Ve insan nasıl çocuğunu korur, benim de mesleğimi koruma güdüm var (Fügen...

Ve insan nasıl çocuğunu korur, benim de mesleğimi koruma güdüm var (Fügen Albayrak – Dilek Yıldırım Akgün Röportajı)

189
0
PAYLAŞ

Ilık bir Haziran sabahı heyecanla yola koyuluyorum. Kandilli’ye gidiyorum. “Biri Beni Dinliyor” kitabının yazarı ile randevum var. Kitabı okuyanlar hemen anlayacak nereye gittiğimi. O ihtişamlı manzaraya dönük meşhur koltuklardan birine bende oturuyorum ve karşınızda Türkiye’nin MCC ünvanına sahip sayılı koçlarından Dilek Yıldırım Akgün.

FÜGEN: Neredeyse her koçun olduğu gibi sizin de 15 yıllık bir kurumsal geçmişiniz var. Koçlukla nasıl tanıştınız?

DILEK: 1997 yılıydı, o dönemde çalıştığım firmada yönetici pozisyonundaydım. Kurum olarak bir kültürel değişim programının içinden geçiyorduk. Programın adı “Winning Together” çok güzel bir programdı. İşte bu program sayesinde koçluk kavramıyla tanıştım. “Ne kadar güzel” dedim, kimse ne yapacağını dayatmıyor, söylemiyor, kişinin kendi kendini bulmasını sağlıyor. Tabi çok hoşuma gitti. Sonrasında koçlukla ilgili çok kitap okumuşum ve koçluk eğitimlerine katılana kadar bu bağlantıyı hiç fark etmemiştim. Bütün bunlar beni koçluk eğitimine başlamakta destekledi.

FÜGEN: Eğitime başladığınızda çalışma hayatınız devam ediyor muydu?

DILEK: Yok hayır, profesyonel yaşamdan ayrıldığım bir dönemdi, kızım olmuştu ve bir gün gazetede bir ilan gördüm. “Türkiye’nin ilk akredite koçluk okulu açılıyor” diye. Aynı günün gecesinde bir arkadaşım bana şöyle bir şey söyledi: “Şirkete bir koçla çalışmak istediğimi söyledim ve kabul ettiler.” Çok ilgimi çekmişti. Türkiye’de koçluk başladı mı, koçluk şirketlere girdi mi diye çok heyecanlandığımı hatırlıyorum. Koçluk kavramı aynı gün içerisinde bir kez daha karşıma çıkınca bende iç sesimi dinleyip hemen eğitime başladım.

FÜGEN: Eğitiminizi nereden ve ne zaman aldınız?

DILEK: 2004 yılında CTI’dan aldım. O zaman Co-active Coach ilk eğitimdi ve İngilizceydi.

FÜGEN: Harika, peki  bizimle AHA anınızı paylaşır mısınız?

DILEK: Koçluk eğitimine içimdeki çağrıyı dinleyerek başladım. Ama koçluk eğitimine katılmak farklı bir şey koçluk yapıyor olmak çok farklı bir şey. Koçluk yapmak için eğitim almak şart ama her eğitim alan koçluk yapacak diye bir şey yok. Eğitim sırasında bir gün birbirimizde var olan ama tam da ortaya koyamadığımız yönlerimiz üzerine çalışıyorduk. Bana koçluk yapan arkadaşımın bende ki o yönü bulması ve ortaya çıkarması benim AHA anımdır diyebilirim. Bende var olan ama kullanmadığım bir şey çıkmıştı ortaya bu yüzden kendimi tamamlanmış hissetmiştim. Ve sonrasında “Ben koç olmak için doğmuşum” dedim.

Ben hep öncü olmayı yaşarım.

FÜGEN: Ne kadar güzel. Ama o dönemlerde çok tanınmayan bir mesleği seçmekte hiç tereddüt yaşadınız mı?

DILEK: Gerçekten hiç tereddüt etmedim. Çünkü değerlerimle çok örtüşen bir meslek. Evet, ilklerden olmak zordu. 2004’te “Ben koçluk yapacağım” dediğimde en yakınlarım bile Bu ne?, Ne yapacaksın?, Nasıl olacak? gibi tepkiler gösterdiler. Bir de Beyaz Gölge dizisinin hayatımızdaki yerini düşünürsek işim zordu gerçekten. Ama değerlerimle çok örtüştüğü için hiç yılmadım. Ben hep öncü olmayı yaşarım. İşte o dönemde de yaşadım ve bıkmadan usanmadan koçluk nedir’i anlatarak bu günlere geldim.

FÜGEN: Öncü olmak deyince, ICF Türkiye’nin kurucu üyelerinden birisisiniz. Hangi düşüncelerle ve duygularla böyle bir oluşumun içinde olmak istediniz?

DILEK: Bizim mesleğimizin vazgeçilemeyecek temel taşı etik diye düşünüyorum. ICF çatısı altında toplandığımızda bir etik yeminimiz var, etik kurallarımız var ve sürekli kendimizi geliştirmek zorundayız. Sadece kendim değil, bu mesleği yapmak isteyenlerin gelişmesi gerektiğine olan inancım ve koçluğu doğru anlatabilmek adına ICF’in gerekliliği önemliydi. 10 sene önce hiç koçluk eğitimi almamış bir çok kişi “Ben Koçum” diyebiliyordu. Burada bir bilinç yaratmamız gerekiyordu. Yoksa yasal olarak engelleyebileceğimiz bir şey değil bu. Yani mesleğime olan tutkum, aşkım ona artık ne diyorsanız ve etik duruşum nedeniyle ICF Türkiye’nin oluşum sürecinde yer aldım.

FÜGEN: Mesleğime olan tutkum, aşkım derken gözlerinizin parlamasını görmek harika bir şey. Hep sorduğum soru, mesleğini sevmek ne demek?

Ve insan nasıl çocuğunu korur, benim de mesleğimi koruma güdüm var.

DILEK: Koçluk yaparken ilk hedefim para kazanmak değil. Şöyle diyebilirim “Ben çok sevdiğim bir şeyi yapıyorum ve bu arada para da kazanıyorum” Yalnız bu paraya ihtiyacım olmadığı anlamına gelmesin. Mesleğime yaklaşımım bu şekilde. İkincisi her bir koçluk görüşmesine girerken heyecanla “bu sefer ne olacak”, bittiğinde de “insan çok değerli ve ilginç bir varlık, ne güzel bir farkındalıkla değişim gösterebiliyor” demek, buna şahit olmak ve severek yapmak diyebilirim. Ve insan nasıl çocuğunu korur, benim de mesleğimi koruma güdüm var.

FÜGEN: Aslında bu aralar mesleğin korunmaya da ihtiyacı yok değil hani.

DILEK: Evet, çok doğru. İşte bunun içinde çeşitli çalışmalar var. derneklerimiz var. ICF, EMCC var, meslek yasası çıktı, meslek olarak kabul edildi.

FÜGEN: Sizin öncü olduğunuz bir de süpervizyonluk var. Bize nedir, niçin gereklidir, anlatır mısınız?

DILEK: Süpervizyonluğun yine mesleğimizi korumak adına çok doğru ve gerekli olduğuna inanıyorum. Çünkü bu şekilde işinizi yaparken kendi kendinizi değerlendirmenizi ve kendi kendinizi bir şekilde kontrol etmenizi, gelişmenizi sağlayan bir destek. Mesela ben 10 yıllık koçum, 5 bin saatten fazla koçluk yaptım ve benim bir süpervizörüm var. Malzememiz insan ve biz de insanız dolayısıyla oradaki o etkileşimi doğru yönetebilmek adına çok önemli. Bazen de yönettiğinizi düşünüyorsunuz ama emin olamıyorsunuz. Bunu bir süpervizör ile tartışmak gerçekten hem danışanınız adına hem mesleğimiz adına hem de koçların gelişimi adına çok değerli.

FÜGEN: Koçluk adına bundan sonrası için neler hayal ediyorsunuz, öngörüyorsunuz?

DILEK: Koçluk, insanla çalıştığı için yaşayan ve büyüyen bir meslek. Koçluğu 10 yıl önce belki daha destekleyici sıfatıyla tanımlayabilirdik. Artık sadece destekleyici değil, zorlayıcı bir koçluk yaklaşımı söz konusu. Ayrıca benim tarzım da “Dönüşümsel Koçluk” yani ben kişinin dönüşüm yaşamasından yanayım. Dünya, organizasyonların yapısı çok hızlı değişiyor. Bu organizasyonlarda çalışan jenerasyonun talepleri değişiyor. Dolayısıyla yöneticilerin onları yönetme, yetenekleri içerde tutma ihtiyaçları ve oradaki davranış şekillerinde esnemeleri gerekiyor. Ayrıca ben koçluğun destekleyici, zorlayıcılığın  yanında biraz da vizyon oluşturucu yönünün gelişeceğini düşünüyorum. Çünkü, koçlar çok okuyorlar, eğitimlerimiz hiç bitmiyor. Evet, gündemi danışanımız belirler. Fakat bunun yanında bizlerin de dünyanın gitmekte olduğu yöne doğru o vizyona katkıda bulunacak, belki de ışıkları yakacak bir rolümüz olduğunu düşünüyorum.

FÜGEN: Bu mesleğin içinde olup yolun başında olan arkadaşlarımıza neler söylersiniz?

insanı sevmeyen kişi koçluk yapamaz

DILEK: ilk olarak insanı sevmeyen kişi koçluk yapamaz. Koçluk çok zor bir meslek. Enerjisel olarak durmak hem kendinizi, egonuzu, yargılarınızı her şeyi bir kenara bırakarak “O” kişi için orada olmak zorlayıcı ve yorucu bir şey. İşte bu yüzden insanı sevmek çok önemli. Sevmediğiniz insana da koçluk yapmayın. Ikincisi koçluk aynı zamanda bir girişimcilik. Küçükte olsa bir şirket yönetiyorsunuz. Bunun bir sürü bacağı var. Muhasebesi,   satışı, pazarlaması, evrak işleri bütün bunlara hazır olmak gerekiyor. Üçüncüsü; insanla çalışıyoruz, çok dikkatli olmak gerekiyor. Yani kendi alanımızın dışına çıkmamak ve etiği korumak adına çok çok önemli.

FÜGEN: Evet, sınırları iyi bilmek ve tanımlamak önemli. Geçmişten günümüze koçluk yolculuğunuz boyunca bir çok kitap okumuşsunuzdur. Aklınıza gelen bir iki kitap ismini bizimle paylaşır mısınız?

DILEK: ilk aklıma gelen “Barışın Anatomisi” herkese okumasını öneririm. Kitabın yazarı yok. Bir ajans tarafından çıkarılmış bir kitap. Şimdinin gücüne inandığım için “Şimdinin Gücü”  ve son zamanlarda önerdiğim bir kitapta Bren Brown’un “Mükemmel Olmamanın Faydaları”

FÜGEN: Muhakkak ben de okuyacağım. Hep mükemmel olmak istiyoruz ya….

DILEK: Evet, olmak, istemek de hep sınırlar getiriyor. Tedirginlik getiriyor. Bu yüzden bir çok yanımızı ortaya çıkaramıyoruz.

FÜGEN: Evet, sıra geldi kapanış oyunumuza. Ben size isminizin baş harflerini söylediğimde sizde, aklınıza ilk gelen kelimeyi söyler misiniz?

DILEK: Seve seve

D – Dondurma

I – ilgi

L – Leylek

E – Ezgi (kızınızın ismi mi? diye soruyorum. –Yo diyor Dilek Hanım, kızımın ismi Naz)

K – Kavuşmak

DILEK: Bu çok güzel bir yöntemmiş. Ben bundan bir öykü yazarım şimdi.

FÜGEN: Çok sevinirim ve yazacağınız bu öyküyü dört gözle bekliyor olacağım. Bana zaman ayırıp sorularımı yanıtladığınız için çok çok teşekkür ederim.

BİR CEVAP BIRAK