Yaş almak mı? İhtiyarlamak mı?

Yaş almak mı? İhtiyarlamak mı?

137
0
PAYLAŞ

Zaman ne kadar da hızlı geçiyor değil mi? Çocuklar ne çabuk büyüdüler, ne ara işler buraya geldi, yıl kaç olmuş be, o güzel tatilin üzerinden ne ara 5 yıl geçmiş… Her geçen günden bir şeyler öğrenmeye devam ediyoruz, her yaşanan ayrı bir tecrübe olarak ekleniyor hayatımıza. Günlük hayatın telaşından farkına varmak zor fakat kahvemizi elimize aldığımızda şöyle gözümüzü manzaraya diktiğimizde derin bir nefes alıp “yaşlanıyorum be” dediğimiz olmuştur.

Yaş almak çok da iç karartıcı bir durum gibi görünmüyor sanki, ne dersiniz? Geçirdiğimiz o güzel yıllar ufak ufak karelerle gözümüzde canlanırken yüzümüze kocaman bir gülümseme yerleşiyor. Bazen de canımız sıkılıyor o büyük kazayı hatırlamak bile istemiyoruz, belki de ayrılıklarımızı anımsıyoruz. Ama ne olursa olsun her yaşın ayrı bir güzelliği var. Peki ya ihtiyarlamak?

İhtiyar kelimesi yaş almakla eş anlamda yazılıyor sözlükte fakat ihtiyar deyince algımız bir anda değişiveriyor. Yaşlı, aksi, bunamış, uyumsuz koca koca insanlar geliyor gözümüzün önüne. Hatta bir adım ötesi hakaret olarak bile kullanılıyor zaman zaman.

Peki ya siz yaş mı alıyorsunuz yoksa ihtiyarlıyor musunuz?

Bana sorarsanız hepimiz kesinlikle yaş alıyoruz.

Bu bakış açısı ile dikkat çekmek istediğim bir konu var, gençlerimiz.

Ergen olarak adlandırdığımız gençlerimize bakış açımızı biraz değiştirebilirsek onların bitmek bilmeyen sonsuz enerjisi ile çok şeyin değişeceğine eminim. Bu nasıl olacak? Çok basit, aynı yaş almak ve ihtiyarlamak örneğinde olduğu gibi; ergen yerine genç diyerek.

Bu düşünce ile paralellik gösteren, yaptığı bilimsel ve teorik çalışmalar ile “pozitif gençlik gelişimi” akımını başlatan Richard M. Lerner’in çok güzel bir kitabı var “Ergenlik hakkında her şey” kesinlikle tavsiye ederim. Özellikle ergen anne babasıysanız bir göz atın derim.

Örneğe dönecek olursak, Şöyle yapalım;

Gençlik yıllarını hatırlıyor musun? O lise yıllarında başında kavak yelleri esen deli kızı/çocuğu. Nasıl da coşkuluydun. Okuldan kaçıp sinemaya giderdin arkadaşlarınla, annenden habersiz onun rujunu alırdın belki, fizik sınavından düşük not almıştın da baban nasıl kızmıştı sana halbuki sen edebiyat okumak yazar olmak istiyordun, öğretmenler sınıfta bağırırdı da kimse sesini bile çıkartmazdı, anneler babalar hep nasihat ederlerdi dinlemezdik halbuki hep iyiliğimizi isterlerdi… örnekleri çoğaltmayı size bırakıyorum.

Ergenlik yıllarını hatırlıyor musun? O lise yıllarında…

Muhtemelen aklınıza utandığınız, içine kapanık duyguların olduğu, en ufak sivilceyi bile kafanıza taktığınız hatırlamak istemediğiniz anılar gelecektir. Burada biraz durup nasıl hissettiğini düşünmeni isteyeceğim.

Beynimizde güzel ve heyecanlı anıları gençlikle kodlarken kötü ve hatırlamak istemediğimiz anıları ergenlik kelimesi ile kodluyoruz. Halbuki gençlik ve ergenlik aynı dönem için kullanılan iki kelime. Aradaki fark sadece bakış açısı diye düşünüyorum.

Çocuklarımıza ergen diyerek onları hastalıklı bir dönemdelermiş gibi etiketlemesek keşke. Desteklesek, dinlesek, anlasak ve hatta yanlarında olduğumuzu hissettirsek. Gençlerin yarının geleceğinin oluşturduğunu unutmayalım. Bu dönemi desteklemek ve hatta fırsata çevirmek varken neden onları ergen diye nitelendirerek karşımıza alalım ve içinden çıkılmaz bir hale sokalım ki.

Uzun lafın kısası, o güzel gençlik yıllarımızı unutmadan yaş almaya devam edelim.

Fatma Aladağ
Eğitmen&Koç

Kitap Koala Sokak Hayvanlarına Destek Olmak İçin Kurulmuştur. Lütfen Ziyaret Ediniz!