Ya Benim de Başıma Gelirse ?

Ya Benim de Başıma Gelirse ?

166
1
PAYLAŞ

 

Bizim toplumumuzda en çok kullanılan atasözlerinden biridir “gülme komşuna, gelir başına.” Bu cümleyi sık sık duya duya, söyleye söyleye büyür, bu arada da artık bunu içselleştiririz.

Kusur bulduğumuz, eleştirdiğimiz , çocuk benliğimizde olsak gülüp alay edeceğimiz bir durum karşısında durup düşünür, bunun bir gün bizim de başımıza gelebilme ihtimalini minimize etmek üzere susarız. Olur da bu farkındalığa ulaşmadan düşüncemizi, duygumuzu söylemiş bulunduysak  hatırlatma gelir mutlaka : ” gülme komşuna, gelir başına…”

Bu söz bana,  başkalarının durumları ile ilgili sınırlarımızı bilme farkındalığı yaratmasının yanısıra, korkularımızı  da saklayan bir kılıf gibi gelir. “Ya benim de başıma gelirse. Ya ben de öyle olursam. Benim içimde de böyle bir taraf var mı acaba?” Beyin arka planda arama motorunu çalıştırmıştır artık..ve bir gün mutlaka aradığını bulacaktır..işte güldüğümüz ya da gülmekten bile korktuğumuz şey o gün başımıza gelecektir. 

Kişinin beyninde olup biten birçok şey, bir aileye, bir şirkete, bir takıma, bir mahalleye hatta bir ülkeye yansıdığında da sonuçlar aynıdır aslında. Bu yüzden ben, bir topluluğa, bir kuruma ya da bir ülkeye tek bir kişiymiş gibi bakmayı severim bazen..onun psikolojisini bu şekilde anlamaya çalışmak hoşuma gider. 

Türkiye’yi , çeşitli komşuları ile bir apartmanı paylaşan bir hane olarak düşünelim mesela. Önce komşulara bakalım. Sağ tarafında, ekonomik zorluklar yaşayan ama yapı olarak keyfine, eğlencesine düşkün Yunanistan. Alt katında aile içi şiddetin yoğun olduğu, kavganın gürültünün hiç bitmediği Suriye, onun yanında içine kapalı, mutaassıp aile yapısı ile komşularla fazla iletişim kurmayan  İran. Bir zamanların petrol zengini, otoriter ve şiddet eğilimli  babaları öldürüldükten sonra mirası bölüşmeye çalışan Irak.  Geçmişin acı izlerinin travmasını atlatmaya çalışan ve bu konuda her gördüğüne içini açan Ermenistan, dağılmış bir yuvanın ardından  Baba ocağının sıcaklığını hissetmeye çalışan Türki Cumhuriyetler… Çocukları dağıldıktan sonra evde yalnız  kalan ve güçlü durmaya çalışan, bazen de hala çocuklarının işine karışan  Rusya…uzak bir komşudan aldığı çıkma teklifine sıcak baktı diye  Babasının hiddetine maruz kalan Ukrayna… Ve tabii apartmanın  en üst katındaki en lüks ve en geniş  dairede oturan ve herkesin her işine karışan dedikoducu Amerika..Amerika’nın başka mahallelerde, başka apartmanları, bağları, bahçeleri, yazlıkları, kışlıkları da var aslında. O çok zengindir ve bunu her fırsatta hissettirir. Çok kıskanılır, çok kızılır. Ama onun yüzüne hep gülümsenir… 

Kendi hanemize gelirsek. Şu sıralar ” bu apartmanın yarısı bizimdi bir zamanlar, bunların hepsi bizim kiracılarımızdı …” diyen bir baba var başımızda. Çıkarıp çıkarıp eski fotoğraflara bakıyor. Eski günleri özlüyor. Komşuların hepsi onu sevsin, eski evsahipliği günlerinin hatırına ona saygı duysunlar istiyor. Güçlü ve zengin görünmek için bazen evin eski eşyalarını satıyor yok pahasına. Bazen üst kat komşudan borç istiyor dolaylı…İnançlarına bağlı, muhafazakar bu baba. Disiplinci.Kimse sözünden çıkmasın, herkes onu sevsin, saysın istiyor. Bayramda elini öpen, her Cuma camiye giden çocuklarını daha çok seviyor sanki. Onlar hata da yapsa görmezden geliyor, onları koruyor, kolluyor. Iftira bunlar deyip geçiyor.. Bir de sözünü dinlemeyen çocukları var,  onlar asi. Yoldan çıktılar, yollara düştüler diye durup durup kızıyor onlara. “Size güvensem de çevreye güvenmiyorum, uymayın başkalarına ” diye akıl veriyor…böyle böyle kaynıyor ev içten içe… Babanın koruyucu kollayıcılığından faydalananlar bol bol pohpohluyorlar onu. O da günden güne daha çok inanıyor gücüne, büyüklüğüne, erişilmezliğine… 

Kendi içinde türlü huzursuzlukları olan bu hanede, komşulara bakıp bakıp, “aman birşey demeyelim, başımıza gelir ” diye korkanlar çok. Kimi İran gibi olmaktan korkuyor, kimi Yunanistan gibi iflas etmekten. Kimi Rusya’ya bakıp ne hale geldi diyor, kimi Suriye’nin haline inanamıyor… 

Korkular, kuşkular, huzursuzluklar kemiriyor içimizi…ya bizim de başımıza gelirse diye diye. Kendi içimize odaklanamıyoruz bu yüzden. Kendi gücümüze, isteklerimize, ideallerimize. Zayıf yönlerimizi kabul edip değişime de başlayamıyoruz bir türlü. Hep takılıyoruz biryerlerde…

O yüzden ben diyorum ki artık, gülmeden komşumuza, bakalım kendi işimize…Yeni köşemiz hayırlı olsun…

 

 

 

 

 

 

1 YORUM

  1. Keyifle okudum. Hayırlı olsun yeni köşen 😀 Güzel şeyler okuyalım her zaman bu köşede, umutlu şeyler, içten, samimi, doğru ve dürüst yazılar:-D Böyle olacağını da biliyorum zaten. Kutluyorum.

BİR CEVAP BIRAK