TIP TUTMAZSA HUKUK YAZARIM…

TIP TUTMAZSA HUKUK YAZARIM…

221
0
PAYLAŞ

“Hedefi olmayan gemiye hiç bir rüzgar yardım edemez.” – Montaigne

Bu sene üniversite sınavına girenlerden biri de oğlumdu ve bu nedenle süreci çok yakından gözlemleme şansım oldu. Hatta, gözlemlemenin de ötesinde, süreci baştan sona bir anne olarak dolu dolu yaşadım…

Öncelikle şunu söylemem gerekir ki, gerek çocuklar, gerekse anne babalar için oldukça yorucu ve yıpratıcı bir süreçten bahsediyoruz. Sınavlara hazırlık aşamasında hayat neredeyse tamamen değişiyor; bir çok etkinlik, aktivite, hobi askıya alınıyor. Dersler, sınavlar, sorular, denemeler derken hem çocukların hem de büyüklerin stres katsayıları gün geçtikçe artıyor. Buna bir de geleceğin getirdiği belirsizliği ekleyin, stres hepten tavan!

Sınava girerken, 2 öğrencinin hastanede serumları çıkartıp dosdoğru sınava girdiğine kendim bizzat tanık oldum. Okul kapısında karşılaştığım başka bir anne, stres nedeniyle, alerjik astımlı oğlunun nefes darlığı çektiğinden bahsetti. Anne babalar derseniz, onlar ayrı hikaye… Orada da çocuğuma nasıl destek verebilirim düşüncesi ve kaygısı hatırı sayılır seviyede. Süreç içinde çocuğun değişen duyguları ile, zaman zaman gelebilen öfke nöbetleri ile, belirsizlik karşısında duyduğu endişe ile baş etmeye çalışan anne babaların da işi emin olun hiç kolay değil. Sözün özü şu ki, üniversite hazırlık süreci, hem gençler hem de aileleri için oldukça meşakkatli bir süreç. Burada özellikle vurgulamak istediğim ve sıklıkla karşılaştığım bir durum, bu süreçte ağırlıklı olarak akademik başarıya önem verilirken, sürecin ve psikolojinin nasıl yönetileceğine ağırlık verilmeyip, çocuklarla iletişimde neye dikkat edileceğinin zaman zaman göz ardı edilmesi… Oysa bu konu o kadar önemli ki… Bunlar sağlıklı yapıldığında, akademik başarıya da katkısı olacaktır, kuşkusuz…

Neyse, gelelim asıl konuya… Sınav bittikten sonra puanlar ve sıralamalar açıklanıyor, malumunuz… Sonra da gelsin tercih süreci… Hah, işte tam da bu noktada başka bir kıyamet kopuyor. “Tercihlerimde nereleri yazacağım? Hangi bölüm? Hangi üniversite?”

Bu süreci gözlemlerken çocuklar adına hayıflanmamak elde değil. Evet, bir çok tercihin bilinçli yapılmadığının farkında olsam da, bunların sayısı gerçekten çok fazla ve bu durum oldukça üzücü. Bir çok genç, gelecekte ne yapmak istediği ile ilgili, kendisini neyin mutlu edeceği ile ilgili düşünmemiş bile. Hatta şu soruyla bile karşılaştım; “Puanım şu, sıralamam bu, sayısalım. Sizce hangi bölümü yazmalıyım?” Diğer tarafta, puanını önüne koyup, yazabileceği bölümlerle eşleştirme yapanlar mı dersiniz, eşten dosttan bölüm önerisi alanlar mı? Tercih süreci de, emin olun, ayrı bir stres dönemi. Hele de sistemin değiştiği senelerde (ki bu sene sistemle birlikte bir çok şey değişti), stres daha da arttı.

