Son AN’a Kadar Keşfe Devam…

Son AN’a Kadar Keşfe Devam…

447
0
PAYLAŞ

Hayatım boyunca…. 39 yıl oldu tam bu sene…bebekliğimi de dahil ediyorum çünkü bebekken de sonrasında konuşabildiğim dönemlerde de duygularımla hareket etmiş bir bireydim. Duygusal ve hassas olarak etiketlendim doğuşumdan itibaren. Tam 7 yaşıma kadar bronşit teşhisiyle sürekli bir tedavi gördüm. Yemek yemekten nefret eden ben; yemek yedirmek için peşimden koşan, bir gram bir şey yedirebilse dünyalar onun olan annem ve zorla yedirmek veya şiddetle korkutmak dışında başka çaresinin kalmadığına, yemediğimde öleceğimden korkmasıyla daha da çaresizliğe kapılan babam. Bu noktaya gelmeden önce defalarca pedagoglara başvurulması ve her seferinde “Kendi haline bırakın, yemek istediğinde sizden ister.” cümlesini duyup, sadece 3 gün benim yemeden durmama seyirci kalabilmiş ebeveynler.

Yıllarca bu 7 yılı çok konuştuk annem ve babamla. Haklı gerekçeleri vardı kendilerine göre. İlk çocukları yemeyi reddettiği için, onu mutsuz ettiklerine ve ona iyi bakamadıklarına öyle kaptırmışlar ki kendilerini, şiddet ve zorla yedirme çözümü ölümden önce son çıkış gibiymiş onlar için. Benim cephemde -cephe diyorum çünkü tam bir savaş ortamından bahsediyorum- yemek; yendikten sonra bir şekilde kurtulabildiğim yabancı madde, zaman geçtikçe de onları da beni doyurduklarına mutlu olmalarına memnun bırakmanın verdiği huzurla, ortama uygun davranışlar sergilediğim bir meydan muharebesi.

Bu sadece fiziksel dünyadaki tablo. Duygusal dünya ise tamamen bambaşka. Hayalimdeki “uçan kuş” resmini çizebilmek için yıllarca -7,8 yıl kadar- ansiklopedilerdeki resimleri (yıllar sonra o uçan kuş resminin sadece bir M harfi olduğunu öğrendiklerindeki yüzlerinin ifadesi hala hafızamda capcanlı) , karbon kağıtlarıyla çizmeleri mi dersiniz, 3 yaşımda müziğe olan yeteneğimi keşfedip, beni cesaretlendirip, vurmalı, telli, üflemeli çalgılardan hangisini en çok sevdiğimi ve keyif aldığımı bulmaya çalışmak için uykusuz kalmalarını mı dersiniz, beni anlamak için olağanüstü çaba gösteren ebeveynler.

Öte yandan, bense “öleceğini, bilerek yaşamak ve neden dünyaya geldik, insanlığın bir amacı var mı yaşadığı ortalama 80 yıl için?” sorularıma yıllar sonra Sigmund Freud’a ait insan psikolojisi çözümlemesi karşıma çıkana kadar, kendi kendime anlamlandırmak için tüm evrenin sistemini; yaradılışı, gezegenleri, doğa sistemini, bedenimizde; organlarımız, mineral, hormon, sinir sistemi, aklınıza gelebilecek tüm sistemlerle ilgili kafa yorup, okudum, sordum, soruşturdum ve kendi yanıtlarımı ve yaşam felsefemi gün be gün, an be an inşa ettim. Tahmin edebildiğiniz gibi çocukluğumda aslında benim yemek yemekten daha önemli konularım vardı. Açlıktan ölen insanların sadece umudunu kaybettiğinde ve yaşamak yerine ölmeyi tercih ettiğinde veya daha da açık ifadeyle “pes” ettiğinde ölüm gerçeğiyle yüz yüzeyken; “yaşamı” anlamak ve anlamlandırmanın tüm yaşanan günlerde insanı zihnen, ruhen aç bıraktığını çok daha önemsediğimi anlayacağınıza eminim.

