Tarık Dursun K.’ya Veda

Tarık Dursun K.’ya Veda

154
0
PAYLAŞ

Yazın ve sanat dünyası çok yönlü bir sanat insanını daha kaybetti. Bir süredir yaşamını İzmir’in Foça ve Karşıyaka ilçesinde geçiren Tarık Dursun K (tam adıyla Tarık Dursun Kakınç), tedavi gördüğü Alsancak Devlet Hastanesi’nde bugün saat16.00’da akciğer yetmezliğinden vefat etti. Bir süredir parkinson tedavisi gören Tarık Dursun K, dün durumu ağırlaşınca hastaneye kaldırılmıştı.

Yazar, senarist ve yönetmen Tarık Dursun K.’nın hayatını anlatan “İmbatla Dol Kalbim” adlı bir belgesel çekilmişti. Belgeselde anlatılana göre 6 yaşında babası tarafından terk edilince, Kakınç olan soyadını K. olarak kullanmaya başladı. Yazar bunu, ‘bir özgürlük denemesi’ olarak nitelendiriyordu. Tarık Dursun K.’ya “Havra Sokağı” ile veda…

 

“Ben İzmirliyim.İzmirli ve Karşıyaka Bostanlı’sından…Bostanlı’dan sonra uzun bir dönem de İkiçeşmelikli…Bir ucu Mezarlıkbaşı’ndan başlayıp bir ucu da Eşrefpaşa’nın sınırındaki Deveçıkmaz’a kadar olan o uzun yol,sağlı sollu İkiçeşmelik’tir.Bu İkiçeşmelik’e bir başka yoldan da gidebilirsiniz.Havra Sokağı aracılığıla yani.Havra Sokağı bir cümbüşlük sokağıdır.Bir insanlar kumkumasıdır.Her şey satılır,ne ararsanız yeni ve tazedir.Balıkların kulakları kıpkırmızıdır,biberler yeşil ve su gibi,domatlar(domates değil domat!)kaldırım taşına benzemiştir.

             Benim çocukluğumla ilkgençlik yıllarım burada,bu İkiçeşmelik’te geçti.Komşularımız genelde Yahudi aileleriydi.İzmir yerlilerinin pek sevdikleri “Sakız Ev”diye andıkları,iki katlı,yazın serin,kışın da sıcak evler yerine,Yahudi komşularımız “aileevleri”nde oturmayı yeğ tutarlardı.

            Ne demek “aileevi”?İzmir’e özgüdür bu.İçlerinde en ünlüleri “Rızabey aileevi”idi.Yoksul,kendi halindeki Yahudiler bu aileevlerinde Türklerle beraber,Rumeli göçmenleriyle hır gürsüz yaşayıp giderlerdi.Sonra “Büyük Göç” geldi çattı,İkiçeşmelik ve Karataş’a.Bir anda akıl almaz bir çabuklukla bu iki İzmir semti boşalıverdi.Gece mi gitmişlerdi?Biz farkına varamamıştık ya da gün ışırken biz derin uykudayken mi?Bir de baktık evler boşalmış,insanlar gitmiş.Ne bulmuşlarsa onunla,Neye güçleri yetmişse götürmeye,onunla…

           Ama bizim Havra Sokağı’nın gülü aslan Yasef Ustamız gitmemiş ve kalmıştı.Yine her akşam Havra Sokağındaki meyhanesinde biz onunla,o bizimleydi.Yalnız…Şimdi hatırlıyorum,bir kırıklık,bir kırgınlık,bir hüzün,bir durgunluk gelmiş,çökmüştü üstüne.

          Sonra o da gitti İsrael’e.Biz çil yavrusu gibi dağılıp İzmir’i boşalttıktan sonra.İki kızı ve iki oğlunu ilklerdeki o büyük göçte göndermişti.Belki hasret,belki yeni hayat kurma umudu,belki taze bir başlangıç niyeti çekmişti onu da.Çekmiş ve bir günde karar vermiş,meyhanesini bir tavukçuya yok pahasına devretmiş ve bindiği gibi eski püskü bir vapurcuğa İsrael’in yolunu tutmuştu.

          Bizi,o hain ikindileri,fasıl heyetlerini,canlı canlı balıkların,domatların,kınalı yapıncak Buca üzümlerinin,Çeşme bamyasının,kemer patlıcanlarının,Emiralem çileklerinin,Kırkağaç kavunlarının(daha nice nice şeylerin)kocaman bir sokak yaygısında sergilendiği o rengarenk,o güzelim Havra Sokağı’nı da umarsızca arkası sıra bırakaraktan.

    TARIK DURSUN K.

BİR CEVAP BIRAK