YARATICILIK / Batlamyus Alfabesi

YARATICILIK / Batlamyus Alfabesi

149
0
PAYLAŞ

“Tamam anladık, hepimiz Tanrısal enerjileriz ve böylelikle içimizde güçlü bir yaratıcılık tözü taşıyoruz da, insan yaratıcılığının farklı bir boyutu olması gerekmez mi?”

Güzel soru böyle sorulur.

Siyasilerin çanak yalayıcı gazetecileri karşılarına oturtup, danışmanları tarafından önceden hazırlanan soruları sordurmaları gibi aşağılık bir kurgu oluşturduğumun farkındayım. Ancak bu arenada kuralları koyanın, aşağılık kurgular oluşturmak şöyle dursun onları yüceltme hakkı bile vardır.

Önsözde yer alan ve çok dillendirildiği için okuyucunun anlama kapasitesine saygısızlık çağrışımı yaptıran bir bilgiyi son kez tekrarlıyorum.

Batlamyus Alfabesi skolastiktir. Kurgu sorularla fikir antresi oluşturmak bize iyi gelecekse, öyle yapmaya hakkımız vardır.

Yaratıcılık aşamasında Tanrı ile aramızdaki en temel farklılık, bizim bir esin kaynağımızın olmasıdır. Kendi küçücük yaratıcılık oyunumuzu oynarken, ilham adını verdiğimiz, özünde Tanrısal Yaratım sürecinin bir parçası olan, akıldan akıla aktarılan, aktarıldıkça gelişen müthiş bir altyapı kullanıyoruz. Bu altyapının üstünde yaratıcılığın efendisinin verdiği sonsuz ilham var. Tanrı, bu konuda çok dezavantajlı, hiçbir esin kaynağı yok. Hatta bizatihi kendisi esin kaynağı olmak zorunda.

Bu aşamada hiç üstüme vazife olmasa da küçük bir eleştiri yöneltmek isterim.

Yaratıcı süreçte ürün vermeye başlamış herkes, bir sonraki eserinin bir öncekinden iyi olması gerektiği şeklinde bir baskı altında ezilir. Yaratıcılıkta ve özgünlükte -nasıl olacaksa- her defasında bir ileri adım atamıyorsak vahşi eleştirilere maruz kalırız. Hal böyle ise, Slav kadınlarını yaratan Tanrı’nın diğerlerinde bu kadar özensiz olmasını anlamakta güçlük çektiğimi itiraf etmeliyim. O ölçüde bir tasarım başarısı ve yaratıcı zekâdan sonra diğerleri, en hafif haliyle “savsaklama” sözcüğünü, cümlenin günah olmayacak bir yerinde kullanmayı gerektiriyor.

Konuya dönelim…

Yaşam denilen enerjinin geri dönüşsüz olması, Tanrı’nın varlığına birincil kanıt değeri taşıyorsa ikincil güçlü kanıt da insanın yaratıcılık becerisiyle Tanrı’ya öykünmesi olmalıdır. Yaratıcı bir çimento mikserine henüz rastlanmamış olması, bizi diğer enerji türlerinden ayıran bir özelliği vurguluyor. Şu konuda haddimizi bilmeyi başardığımız sürece, kontrollü bir kendini beğenmişliği hak ediyoruz. “Yaratıcılık bir enerjiyse, o enerjiyi biz yaratmadık.”

Tanrı’nın yaratıcı enerjisi o kadar yüksek ki, (kategorik olarak inançları istismar eden pislikleri de insan kabul edersek) yedi küsür milyar insan, o tek bir enerjinin kırıntılarından ilham alıyor.  Onu taklit ederek, her an mucizevi bir yaratıcılık sarhoşluğu içerisinde kıvanıyor. Diğer canlı türleri soyut zeka kuramı açısından hiç bir varlık gösteremezken, insan her iletişim anında ve her ifade biçiminde çok güçlü ve evrensel nitelik kazanmış soyut kavramlar kullanabiliyor. Bunun farkında olmayıp, misyonunu yeme, içme ve üreme faaliyetlerine indirgeyen kategoriyi, kabataslak yapılmış 7 milyar hesabından düşmek gerekir.