YARGILANMADAN YAŞAYABİLMEK

YARGILANMADAN YAŞAYABİLMEK

55
0
PAYLAŞ

Toplumsal yaşam örgütlenme gerektirir ve ancak bir arada yaşama iradesi ortaya koyarak gerçekleşebilir. Var oluşunun başlangıcında toplu yaşama mahkum olan insanlar, iletişim becerilerileri geliştikçe toplumsal yaşama geçtiler. Geldiğimiz nokta ise ironik bir şekilde, seçme şansımız olmadan içine doğduğumuz toplumda, toplumsal yaşama mahkumiyet. Yalnız yaşamak insan doğasına aykırı olduğu gibi, günümüzde neredeyse imkansız.

Bir arada yaşamanın temel motivasyonlarından birisi aidiyet duygusu. Az ya da çok, küçük ya da büyük olsun; insanoğlu bir yerlere, bir şeylere ait olmak ihtiyacında. Ancak bilinçli olarak ait olmayı seçtiğimiz en küçük topluluklarda bile bize benzemeyen; ruhsal, zihinsel veya duygusal açıdan çok uzak düştüğümüz insanlarla karşılaşıyoruz. İnsanın tam anlamıyla kendine benzeyen insanlardan oluşan bir  topluluğu bulması ancak bir hayal. Hatta bunun iyi mi, yoksa kötü mü bir hayal oldugu tartışılabilir.

83 milyonluk nüfusuyla, dünya nüfus sıralamasında en kalabalık 18. ülke konumunda olan, çok kültürlü, etnik kökeni, ideolojisi, eğitim seviyesi ve yaşam tarzı birbirinden farklı milyonları içinde barındıran ülkemiz de, bize benzeyen ve benzemeyen insanlardan oluşuyor.

Güven ve barış içinde bir arada yaşamanın ön koşulu olan demokratik, adil ve paylaşımcı sistemi kurmak ve yönetmek devletin sorumluluğu olsa da, bireylere de düşen sorumluluklar bulunuyor. Bu sorumluluklardan en belirgin ve öne çıkanı, aynı duygu ve düşünceleri paylaşmadığımız insanlara karşı yargısız olabilmek, “diğerlerini” oldukları şekilde kabul edebilmek.

Hayatımızın bir parçası haline gelen sosyal medyayı izlerken, insanların birbirini ne kadar kolay yargıladığını gözlemliyorum. Geçtiğimiz haftalardaki İzmir Depremi’nin ardından sosyal medyada bir takım paylaşımlar dikkatimi çekti. Kendi hayatından paylaşımlar yapmaya devam eden insanlar hakkında olumsuz sözler sarfedildi, o insanlar hizalanmaya çalışıldı. Bazı insanlar istiyor ki diğerleri de acısını aynen kendisi gibi yaşasın, herkes kendisiyle aynı hissiyatta olsun ve ona göre davransın. Böyle birşey mümkün mü?

Buddha “ızdıraplar okyanusunda mutlu bir ada olamazsınız” der. Etrafımızda mutsuzluklar varken mutlu olabilmemiz imkansızdır. Ancak bu mutsuzluklardan ne kadar etkilendiğimiz tamamen kişisel hissiyatımızla alakalıdır. Kimimiz aylarca yas tutmayı seçerken, kimimiz bunu çok daha kısa sürede atlatabiliriz. Biz uzun süreli yas tutmayı seçiyoruz diye diğer insanlardan aynı şeyi beklemek, kendi davranış kalıplarımızı diğerlerine empoze etmeye çalışmaktan başka bir şey değildir.

Öte yandan insan olmak, diğer insanların değerlerine saygılı olmayı gerektirir gerçeğinden hareketle, şahsi düşüncem milletçe uğradığımız felaketlerde ve kayıplarda sağduyulu olmamız gerektiğidir. Ama sağduyu sadece sosyal medyada üzüntülerini belirtmek, veryansın etmek ya da günlük hayata dair paylaşımlara ara vermek değildir. Sonrasında yardım kampanyalarında yer alabilmek veya bu felaketlerin bir daha yaşanmaması için sosyal hareketlerde yer alabilmek de bu sağduyunun parçalarıdır. Belirttiğim gibi bu benim şahsi düşüncem ve davranış şeklimdir.

Hayatta müdahaleci olmamız gereken tek noktanın, bizim alanımıza ve kişilik haklarımıza müdahale edilen nokta olduğunu düşünüyorum. Hatta ben adalet değeri güçlü bir insan olarak, kendi açımdan müdahaleciliği, diğer insanların haksızlığa uğradığı nokta olarak genişletebilirim. Başkasına zarar vermediği sürece bırakalım her insan, ait olduğu sistemin gerekleri ve sınırları dahilinde, dilediği gibi ve yargılanmadan yaşayabilsin.

Sezgi Demir

Profesyonel Koç