Tekrarlayan Bir Salgın: Egoizm

Tekrarlayan Bir Salgın: Egoizm

33
0
PAYLAŞ

“Acı hissedebiliyorsan canlı, eğer başka varlıkların açısını hissedebiliyorsan insansın ” der Tolstoy.
Denklemin bir yanına insanlık diğer yanına başkalarının acısını koyup işin içinden çıkıvermiş usta. Tolstoy için kolay bir eşitlik insanı iki bilinmezli bir denklemde kurgulamak.
“Söz arası yapıp ölümünün 108 yılında büyük ustayı kısaca hatırlayalım isterseniz. Ünlü yazar 9 eylül 1828’de Rusya Yasnaya Polyana’da yaşama merhaba demiş, 82 yaşında 20 kasım 1910’da Astopova’da ise hayata gözlerini yummuş. Asıl ismi Lev Nikolayeviç Tolstoy’un ülkesinde tanınmış bir ailenin çocuğu ama çocuk yaşta anne-babasını yitirdiği için tüm çocukluğu akrabalarının yanında geçiyor. Meraklısı için Tolstoy okuma listesi:Tolstoy Okuma Listesi” Birde büyük ustanın okunmasını tavsiye ettikleri var onuda şuraya bırakalım.Tolstoy ‘dan Tavsiye Kitaplar

Okumalara başlarken hep bir yerlerde ön yargılarım olur, onlardan kurtulup konuya odaklanmak için bazen odak noktasından uzaklaşmam gerekir ki. Bu bazen aynı anda birkaç kitap okumak olur, bazen çok alakasız başka bir iş yapmak, bir nevi düşünsel detoks yapmak gibi. Sanırım büyük oranda bu alışkanlıktan olsa gerek Tolstoy kim açıklamasına dalıverdim soluklanmasam yazı bir anda Tolstoy’un hayat hikayesine dönüverirdi. Buda sanırım odağı kaybetme oluyor. Aynı anda bir kaç işe kalkışınca çoğu zaman hiç bir şey yapmamış oluveriyorsun. Konumuzu dağıtmadan kaldığımız yerden tekrardan derin bir nefes alıp başlayalım.

“Başkasının açısını hissedebiliyorsak.”
Acının tarafı seni, beni var mıydı? Atalarımız “ateş düştüğü yeri yakar” derken okların gösterdiği yön bireyin genetiğine kodlanmış ben öncülümü idi? Acının kutsanması mıydı yoksa başkalarının acılarında kendimizi avutmak mı? Kişi kendisine bak benden daha kötülerde varmış bu çektiğin acımı sanki diyerek bir tür iç motivasyon mu yapıyordu?

Denklem basitti, bireyin insanlığını başkalarının açısına karşı göstereceği tavra bağlamıştı. Başkalarının acılarına karşı duyarlı olmak. Duymak ve görmenin yetmediği geçer akçenin hissetmek olduğu bir denklem.
Ailemiz, komşularımız, iş arkadaşlarımız, öğrencilerimiz, mahalledeki esnaf dostlarımızın acılarına karşı duyarlılığımız insanlığımızın ölçüsü oluvermiş. ….. Başkalarının acısıyla kişinin insanlığına yolculuğu. İşte bugün ki sohbetimizin konusu.
Şöyle geriye yaslanıp bir düşünün bakalım en son ne zaman çevremizde ki canlıların gözlerinin içine baktık. Onların yaşamlarına ortak olmaya çalıştık. Öyle çok uzaklara gitmeden sokağımızdaki, apartmanımızdaki, okulumuz veya iş yerimizde ki acıların hangisini duyduk, bir şeyler hissettik…… Yoksa başkalarının acısı karşısında hissizleştik mi? Hatta daha korkuncunu soralım mı? Başka acıları kendi acımızın termometresi gibi mi kullanıyor muyuz? “Çok şükür bak falancaya…..” Biraz daha çirkinleştirip başka bir şekilde sorayım. Başkalarının acısı ne zamandan beri bizim mutluluk sebeplerimiz arasına girdi?
Yok öyle bir şey dediğinizi duyar gibiyim. Tamam bizde çevremizde yok ama tanıdıklarınız arasında bahsettiğim tarzda birileri demi yok?
Vakit bir tutam bencilliğin akşamdan suya yatırılıp bir gün sonra sofraya geldiği günler değil mi? Bireyi ve bencilliği kutsayan günler.
Vakit çoktan acının göz yaşına katık olup paylaştıkça azaldığı günlerden kopup acıların bile ayrıştığı günlere doğru geçivermedi mi?
İnsan diğer canlıların aksine duygu ve düşünceleri ile hayatını sürdüren bir varlıktır.

Ya bize bugüne kadar anlatılanlar. Hani Dünyada yaşayan pek çok canlı olmasına rağmen insan, üstün özellikleri ile diğer canlılardan ayrılırdı? Hani insanı diğer varlıklardan üstün kılan özelliklerinin başında düşünme ve hissetme kabiliyetiydi. Düşünce ile hayatı sorgulayan insan, hisleri ve duygularıyla da toplumda yer edinirdi. Bireysel bencilliği kutsayan salgından kendinizi ve ailenizi uzak tutun bu akıl tutulmasından başka bir şey değil.
“bil ki, yaşadıklarınla değil, yaşattıklarınla anılırsın. ve unutma, ne yaşattıysan, elbet birgün onu yaşarsın.”

Kariyer-Öğrenci Koçu
Mitat Özder

BİR CEVAP BIRAK