Sadece iki konuyla ilgili anlattığım yaşananların bir kısmını okumak bile, ebeveynlerim için anlayış geliştirmenize, belki de eğer bir çocuğunuz varsa ve onu anlamak veya anlaşılmak için yaptıklarınızın zihninizde canlanması, yalnız olmadığınız duygunuzu fark etmenize sebep olmuş olabilir. Bir kısmınız ise benim için anlayış geliştirip, “ben de anlaşılmadım, anlaşılmam zaman, çok uzun zaman aldı.” diyerek, yine yalnız olmadığınız duygunuzu fark etmenize kapı açmıştır. Temelde insanın kendisinin yalnız olmadığını, yani kendi iç dinamikleriyle yaşadığı her ne duygu olursa olsun, herkes ile benzer duyguları deneyimlediğini bilmek rahatlatıcı olabiliyor. Sizi, bana ve/veya aileme kendini yakın hisseden sizi, çok iyi anlıyorum. Bunları anlamam yıllarımı alsa da aslında anlamış olmak benim asıl kazancım.

Geçtiğimiz haftalarda bir kitap için redaksiyon talebi geldiğinde, kitabın ismi benim üzerine kafa yorduğum, hatta kendimde fark ettiğim ve üzerine çalışarak, anlayış geliştirerek, el yordamıyla benim için en doğru olanı bulmaya çalıştığım farklılıklarımı iki kelimeye sığdırıyordu; “Duygusal Zekâ 2.0” Zekanın sürekli bir ölçüt olarak algılanması beni çoğu zaman memnun etmemişti. Çünkü insanların kendilerini kıyaslayacak bir oyuncak gözüyle bakıyor olmaları beni asıl rahatsız eden şeydi. Ancak yaklaşık yirmi yılı aşkın bir süredir aslında zekanın çeşitlerinin olduğu ve insanın keyifle, anlayarak ve anlaşılarak yaşamasına olanak sağlayan en temel zekanın “Emotional Intelligence” yani “Duygusal Zekâ” olduğunu rahatlıkla söyleyebilecek kadar çok araştırdım. Travis Bradberry , Jean Greaves’in birlikte oluşturduğu “Duygusal Zekâ 2.0” kitabı, şimdiye kadar sadece kuramsal açıklamalar, bilimsel deneyleri açıklamaktan ziyade; önce kendinizi test edip, ardından çıkan sonuçlarınıza göre hem videolarla hem de örnek olay ve durumlarla “neyi, nasıl” yapacağınızı anlatması açısından çok fayda gördüğüm bir kitap oldu. Öyle ki tüm aile hayatımı gözümden geçirmekten öte, iş hayatımı da gözden geçirerek kendime dışardan ve objektif olarak bakabilmemi kolaylaştırdı. İnsan ilişkilerimde, sosyal yaşantımda, öz yönetimimde ve öz farkındalığımda oldukça iyiyken, ama böyle olduğumu bilmezken, bunu nasıl daha da yükseltebilirim noktasında rehberim oldu. Kendi kendimi keşifte -yaşamın son anına kadar süreceğini düşünürsek, ne kadar çok tanırsa insan kendini; bir o kadar daha seviyor- yaşamı ve kendi yolumu, daha önce önünden geçtiğim ama görmediğim fantastik ağaçlar, orman ve insanları fark etmek paha biçilemez bir deneyim oldu.

Ee peki ebeveynlerle durum nasıl diye merak ediyorsunuz öyle sanıyorum ki ilk önceliği anlaşılmak ve anlamak olan bir çocuğa sahip olmak başta onları oldukça zorlasa da onlar da kendilerini keşfetmeye devam ediyor ve her yeni keşifle biraz daha birbirimize yakınlaşıyoruz. Aslında temelde doğuştan gelen sevgi bağı günden güne daha da güçleniyor. Her zaman söylediğim gibi, sizlerle de paylaşayım; iyi ki onlar benim annem ve babam olmuş, sevgi ve sabırları için her zaman müteşekkirim.

Şermin Çetin
İlişki Koçu ACC

BİR CEVAP BIRAK