Tahammül Etmek… Nereye Kadar?

Tahammül Etmek… Nereye Kadar?

102
0
PAYLAŞ

Zorluklara karşı koyabilme gücümüz ne kadar fazlaysa o kadar kendimize güvenir, kendimizi iyi hisseder ve kendimizi yeterli görürüz. Toplumun ve yakın çevremizin bizleri şartlandırması da bu yöndedir. Örneğin, spor müsabakaları zamana veya bir engele karşı en yüksek gayreti sarf ederek en iyi performansı sergilemek üzerine kurgulanmıştır. Benzer durum geçmişte insan gücüne dayalı tüm eylemlerde de görülür. Tahammül etmenin başarı getireceğine inanılır.

“İnsanın kötü, güç durumlara karşı koyabilme gücü” olarak tanımlanabilecek tahammül etmek kavramı, sürekli olarak bir şeylere katlanma durumunu ifade eder. Katlanmak adına da daha fazla güç sarf etmek gerekir. Daha zoruyla karşılaştığımızda daha fazla ve daha uzun süre tahammül göstermemiz gerektiğini düşünürüz. Enerjimizi bu yöne aktarır ve tabir yerindeyse ‘pilimizi bitirene kadar’ sarf ederiz. Hayatta karşımıza zorluklar, sıkıntılar, engeller elbette ki çıkacak. Ne zaman karşılaşacağımızı bilemediğimiz olumsuzluklar yaşayacağız. Bunlar bizi yoracak, enerjimizi emecek. ‘Hayatı kapımıza geldiği gibi kabul edeceğiz ve deneyimleyeceğiz,’ diyorsak tüm bunlara ‘dayanabilmek’ adına duygusal dayanıklılığımızı artırmanın yollarını bulmamız gerekiyor.

Harvard Business Review’da yayınlanan 24 Haziran 2016 tarihli bir makalede duygusal dayanıklılık için şunlar ifade ediliyor.

“Duygusal dayanıklılık tahammülle değil toparlanmakla ilgilidir. Bu kavrama son derece katı bir çerçeveden bakıyoruz. Bir komandonun çamurların içinde sürünmesi, boksörün son bir raunt daha dövüşmesi, futbolcunun bir gol daha atmak için yırtınması geliyor gözümüzün önüne. Zorluklara ne kadar göğüs gerer, dişimizi ne kadar sıkarsak o kadar dayanıklı ve başarılı olacağımıza inanıyoruz.”

Hedeflerimize ulaşmak için çalışmak, mücadele etmek, ter dökmek, yorulmak, bizim için değerli olandan bir süreliğine ödün vermek elbette ki gerekli. Burada mühim olan, tüm bunları bir yaşam tarzı haline getirip normalmiş gibi görmek hatasına düşmemek. Ne kadar yoğun bir çalışma temposu içerisinde olsak da kendi isteğimizle durup derin bir nefes almak, dinlenmek, kendimizi gözlemlemek, nerede olduğumuza ve ne yaptığımıza dışarıdan bakabilmek adına kendimize vakit ayırıyor olmamız duygusal açıdan bizi daha dayanıklı hale getirecektir.

Tüm bunlar iki oduncunun öyküsünü hatırlatıyor bana.

Ülkenin birinde iki oduncu yaşarmış. Biri sabahları erken kalkar, başlarmış ağaç kesmeye. Gün boyunca dur durak demeden, öğle yemeği dahi yemeden, adeta kendisiyle yarışarak çalışırmış. Akşamları da diğer arkadaşından sonra evine gidermiş. Diğer oduncu ise ağaç keserken mola verir, dinlenir, bir şeyler yer, sonra devam edermiş işine. Akşam olunca da hava kararmadan evine gidermiş. Bir haftanın sonunda kestikleri ağaçları saymışlar. İkinci oduncunun kestiği ağaç sayısı diğerinin kestiği ağaç sayısından fazla çıkmış. Durmaksızın çalışan oduncu öfkelenmiş. “Ben senden daha çok çalıştım. Senden daha erken kalktım, senden daha geç eve gittim. Öğlen yemeklerimi bile yemedim. Nasıl daha az ağaç kesmiş olabilirim,” diye bağırmış. İkinci oduncu sakin bir şekilde, “ Sen hiç durmadan çalıştın, doğru. Ben ise dinlenirken baltamı biledim. Keskin balta ile daha az güç harcayarak daha fazla ağaç kesebilirsin,” cevabını vermiş.

Oduncunun baltasını bilemesi misali bizlerin de toparlanmak adına bir süreliğine mola vermemiz, duygusal dayanıklılığımızı yükseltmek adına atacağımız büyük bir adım olacak. Durup kendimizi dinlememiz, ne durumda olduğumuzun farkına varmamız, enerjimizi yükseltmek adına neler yapacağımızı planlamamız ve bunları hayata geçirmemiz duygusal dayanıklılığımızı artıracaktır. Hepimiz için amaç tek, yollar farklı olacaktır.

Ünal Elbeyli