Tıpkı gümüş sırtlı Kongo gorilleri gibi aile ve aidiyet duygusu bende çok...

Tıpkı gümüş sırtlı Kongo gorilleri gibi aile ve aidiyet duygusu bende çok gelişmişti

327
0
PAYLAŞ

Sola ailesine dair.

Kendimi, en çok sevgili dostum Achilles`e borçlu hissederim, sonra sırasıyla Buket`e ve Umut`a.

Benim yaşam pratiğim şöyleydi. 30 yıldır aralıksız yazıyordum, 30 yıldır da aralıksız kimse okumuyordu. Öyle kulağa geldiği kadar çileli bir süreç değildir aslında. İlk 29 yıldan sonra kanıksıyorsun kimsenin seni okumamasını. Ben de yılların verdiği alışkanlıkla artık kimseye okutmayı da istemiyordum. Kazara birisi yazdıklarımdan bir şeyi okuyacak olursa içime anlamsız bir özür dileme isteği gelip yerleşiyordu. “Adamın/kadının zamanını aldım, bu dünyada en değerli şey zamandır, borcumu nasıl ödesem acaba” gibi düşünceleri kafamdan atamıyordum.

Yazdıklarımı beğenen, çok beğenen hatta abartı ifadelerle övgüler dizen birilerine rastlarsam da ruh hastası olduğuna hükmediyor, sonra da hemen ondan uzaklaşıyordum. İyi bir şeyler yazıyor olsam, 30 yılda birileri fark ederdi herhalde. Gerçi bu süre içerisinde birisi okusun da fark etsin diye zerre kadar emek vermişliğim de yoktu.

Ta ki Achilles, Roman Kahramanı`nı okuyana kadar… Gerçi o iş için zerre kadar denilebilecek miktarda emek verdim. Tutup taslağı mail yoluyla Sola`ya gönderdim. Achilles`de okuyup çok beğenmiş. Doğal olarak ruh hastası olduğuna hükmettim. İş burada kalmamış, Buket`te okumuş ve o da beğenmiş, şüphesiz o da hasta olmalıydı.

Neler olduğuna hiç anlam veremedim. Hatta çok daha ağır ve travmatik bir iyilik haberi olmak üzere; Umut da kitabı yayınlamaya karar vermiş.

Kafamdaki deli sorulardan kurtulmak için çabuk hüküm verme eğilimim vardır. Sola`nın ruh hastalarının toplandığı bir yasadışı organizasyon olduğuna karar verdim. Kararımın doğru olduğu çok geçmeden Bimarhane ile ispatlanmış oldu. Sola, deliliğin kitabını basmış, bundan daha öte kanıt olur muydu? Doğru yerde olduğumu anladım.

Burada insanlar aile kültürü içerisinde sinerji yaratıyorlar. Birisi bir üretimde bulunursa, diğerleri ona destek olmak adına emek veriyor. O Achilles denilen havari kılıklı adam, ne yazsam okuyor, üstüne bir de yorum yazıyor. Emeğini esirgemek bir yana, katkı sağlamak için çırpınıyor.

“Ben bunları hak etmek için ne yaptım Tanrım” fikri kafamın içinde uçuşmaya başladığı anda aklıma bir çocukluk anım geldi. Bir keresinde yaralı bir güvercini kurtarmıştım, herhalde iyi şeylerin tamamı o olayın ödülüydü. Sonra vahşi av seanslarında öldürdüğüm onlarca domuz geldi aklıma. Eğer Tanrı domuz ile güvercin arasında türcü bir ayrım yapmıyorsa, benim teoremim tamamen çökmüş olabilirdi. Birini kurtaran ama onlarcasını da öldüren birisine çok da iyilik yapma derdinde olamazdı.

Daha akla ve kalbe yatkın teoriyi düşünmek biraz zamanımı aldı.

Sonunda çözdüm işi…

Tıpkı gümüş sırtlı Kongo gorilleri gibi aile ve aidiyet duygusu bende çok gelişmişti. Ben zaten hem çok iyi evlat hem de çok iyi babaydım. Milliyet kavramıyla dalga geçmekle birlikte çok iyi Türk`tüm ve futbolu küçümsemeye çalışmakla birlikte çok iyi Galatasaray`lıyım. Aslında işin özü, ait olduğum topluluğu aile olarak görüyor ve varlığımı varlığına armağan ediyordum.

Sola`da işler benim adıma böyle yürüyor. Ben de yayınevinin ve hatta eğitim biriminin faaliyetlerini takip ediyor, destekliyor ve elimden geldiğince katkı üretmeyi deniyorum. Hal böyle olunca da, Kongo Gorlleri gibi, sırtımı kaşıyanın sırtını kaşıyabildiğim bir sinerji ortaya çıkıyor. Yolumun buraya düşmesi ise kurtardığım güvercinden değil, hayatı her daim bu gözle görüyor olmamdan kaynaklanıyor.

Tabii burada olacaktım, burası aile, diğerleri yayınevi.