Taktir Edildiğimizde Sadece ‘Teşekkür Ederim’ Diyebiliyor muyuz?

Taktir Edildiğimizde Sadece ‘Teşekkür Ederim’ Diyebiliyor muyuz?

147
0
PAYLAŞ

Başlıktaki sorunun cevabı özellikle kadınlar söz konusu olunca ‘hayır’ oluyor. Hayır, başkaları tarafından yaptığımız bir iş ile ilgili takdir edildiğimizde sadece teşekkür edemiyoruz;

  • Teşekkür ederim ama takım arkadaşlarım olmasaydı bunu başaramazdım.
  • Teşekkür ederim ama çok zor bir iş değildi
  • Teşekkür ederim ama …. Bir dahakine dikkat edin, bir konuda övgü aldığınızda, her hangi bir konu olabilir; yürüttüğünüz bir projeden, o günkü saç modelinize kadar, nasıl tepki veriyorsunuz? Her zaman bir ek yapıyor musunuz? Tam olarak hakkıyla bir takdiri kabul etmemekle, mutlaka ‘evet ama’ ya da ‘aman yok canım’ tarzı ekler yapmakla 3 şey yapmış oluyoruz:
  • 1) takdir edenin takdirini değersizleştiriyoruz,
  • 2) karşı tarafa ‘tam olarak öyle değil’ demiş ve onun yorumunu bir bakıma hatalı bulmuş oluyoruz
  • 3) konuyu başka tarafa çekiyoruz (deflecting).

Bir önceki yazımda sözünü ettiğim How Women Rise (Kadınlar Nasıl Yükselir) adlı kitapta da tam bu konuyla ilgili bir örnek var. Amy bir koçla çalışmaya başladığında ilk olarak iş yerinde kendisini takdir edenlere sadece teşekkür ederim demesini ve arkasından da hiç bir şey söylememeyi öğrenir, bu onun ilk ödevidir. Bu alıştırma Amy için ilk başta oldukça zordur çünkü Amy hayatı boyunca çok başarılı olmuş yüksek yerlere gelmiş ve çok takdir görmüş olmasına rağmen asla gelen bir takdiri olduğu gibi sahiplenememiştir o güne kadar. Yani kırk yıllık bir alışkanlığı kırması gerekmektedir.

Bu kadar yerleşmiş bir alışkanlığı kırmak çok kolay değil. Takdir iltifat övgüye karşılık verdiğimiz yanıtlar o kadar yerleşmiştir ki düşünmeden, otomatik olarak yapıyoruz. Ve bunu da çok küçük yaşlardan itibaren öğreniyoruz. Pek çok kültürde olduğu gibi bizim kültürümüzde de mütevazılık ve alçak gönüllülük hayatımızda ilk öğrendiğimiz ve gitgide pekiştirdiğimiz erdemlerdendir. Dozajında yapılınca da hoş ve kibar bir davranıştır elbet. Fakat hakkıyla teşekkür edebilmek de bir erdemdir. Katkılarımızı, başarılarımızı ve güçlü yanlarımızı bilmek ve bunlar fark edildiğinde memnuniyetle kabul etmek de bir meziyettir, fakat ne yazık ki mütevazılık kadar ısrarla öğretilen bir davranış değildir. Her şeyimiz eleştiriye dayalı olduğundan gelen iltifatları bile eleştiriyoruz. Hatta yapılan araştırmalarda insanların iş yerinde takdirden ziyade eleştiriyi daha rahat kabul ettikleri görülmüş*, bu da eleştiriyi ne kadar çok varlığımızın vazgeçilmez bir parçası haline getirdiğimizi gösteriyor.

Amy’nin koçu ile yaptığı alıştırmaları okuyunca ben de merceği kendime çevirdim ve takdir edildiğimde tam olarak ne yaptığıma (vücut dilim) ne hissettiğime ve ne söylediğime baktım. Belki 3-5 saniyeyi geçmeyecek bir diyalog beni 3-5 gün düşündürttü. Övgü aldığımda çoğunlukla hoşuma gittiğini fark etmekle birlikte bir sıkılganlığın geldiğini gördüm kendimde. Zaman zaman yüzümü kapattığımı, ya da ‘hayır hayır’ dediğimi, bazen de ‘aman bu ne ki hiç bir şey değil’ tarzında yanıtlar verdiğimi gözlemledim. Bu ret, bu sıkılganlık nedir? Nereden gelir, nasıl öğrenilir? Ben bir takdiri gururla kabul ettiğimde, mazeretsiz, eksiz, ve ‘ama’sız, neyin olacağından korkuyorum? Ya da neyin olmayacağından korkuyorum? İyice ölçüp biçtikten sonra anladım ki bir övgü/iltifatın bende yarattığı sıkılganlık, karşı tarafı hayal kırıklığına uğratma, övgüyü hak etmediğimin anlaşılması korkusuymuş (bunun fazla tekrar etmesine psikolojide imposter ya da sahtekar sendromu denir**), ve aynı zamanda mütevazı olmayan biri olarak algılanma korkusunu da yaşadığımı fark ettim (bu da kanımızın son damlasına kadar işlemiş olan ve halk dilinde ‘el alem ne der’ olarak anılan bir kabus korku halidir, bir türlü uyanamayız bu kabustan).

Bunların farkına varmak gerçek ve kalıcı değişimler yaratabilir insanda. Hatta etrafımızdaki kişilere de yeni bir gözle bakmamızı sağlayabilir; bizi yargılayacak, hatamızı görecek biri olarak değil de bana vaktini ayırıp güzel bir hediye vermek isteyen biri olarak da görebiliriz karşımızdakileri. Bir övgüyü rahatça kabul etmek sadece kendimize yaptığımız bir iyilik değil aynı zamanda karşıya da verdiğimiz önemi ve saygıyı da gösterir. Bir insanın başka bir insana içten bir övgüde bulunmasında aslında bakarsanız yadsınamayacak bir emek vardır; dikkat gerektirir, gözlem ister, farkında olmayı gerektirir, kısacası başkasına harcanan bir zamandır bir enerjidir. Her iltifat ya da takdirle karşılaştığımızda arkasındaki emeği görmek de bir erdemdir, onu onurlandırmak da.

Sırma Gumpert

*Harvard Business Review: https://hbr.org/2013/12/what-to-do-when-praise-makes-you-uncomfortable

** Imposter Sendromu: Sanıldığından çok daha yaygın olan bu sendrom Sahtekar Sendromu olarak da bilinir, ve kişinin bulunduğu mevkiiyi hak etmediği, başarılarını zekası ile değil de şans eseri elde ettiği ve bunun bir gün diğerleri tarafından fark edileceği kaygısıdır.