Topal Karınca; Yarım Bir Dönüşüm Öyküsü

Topal Karınca; Yarım Bir Dönüşüm Öyküsü

156
0
PAYLAŞ

Richard Gere; gişe rekorları kıran Pretty Woman filmiyle kariyerinde zirve yapan Amerikalı aktör, hani o yaş aldıkça daha da güzelleşen ve bilgeleşen insan, bir röportajında sorularına yanıt aramak için bir yolculuğa çıktığını ve Tibet’teki Budist Tapınaklarında doğru mesajlara ulaştığını söylemişti sonra da Budist oldu zaten. Son yıllarda yüzündeki huzurlu gülümsemeye bakılırsa aradığı yanıtları da bulmuş görünüyor.

Hayat akıp giderken bir noktada bir mesaj gelir biz ölümlülere tıpkı “kahramanın sonsuz yolculuğu kuramı”ndaki gibi bir yolculuk mesajı. İçerden bir ses “Hayır! Bu kadar olamaz, dahası olmalı, ötesi olmalı bu yaşamın.” demeye başlar. Bu çağrıya kulak verdiğinde artık hiçbir şey tatmin etmez olur insanı; kariyer, para, tatil, mal, mülk… Herkes bu yolculuğa çıkar, kimisi Nepal’e, Tibet’e ya da son yıllarda daha moda olan Bhutan’a gider, bazısı bir kitabın satırlarında kaybolur.

Kısa bir süre önce bana da geldi bu mesaj. Yıllardır içinde çalkalanıp durduğum kurumsal gemisinin benim için su aldığını ve batmak üzere olduğunu fark ettim ve gemiyi terkettim. İçimden gelen sesi duymaya çalışırken yolum ‘yaşam koçluğu’ ile kesişti. Nepal’e gitmedim ben, çok daha kısa bir yolculuk yaptım, Harbiye’ye gittim ve Sola Unitas girdi hayatıma.

İhtiyacım olan ilk mesaj koçluk eğitimi ile geldi; “Kimseye akıl verme!” Kendim için bile neyin en iyi olduğundan emin değilken ne haddime bir başkasına akıl fikir verip, öneride bulunuyordum. İtiraf etmeliyim şaşırttığı kadar rahatlattı bu durum beni. Sırtımdan görünmeyen bir yük kalkmış gibi oldu.

İkinci mesaj ilki kadar şaşırtmadı galiba; “Empati yapma!”. Çevremdeki tüm sorunları ve negatif enerjileri bir sünger gibi içime çekip bloke olan ben yavaş yavaş teflon formuna girmeye başlıyorum yaşadığım bu süreçte. İnsanların sorunlarını üzerime almadan onlara nasıl destek olabileceğime kafa yoruyorum artık.

Üçüncü mesaj hocam Umut Kısa’nın bir röportajından çıktı; “Genellikle çektiğimiz acıları kendimizi ve başkalarını yargılamak yüzünden çekiyoruz.” dedi ve beni kalbimden vurdu. Kimsenin düşüncelerinden dolayı yargılanmadığı ve bu yüzden kendi olmaktan vazgeçmediği bir dünya ne kadar güzel ve ütopik geliyor kulağıma. İnsanları o kadar çok yargılıyoruz ki onları anlamaya, sevmeye zamanımız ve enerjimiz kalmıyor. Bu tatsız alışkanlığımızı bıraksak öyle çok vaktimiz olacak ki nereye harcayacağımızı bilemeyeceğiz. Eğer bu zamanı “Nasıl daha mutlu ve iyi olurum, onlara nasıl destek olurum?” gibi sorulara cevap bulmaya aktarabilirsek bu dünyada cenneti yaşamak hayâl olmaktan çıkacak.

Sıradaki mesaj Carl Gustav Jung’dan gelecek hissediyorum; “Hayatta en acıklı şey bir insanın probleminin kendisinden kaynaklandığını görememesidir.”. Halâ yargılamama konusuyla uğraştığım için henüz yeterince yoğunlaşamadım bu mesaja ama parlak, kırmızı bir elma gibi çekiyor beni kendisine.

Ben henüz başındayım yolculuğun. İnsanın neyi dilerse gerçekten ona kavuşacağına inanıyorum. Benim içimden gelen ses, ta en derinden gelen ses, hep bilgeliği diledi bugüne kadar. O öyküde ki topal karınca gibiyim; “Oraya varamasam da yolunda ölürüm.”. 🙂

Özlem Semiha Ayas