Şu Bizim Ezik X Kuşağı

Şu Bizim Ezik X Kuşağı

140
0
PAYLAŞ

Çatlıyor meraktan. Gönülsüzce üzerine aldığı bu sorumluluğun karşılığında kendisine ödeme yapılıp yapılmayacağını çok merak ettiği halde sormuyor daha doğrusu soramıyor, ya tesadüfen öğrenecek süreçte ya da içi içini yiye yiye bekleyeceği o son sahnede.

Kendisine paragöz denme ihtimali var ve bu çok kötü bir şey gibi geliyor kulağına. Kahretsin, tipik bir X kuşağı mensubu olarak o kadar iyi anlıyorum ki onu, tıpkı kendimi anlar gibi anlıyorum. Hem yafta önemli hem para, parayı önemsiyor ama açgözlü diye etiketleneceği ve onaylanmayacağı duygusundan o kadar çekiniyor ki hakkını aramakta bile zorlanıyor. Bu iki değer aynı anda kodlanmış bizim kuşağın DNA’larına ve işte tam da burada başlıyor lânet.

Katıldığım eğitim ve seminerlerde hemen tanırım X kuşağını, elimle koymuş gibi. Dikkatle dinleyen, en çok not alan onlar olur hep. Konunun kaynatılmasından muzdariptirler. Bilgi çok önemlidir, araya giren her şeyden nefret ederler. Süreçten zevk almaya çalışan Y kuşağından farklı olarak tamamen sonuç odaklı olurlar. Zevk sorumluluktan sonra gelir. Aynı zamanda kıyasıya  rekabetçidirler. Daha iyi anlamak, daha akıllıca soru sormak, daha çok ilgi çekmek ve neticede daha başarılı olmak hayati öneme sahiptir onlar için. “Daha” anahtar kelimedir. X kuşağından birisi isen ilkokulda koşarak annene gidip bugün Türkçe sınavından 91 aldım diye müjde verdiğinde çok büyük ihtimalle şu soruyla karşılaşırdın; “Murat kaç aldı, Özlem kaç aldı?”. Rekabeti; hem tatlı hem yakıcı o duygu karmaşasını, kaybettiğinde bedenine yayılan stres hormonunun tadını çok iyi bilir benim kuşağım. Ben şu anda Z  kuşağından oğluma aynısı yapmamak, “Peki Can kaç aldı, ya Ada?” diye sormamak için kıvranıyorum ama itiraf edeyim bazen kendimi tutamıyorum.

Rekabetçi olduğu için de bireyseldir X kuşağı. Tüm konsantrasyonunu kendi işinde, hayatında olsa bile gözünün kuyruğu ile çevreyi incelemekten geri durmaz. Kâr-zarar tabloları çıkarır hayali, kim hangi seçiminden dolayı daha kârlı, kim hangi kararından ötürü zararda bilir. Kendimden biliyorum, sürüyle ayrışmak, farklılaşmak isteriz. Riski sevmeyiz, eşeğimizi sağlam kazığa bağlayıp, ayağımızı yorganımıza göre uzatmak öğretilmek ne kelime, resmen kazınmıştır beynimize. Mahremiyetimize tutkunuzdur, derler ki “Sosyal medya X kuşağının gençliğinde çıksaydı, bu kadar tutmaz, kaybolur giderdi.”. Otoriteye saygılıyızdır, sevmesek bile üstelik. En asimiz bile “Şatlar budur.” dediğinde yöneticimiz kabullenir durumu, işe girdikten üç ay sonra ne zaman müdür olacağını soran Y kuşağının tersine. “Mantıksız bu!” diye kestirip atan ‘saçmalık dedektörü Y kuşağı’ gibi değilizdir. İçimizden anlamsız bile bulsak cesaret edip yüksek sesle dile getirenimiz pek azdır. Hep bize öyle gelmiş olabileceğini düşünüp yutarız düşüncelerimizi.  Biraz pısırığızdır açıkçası. Sorun çıkmasından çok korkarız, “Aman tadımız kaçmasın.” diye diye susar otururuz.

Evden çok erken ayrıldığımız için duygusal gelişimimizi tamamlayamadık belki. Duygularımız yerin yedi kat dibinde. Bireysel ve rekabetçi olduğumuz için kardeşten öte kankalarımız da olmadı. Yukarıdan bizi gözetleyen, her problemde aşağı inip çözüm getiren helikopter ebeveynlerimiz hiç olmadı. Biz boynunda evinin anahtarı, anne babaları işteyken eve gelip kendi başının çaresine bakan çocuklardık. Ama esaslı çocuklardık be. 🙂

Özlem Semiha Ayas

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK