Umudunu Kaybetme

Umudunu Kaybetme

245
0
PAYLAŞ

İnsanı üzen şey kaybetme korkusudur, demişti üniversitedeki hocam. Küpe olmuştu bu söz kulağımda. Gerçekten de insanı üzen, kıran, inciten, canını sıkan, en önemlisi “mutsuz” eden en temel kavram “kaybetmek ” değil midir aslında? Güvenini kaybetmek, inancını kaybetmek, onurunu kaybetmek, yolunu kaybetmek, dengeyi kaybetmek, umudunu kaybetmek, neşesini kaybetmek, gururunu kaybetmek, özgürlüğünü kaybetmek, hayatını kaybetmek, kontrolünü kaybetmek, aklını kaybetmek, Kendini Kaybetmek…
Evet, şöyle bir baktığımızda “kaybetmek” fiilini hangi kavramın yanına iliştirirsek (güven, onur, sevgi, inanç, hayat, denge, akıl, umut, özgürlük, kontrol, yol v.b.) o kavramı yıkıma uğratmış olmaz mıyız? Yıkılan kavram değildir sadece, insan da yıkılır, beden de yıkılır, ruh da yıkılır, nice hayaller, hayatlar da yıkılır. Kaybedilen şey manevi yahut maddi olabilir. Peki, hepsi aynı acıyı verir mi insana? Bu insanların hayata yüklediği anlama göre değişir elbet. Kişi hayatını neyin üzerine inşa ettiyse, yıkılan o olur.
İnsanoğlu “kazanmalar” ve “kaybetmeler” biriktirir heybesinde. Eşit olur mu ağırlıkları bilemem. Ama elbet biri ağır basar, yükselir, felsefesi olur kişinin. Kişi demişken insanları hayvanlardan ayıran şey konuşma mıdır?

Peki, hayvanlar hissetmez mi? Acı çekmez mi? Duygular da dile gelir. Ağızdan çıkmasa bile harfler, yüze yansır, bedene yansır. Duyguların da dili vardır. Hayvanlar da bazen kazanan bazen kaybeden olmaz mı?
İnsan enerjisini nereye koyarsa, orası filizlenir. Enerjinin başarıya dönüşmesi, doğru seçimlerle gerçekleşir. Doğru adımlar, doğru seçimler, enerjiyi çoğaltır, güçlendirir. İnsanı canlandırır, heyecanlandırır. Her an kaybetme korkusuyla yaşamak enerjiyi azaltır, yok eder. Dümeninde kaptanı olmayan bir gemiye dönüşür beden, ruh.
Var olmak demek nefes almak, boşlukta yer kaplamak değildir. Var olmak demek bir başkası tarafından farkedilmektir, hissedilmektir. İnsanlar duygularından bağımsız yaşayamazlar. Duygular her an insanla birlikte hareket eder. İşte “kaybetme korkusu” da tüm bastırılmış duyguların temel duygusudur diyebiliriz. Duyguları kontrol altına almak da yine kişinin elindedir. Patolojik boyutta olmadığı sürece kişi kendisinin doktorudur. Kişinin yargılanmadığı, en serbest dolaştığı yer kendi zihnidir. Kaybetme korkusunu ne bastırmak, ne yüzeye çıkarmak doğru olur. Kontrol altına almak yapılması gerekendir. Sıfır kaygı, sıfır kazançtır.
Kaybetmenin beraberinde getirdiği bir kavramdan bahsetmek istiyorum. Eksiklik… İnsanlar bir şeylerini kaybettiklerinde, kendilerini eksik hissederler. Tamamlanmak isterler. İşte bir şeylerin hayatımızda eksikliğini hissetmek, bizlere amaç edinmek için fırsat verir. Her şeyin tam ve kusursuz olduğu bir bedende, ruhta üzerine ekleyecek bir şeyi olmaz insanın. Amaç olmalı, uğruna çalışılan çabalanan bir amaç ya da amaçlar…

İnsan dünyaya eksik olarak gelmez mi zaten!!! Doğumdan itibaren her an bedenen ruhen eksiklerini giderir, tamamlar… “İnsan dünyaya iyi olarak mı yoksa kötü olarak mı gelir diye bir kıyaslama yaparsak, ne dersiniz?” diye soran hocama “Kıyaslama yapmak zorundaysam eğer, insanın dünyaya tamamlanmak üzere geldiğini söylerdim” diye yanıtladım. Neden mi? Çünkü hayata gözümüzü açtığımızdan itibaren bizler eğitiliriz değil mi? Eğitim ailede başlar, okulda devam eder, hayatla pekişir, gelişir. Peki, neden insanların hep eğitilmeye ihtiyacı vardır?

Eğitilmek demek; eksik bilgilerin giderilmesi, yanlış davranışların değiştirilmesi, doğru olanın öğrenilmesi değil midir? Bizlere kötülüğü, hayatın olumsuz yanlarını öğreten eğiticilerimiz var mı? Bence yok, bizler güzelliğe, iyiliğe, mutluluğa endekslenmiş varlıklarız. Nefes alan her canlının amacı maddi ya da manevi hazdır, yaşam kaidemiz mutluluktur. Bizler attığımız her adımda aslında tek bir şey isteriz: mutlu olmak, daha fazla mutlu olmak, en mutlu olmak. Herkesin mutlu olduğu, haz duyduğu şey farklıdır. Herkesin mutluluğu eşleştirdiği kavram ya da kavramlar farklıdır. İnsanlar mutlu olarak dünyaya gelip, her an her gördüğü ve yaşadığıyla mutlu olsaydı, ne kazanılacak ne de kaybedilecek bir şey olurdu şu hayatta ve hayat beş harfin yan yana gelmesiyle oluşan bir kelimeden öteye bir anlam taşımazdı zihinlerde.
O yüzden Ne mutlu ki ciğerlerime soluyabiliyorum havayı, bu ten, bu can benim.. Düşüncelerimin, duygularımın kontrolü bende. Nereye sürersem zihnimi, oraya yol alır ruhum, bedenim.. Elbette şu hayatta her şey bizler için, ağlamadan kim bilmiş ki kıymetini gülmenin. Kapanır kapılar bazen, çöker karanlık üstümüze.. Gökyüzü, yeryüzüyle birleşirmişçesine daralır içimiz.. Bir ışık ararız, kaybedilen bir umut ışığı. Bir kere kaybetmek, bir daha kazanmamak anlamına gelmez ki! İnsanoğlu aklını kaybetmesin, inancını kaybetmesin, kendini kaybetmesin, UMUDUNU KAYBETMESİN gerisi gelir. Yolunu kaybetmeyenlerden olmanız dileğiyle.

Uzm. Psk. Danışman Aslı Taşkın Kartol