı arzuladığı maddiyatı bir kenara bırakırsak insanın öz varlığını beslemek adına yaptığı her şey, belki de o farkına varmaksızın sonu olmayan bir erime ulaşıyor. Merkezine kendisini yerleştirdiği çemberin sınırına doğru ne kadar yürürse yürüsün varamayacağı bir yere.

Bir an için bakış açımızı değiştirdiğimizi hayalimizde resmetsek ve çemberin merkezine kendimizi değil de hayatın ta kendisini konumlandırsak?

Nasıl ki, izlenimcilik akımı ‘sanat eserlerinin dış etkilerin içe yansıması, içte izler bırakması ve bu izlere dayanılarak yaratılması’ esasını temel alıyorsa bizler de çevremizdeki akışı farkındalığımıza davet etsek? Bizim dışımızdaki dünyada neler olup bittiğini biraz olsun gözlemlesek ve iç dünyamıza damıtsak?

Bir ressamın fırçalarından ve boyalarından tuvaline aktardığı renklerin cümbüşünden nasıl ki göreni hayran bırakan bir eser vücuda geliyor, bizler de hayatın tüm renklerini paletimize alarak kendi resmimizi tuvalimize yansıtsak? Aynı kompozisyon içinde aydınlığı, gölgeyi, canlılığı, neşeyi, hüznü… öz cümle hayatta var olan her ne varsa iç dünyamızda farkındalıkla harmanlayıp kendi yaşam resmimizi yapsak?

“Çizdiğim her resim kendi yaşamıma sorduğum bir soruydu.”

Leonardo da Vinci

Ünal Elbeyli