Tanrıyı güldürmek istiyorsan ona planlarından bahset

Tanrıyı güldürmek istiyorsan ona planlarından bahset

108
0
PAYLAŞ

Sene 2006’ydı sanırım. Üniversite sınavlarına hazırlık dönemi, dershane maraton koşusundayım. O gün ilk ders için vaktinden önce gittiğimi fark etmemle banka oturmam bir oldu. Konak Meydanı’nda elinde tepsi ile çay satan adama seslendiğimde, güvercinlerde dans ediyordu.

Soğuk bir İzmir sabahında, elimde ki çay bardağının sıcaklığı dışında vücudumda farklı bir enerji vardı. Lodosa eşlik eden deniz kayalarla birleşip belki de varlığını hatırlatıyordu. Vapurlar bile bu sahneye saygı duyuyordu iskelede.

Melankolik düşünceler çevrelemişti bedenimi. Ve birazdan saat kulesinde akreple yelkovan 08:00’i gösterdiğinde bir ordu edası ile metrodan çıkan insanlar oturduğum yöne doğru yürüyorlardı. Hiç kimse konuşmuyor, gülmüyor kimisi önüne kimisi ise sadece yürüdüğü yöne bakıyordu. Kuşlar kalabalığın sesi ile ürkmüş, hepsi bir yerde toplanmıştı.

Bir an hoyratça yürüyen insanları izledim. Bu telaş neydi? Bu koşuşturma ne içindi? Her gün buradan geçmeleri miydi onları manzaraya kör eden, yoksa görüş açıları mı?

Kleinbaum’un ‘Ölü Ozanlar Derneği’ kitabının sayfaları geldi gözümün önüne. Unutmaya yakınlaşmış felsefem ile ‘Memento Moi, Carpediem’ ile selamlaştık. Hayallerim ile konuştum.

Sonra o adam yine geldi, elinde tepsisi ile.
– Bir çay daha içer misin genç?
– Doldur içelim dayı.

Çocukluğumuz ile başlıyoruz hayat adına hesap ve planlara. Bunun öncesi de daha dünyaya gelmeden ailemizin bizler için iyi (!) düşünceleri ile başlıyor. Hangi okulda okuyacağımız, hangi elbiseleri giyeceğimiz, uyuma saatimiz, oyun oynama zamanımız, ne zaman konuşup ne zaman susacağımız, doktor mu mühendis mi olsun iddiaları vs…

Garanticilik bence ülkemizin milli duygularına eklenmesi gerekiyor. Attığımız her adımda bu düşünce yok mu? Okuduğumuz okullar, çalıştığımız işler, kıyafetlerimiz, seyahat için kullandığımız şirketler. Toplum olarak garanti konusunda en iyi analiz ve istatikselleri yapabiliyoruz.

Peki, mutlu muyuz? Her ayın 15’inde yatan maaşımız, evimiz, arabamız, 3-5 altınımız, davetler, yemekler, tatiller. Her şey tamam değil mi? O zaman o rüzgârın serinliğini yüzünde hissetmeden, kuşlara bir avuç yem atmadan ve sekiz saat çalışacağın o odaya girmeden, şöyle ciğerlerini dolduracak kadar nefes almamak neden?

Plan, her zaman olası risklere karşı önlem alıp istediğin noktaya ulaşman için aklında ki haritadır. Şimdi düşünün bakalım 5 yaşındaki planlarınızı? Hatırlayamazsanız hemen ailenize sorun. Ben küçükken neleri hayal ediyordum? O hayallere ne oldu? Hangi planlar senin hayallerini esir aldı?

Geçim derdi, hayat mücadelesi cevaplarınızı duyar gibiyim. Peki, sizce Aristo’nun, Leonardo Da Vinci’nin, Galileo’nun, Freud’un, Tesla’nın geçim derdi veya planları yok muydu? Onlarında paraya ihtiyacı yok muydu yaşamlarına devam etmeleri için. Çoğunun biyografilerini okuduğunuzda inişli çıkışlı dönemleri görüyorsunuz.

Onların hayalleri vardı, güç aldıkları ve her gün tazelendikleri. Göğüsleri kabarıyordu her gün bir adım daha hayalleri için attıklarında. Çoğu kez başarısız oldular ama bunu bile bir başarı gördüler. Tüm planlarını, hayallerinin gerçekleşmesi üstüne yaptılar. Ve işte 300-500 yıl sonra ile isimleri dilimizde, okuduklarımızda ilham kaynağı oldular.

Ne duruyorsun hayallerin için? Çalış, öyle veya böyle sebeplerle kazandığın işte çalış. Ama hayallerinin bir ucundan tut ve yavaş yavaş ipini gevşet uçurtma edası gibi rüzgâr ile yüksel gökyüzüne. Bunu yaparken temizle bilinci, unut kızgınlıklarını.

Haydi, buruşmadan o eller, sıkıca sarıl hayallerine.

Orhan Veli’nin dediği gibi ‘Hey, ne duruyorsun be, at kendini denize.’

Ender ERMİŞ
Carpediem Koçluk Çözümleri

BİR CEVAP BIRAK