Yalan teşkilat kurmuş, doğru yalnızdır.

Yalan teşkilat kurmuş, doğru yalnızdır.

1049
0
PAYLAŞ

Yalanın gücü doğrunun güçsüzlüğünden değildir. Yalan teşkilat kurmuş, doğru yalnızdır.

Yaşar Kemal

Yaşar Kemal’in bu dizelerini hep önümde, aklımda, kalbimde tutarım. Çünkü öyle güçlü bir mesaj verir ki bir şey yapmak istediğimde altından nasıl kalkabileceğimi daha uzun düşündürtür bana…

Bir sahne düşünün doğru ve yanlışın savaşının olduğu binlerce kahramanlık hikayesinden biri olabilir. Her hikayede benzeri özellikler vardır. Doğru doğruları seçer, yanlış kötüyü… Doğru güvenir mesela, yanlış ise güvenmez ve ilk fırsatta doğrunun açığını görüp saldırabilir. Barış değil savaşı arar. Düzeltmeyi değil yasağı ve yasağı delmeyi arar. Bu yüzden doğruyu tuzağa düşürmek kolaydır.

Saldırmak için araç sayısı fazladır, değerleri ilkesizlikten beslendiğinden her yol mübahtır.

Ya doğru için öyle mi? Kullanılacak yöntemler ahlaklı olmalı, ilerletmeli ve insanları sürdürülebilir bir şekilde geliştirmelidir. Bunun için yasak değil eğitim gereklidir. Elbette sonuç almak emek ve zaman gerektirir.

Türkiye’de şark kurnazlığı diye bir kavram vardır. Bilmem aranızda hiç bunu düşünen oldu mu? Ben sebebinin yasaklar olduğunu düşünüyorum. Yasakları ortaya koyup öyle net ve baskıcı bir şekilde uyguluyoruz ki, insanlar etrafından, altından, yanından geçmek için yol aramaya başlıyorlar. Bir süre sonra herşeyi tanımlayan kurallar koyamayacağınız için mutlak bir açık ve delik buluyorlar. Bu da devleti daha sıkı ve detaylı kurallar koymaya yöneltiyor. Çünkü en baştan yöntem yanlış. Sonra da aklımız fikrimiz nasıl emeksiz bir şekilde kanunların etrafından dolaşırım anlayışına evriliyor.

Düşünün mesela Amerika’da neden noter yok ya da neden YÖK yok? Neden üniversiteler ve okullar devlet onayına bağlı olarak kurulmuyor. Okul kurma onayınız yoksa yasak, üniversite açamazsınız. Zaten şahıs olarak üniversite açmanız kesin olarak yasaklanmıştır. Amerika’da bu iş kolay, açarsınız okulunuzu ve özel akreditasyon kurumlarına başvuru yaparsınız, sizi akredite ederler ya da etmezler. Tüketici de tercihini buna göre yapar. İstemeyen akreditasyon olmadan eğitim verir. Öğrenci kendi yetkinlikleri ile seçimlerini yapar.

Yasaklar çözüm olamaz, devletin ilk yapması gereken sosyal kurumlar olan adalet, savunma ve zorunlu eğitim gibi konular dışında elini eteğini halkın içinden çekmesidir. İnsan hayatını düzenleme görevi devletin tek tip modellerine ait olmamalıdır. Bu olsa olsa 1950’lere kadar olabilecek ve o zaman için dünyada kabul edilebilecek bir süreçti. Devlet karışmak istiyorsa doğruyu göstererek, entellektüel ve sanatsal yatırımlar ve teşvikler yaparak müdahale etmelidir.

Yasaklar ve devletin hayata müdahalesi azalırsa bence şark kurnazlığı da azalacaktır.

Bir kaç gündür sosyal medyada dönen “Evlilik Programları” yasaklandı söylemi ilginç bir konu mesela. Eğer böyle bir şey varsa birkaç açıdan garip ve beyhude olduğunu söyleyebilirim.

TV izlenme gün geçtikçe azalıyor, hatta bir kısım izleyici çoktan Youtube’a geçti bile. Youtube üzerinde denetim yok, istediğiniz kadar saçmalayabilir, ürün yerleştirmesi yapabilir, küfür edebilir ve veya sigara içilen görüntüleri kesmek zorunda kalmazsınız. İnsanlar medyada heyecan, coşku, drama, eğlence yani yoğun duygular arıyorlar. Bazılarımızın kendi kendimize kalmaktan kaçmak için bu duygulara ihtiyacı var. Hayat sıkıcılıktan çıkıp daha dolu yaşanıyormuş gibi bir his veriyor. Ne kadar başkalarının hayatı olsa da… Ama bu onların seçimi ve benim görevim sevmiyorsam izlememek, başkalarının hayatına ve seçimlerine saygı göstermezsem onlar da benimkine göstermeyeceklerdir. Sizin seçimlerinize saygı gösterilmediğinde ne düşündüğünüzü bir aklınıza getirin lütfen.

Youtube ile rekabet eden TV’nin bu kısıtlı koşullar altında kiç şansı yok. Zaten dizileri bile Youtube üzerinden izliyoruz. Çok yakında tek kanalımız Youtube olacak. Devlet aslında getirdiği yasaklarla izleyiciyi hiç denetimin olmadığı bir alana kendi eliyle gönderiyor. Dahası Youtube yasaklandığında da itibarından çok şey kaybediyor. TV’ler de şark kurnazlığı ile bu yasakları aşmaya çalışıyorlar. Mesela evlilik programlarını yasaklarsanız, boşanma programları  ile gelin-kaynana programları hemen baş köşemize yerleşir. Seçkinci entellektüelin bu programlara karşı olmasını anlayabiliyorum ama yasağı desteklemelerini anlamakta zorlanıyorum. Çünkü bu anlayışla özellikle estetik sanatlarda mesela dans yasakları da gelebilir. Senin zararlı bulduğun evlilik programları, başkasının zararlı bulduğu dans programları vs vs. Hepsini toptan yasaklayalım istersen. Alimallah iki kişi öyle beden bedene birbirine değecek, resmen ayak üstü zina… Vurun başını!

UMUT KISA

Sola Unitas Academy, Paul Ekman International, Sola Yayınları ve İzotomi Projesi’nin lideri olan Umut Kısa “Us’ta Yol”, “Ahuna” ve “Kendini İşten Fethet” adlı kitapların yazarıdır. İletişim alanında doktora çalışmalarına devam etmektedir.

BİR CEVAP BIRAK