Sınava giren gençlerin, tercih aşamasında bölüm seçmeye çalışırken sorduğu sorular hep dışsal kaynaklı; getirisi var mı, girer miyim, çıkınca ne olur, vb… Oysa ki şu sorular olmalıydı; severek okur muyum, yetkinliklerimle ve değerlerimle örtüşüyor mu, gelişim alanları nedir, vb… Bunları gördükçe aslında ne kadar kıymetli ve gerekli bir iş yaptığımı tekrar tekrar anladım. İzotomi görüşmelerim sonrasında öğrencilerin farkındalıkları, neyi hangi sebeple istediklerini ya da istemediklerini anlamaları, gelecekleri ile ilgili yapacakları doğrultusunda hedef belirleyebilmeleri, kendilerini mutlu edecek ortamları anlamaları ve buna ulaşmak için planlamalara başlamaları gibi bir çok konuda yardımcı olabildiğimi bildiğim için, aslında bu gençlerin hayata diğer bir çok gence göre bir adım önde başladıklarını farkediyorum. Diğerleri maalesef neyi nasıl arayacaklarının bile farkında değilken, güçlü yönlerini, değerlerini, yetkinliklerini bilen gençler kendi geleceklerini bilinçli olarak şekillendirmek adına ilk adımlarını atıyorlar. Bunun ne kadar büyük bir kıymet ve rahatlık olduğunun farkında mısınız?

Derslere, sınavlara, denemelere gömülen gençler, kendilerini en çok endişelendiren konuların başında gelen gelecekte nasıl bir meslek yaparlarsa mutlu olacaklarını düşünemiyorlar bile… Düşünenlerin çoğu da meslekten ziyade bölüm ve üniversite peşinde. “Peki çocuğum, o bölümü bitirince ne olacaksın?” sorusuna verilen cevap “Bilmiyorum, henüz onu düşünmedim!” Peki o zaman o bölümü neye göre seçtin…? Burada da sıklıkla varsayımlar çıkıyor karşımıza… Bir şeyi gerçekten olduğu için değil, daha ziyade olduğunu düşündüğü için seçiyor bir çok genç. Sonra da gerçekler varsayımları karşılamayınca, beraberinde gelen hayal kırıklıkları…

Gerek izotomi görüşmelerimde, gerekse de çevremdeki diğer gençlerde gözlemlediğim önemli bir unsur, meslek seçiminde prestijli ve iş garantisi olan mesleklerin çok ön planda olduğu. Bunların başında da tıp ve hukuk geliyor. Bu nedenle, eşit ağırlıkçıların korkulu rüyası olan “tıp tutmazsa hukuk yazarım” diyen o kadar çok genç var ki! Tıp nerede, hukuk nerede?! İkisi apayrı iki bölüm, iki uç! Sadece “prestijli ve iş garantili” diye bir mesleği seçmek ne kadar doğru olabilir ki? Mizacınız, değerleriniz, güçlü yönleriniz, tutkularınızla örtüşmeyen bir mesleği 50 yıl boyunca yapacak olmak nasıl bir duygu uyandırıyor sizde?

Geçenlerde sosyal medyada minik bir anket yapıldı; tercihlerinizde yer verip de pişman olduğunuz bölüm var mı diye… Bir çok “hukuk” cevabının verildiğini gördüm. Belli ki çok da bilinçli yapılmayan bu tercihlerde hukuk gelirse, bu gençlerin bir kısmı devam etmeyecek ya da edemeyecek… Sonuç? Vakit kaybı, nakit kaybı, emek kaybı… Kendisinin nasıl bir meslekte mutlu olacağını fark etmediği müddetçe de bu gençler yine aynı sarmalda dönüp duracaklar.

Özellikle anne babalara tavsiyem, çocuklarınızın tutkularını bulmasına yardımcı olun. Güçlü yönlerini, değerlerini, mizacını fark etmesini sağlayarak, gelecekte mutlu olacağı iş ortamlarını, meslek alanlarını bulmaları için onlara yol arkadaşlığı yapın. Gerekirse, uzmanlardan destek alın. Başta vereceğiniz bu emek, sonrasında çocuğunuz için en çok istediğiniz şey, yani onun mutlu bir geleceğe sahip olabilmesi adına atılacak ilk adım olacaktır…

Bütün gençlere, mutlu olacakları aydınlık bir gelecek dileklerimle

Not: Doğru meslek seçimi ile ilgili olarak, Sola Yayınları’nın Richard N. Bolles’un “Paraşütün Ne Renk” isimli kitabını okumanızı öneririm.
Sevgiler,

Ayça Aytaç, ACC, SCPC
Profesyonel Koç
İzotomi Analisti
NLP Master Practitioner

BİR CEVAP BIRAK