Tarih ve Demokrasi Sorgulanıyor JULIUS CAESAR  

Tarih ve Demokrasi Sorgulanıyor JULIUS CAESAR  

146
0
PAYLAŞ

“İmparatorluğu kurdu. Yasaları kitaplaştırdı, para sistemini yineledi, hatta takvimi bilimsel verilere uygun duruma getirdi.

Britanya içlerine kadar yayıldı, aylardan birine adı verildi, imparatorlar kendi adlarına onun adını eklemişlerdi. Kalan kuşaklara onu anlatmak düşüyordu, tasarladığı biyografiyle bunu başaracaktı…” (s: 23)

Ölümünden yirmi yıl sonra bir kitap yazarak Julius Caesar’ı ölümsüzleştirmeyi planlayan genç bir avukatın düşünceleridir bunlar. Planladığı kitapla ilgili araştırmalar yaparken bizi de peşine takıyor. İlk adımda Spicer’e düşüyor yolumuz. Önceleri genç Caesar’ın peşinden icra için koştururken sonrasında bankacısı olmuştur imparatorun. Genç avukatın yararlanmak istediği günlükler ondadır. Günlüklerin sahibi Rarus, Caesar’ın sekreteridir.

Spicer, ne yazılacak romanı, ne de genç avukatın hayranlığını umursar; belli bir ücret karşılığında ve kendi açıklamaları eşliğinde günlükleri vermeyi kabul eder. İmparatoru tanımlarken kurduğu tümcelerde de saygıdan eser yoktur: “Her zaman paraya ihtiyacı vardı, bir kez köle ticaretini de denedi.” (s:35)

Bir sonraki ziyaretinde karşılaştığı hukukçu, Afranius Carbo da Spicer’den geri kalmaz. “Küçük Adam” diye adlandırdığı Caesar’ın savaştaki başarılarını küçümser, asıl savaşın ticari yaşamda sürdüğünü savunur. “Ekmeğe olan açlık, ekmeği olanı da olmayanı da öldürür. Üstelik yalnız ekmeğe olan açlık değil, istiridyeye duyulan iştah da öldürür adamı.” (s:51)

Varlık ve refah içindeki iki eski köleden sonra rastlantıyla karşılaştığı eski bir lejyoner, soğuk duş etkisi yapar genç avukatta. Tüm sıradan Romalılar gibi açlık sınırındadır. Ailesinin durumu daha da kötü olduğu için lejyonerliği seçmek zorunda kalmıştır. Caesar’la doğrudan teması da olmamıştır.

İlerleyen sayfalarda Spicer’in konağında karşılaşacağı bir şair lejyonerin sözleri daha da acımasız olacaktır. Caesar döneminde yaşamış tarihçi G.Sallistius’u işaretle, Caesar’ı kasteden şöyle bir tümce kurar: “Bizim Sallust, töresel değerimizin kuzu gibi, akıllı uslu, cana yakın, sokulgan olduğunu, hiç yaşamadığını kanıtladı.” (s:197)

Talep ettiği para temin edilince Rarus’un günlüğünün birinci bölümünü veren Spicer, yeni bir düş kırıklığına hazırlar genç avukatı: “Bu günlüklerde, eski biçim kahramanlıklar bulacağınızı ummayın, ama eğer dikkatli okuyacak olursanız, diktatörlerin nasıl oluştukları ve imparatorlukların nasıl kuruldukları üzerine bazı ipuçları bulabilirsiniz!”(s:57)

Bertolt Brecht’in Roma Tarihiyle yakından ilgili bir yazar olduğunu bilmek okumalarımıza farklı bir boyut kazandırıyor. Eğitimi gereği dönemin belgelerini Latince aslından incelemişken, daha sonraları da konuyla ilgili araştırmalarını sürdürmüştür. Birikimlerini “Bay Julius Caesar’ın İşleri” adıyla, altı bölümlük bir romana dönüştürmeyi planlamış, sonradan son iki bölümü yazmaktan vazgeçmiş. Bu ayrıntılar, çevirmen Hüseyin Tüzün’ün “Sunuş” metninde yer alıyor. Bir roman fragmanı olarak tanımlanan kitapta, Julius Caesar’ın yaşamı dışında, dönemin siyasal çalkantılarına, ekonomik koşullarına ve toplumsal gerçeklerine de yer verilmiş. Sıradan Roma Vatandaşları, açlık sınırının altında yaşarken, eğitilen kölelere iş ortamının teslim edilmesi o gerçekler arasında.

Rarus’un günlüklerinde, Romalıları küçümseyen ifadeler karşımıza sıkça çıkıyor. “Ben de bir köle olabilirim, ancak müflis soylu takımı ve onların uyuşuk, sefil plebleri kadar “aşağı” görmüyorum kendimi.” (s: 150) … “Caebio, bir Roma vatandaşı, ben yalnızca bir köleyim; yine de bahşiş aldığım, param olduğu için her konuda bana uymak zorunda kalmıştı. Kültür bakımından benden aşağı düzeyde, tabii.” (s:155)

Caebio, Rarus’un sevgilisi genç bir erkek. Romanda, eşcinsel ilişkiler ve şehvet düşkünlüğü oldukça yaygın. Neredeyse aşktan her söz edildiğinde erkekler arasındaki ilişki ortaya çıkıyor. Caesar’ın da pek çok kadınla ilişkisi olmasına karşın aşk söz konusu olduğunda bağışlanmış Suriyeli bir erkek kölenin adı geçiyor.

Savaş ve politika üç yüz ailelik soyluların ellerindeki oyuncak gibi. Ne savaşta, ne seçim uygulamalarında Romalı sıradan vatandaşın çıkarı gözetiliyor. Ganimeti kendileri paylaştıkları gibi seçimleri de rüşvet, tehdit, şantajla yönlendiriyorlar. Durumu kütüphaneci Aleksandre tek tümceyle özetliyor: “Catalina, köylüye toprak sözü vermekle değil, seçim paralarını, yani rüşvetleri ödeyebilirse seçilir.” (s:76) Caesar’ın yorumu daha da kapsamlı: Sorunlar bir bütün olarak çözülür ya da çözülmez. Eğer bu ayak takımı, bir dilim ekmekten başka bir şey istemiyorsa, o zaman ayak takımı olarak kalır. (s:98)

Demokrasi arayışıyla yolsuzlukların çatışmasından iç savaş doğuyor. Roma’nın her taşının kanla yıkandığı o savaşı şöyle tanımlar Rarus: “Böylece yalnızca Romalılara karşı Romalılar çarpışmıştı.(s:193)

Demokrasi savunucusu Catalina ve beraberindekilerin kıyımıyla sonlanan o savaş sonrasında Caibo’un cesedi bile bulunmaz, bu Rarus’un yıkımı olur. 

Dört bölümden oluşan roman Rarus’un Günlükleri ve genç avukatın araştırmaları olarak iki ayrı teknikle yazılmış, kendini pek kolay ele vermiyor, ancak bir kez labirentine dalınca geri dönemiyorsunuz. Bertolt Brecht’in ironik yaklaşımı, çevirmen Hüseyin Tüzün’ün temiz Türkçesiyle okuma şölenine dönüşmüş. Bir kez okumakla yetinmeyeceğiniz bir kitap.

 Bertolt Brecht: Julius Caesar: Roman 2015 253 sayfa                                                                                                                    

Suna Güler

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK