SİZİN “RONALDO”NUZ VAR MI?

SİZİN “RONALDO”NUZ VAR MI?

93
0
PAYLAŞ

2018 Futbol Dünya Kupası Rusya’da başladı ve grup maçları neredeyse tamamlandı bile. Hiç şüphe yok ki, gerçekten büyük bir organizasyon. Yüzlerce futbolcu ve onları izleyen milyonlarca insan! Sonundaki kupa ve diğer tüm kazançlar için elde edilmesi gereken 2 amaç var, bir tarafta gol atarken diğer taraftan da hiç gol yememek veya en az sayıda gol yemek… Hedefe ulaştıysan “en iyi” sensin! Cümle içinde kullanınca gayet kolay görünüyor.

Hepsi ayrı bir tarz… Disiplinden son dakikaya kadar asla taviz vermeyen Almanya, bireysel yetenekleri sergileyen ve hepsi farklı marka olan Latin Amerika ülkeleri, takımın kanat oyuncularını kullanarak gol arayan İngiltere ya da  başarılı çıkışlar sergileyen Hırvatistan veya yetenekli oyuncularından dolayı her daim yüksek potansiyele sahip Portekiz. Ya da ünlü İspanya veya son turnuvaların önemli takımı İzlanda! Bütün bunların yanında sayamadıklarım, hepsi birbirinden farklı özelliklere sahip birbirinden değerli takımlar, oyuncular.

Bazı dünya futbol devlerinin ekol olarak adlandırıldığı yılları iyi hatırlıyorum. Dünya futbol anlayışında o ekollerin oyunları çok fazla sürprizlere açık olmaz ve rekabet genelde ekoller arasında sürerdi. Ancak futbol endüstrisi ve kurumsallaşma anlayışının her sektörde yerini almasıyla artık hiç beklenmedik takımlar, oyuncuları ve hatta taraftarları ile topyekûn farklılık göstererek sonuçları etkileyebiliyorlar. Ve son yıllarda -bana kalırsa- günümüz futbolunda artık ekoller dönemi sona erdi. Artık her takım maç başlamasından bitişine kadar kendi tarzını yansıtıyor. 1 aylık bir organizasyon olmasına rağmen gerek sahadaki oyunu gerekse taraftarı ile yensin-yenilsin tüm alkışları toplayan takımlar  artık ortaya çıkıyor.

Sadece 4 yılda bir defa buluşan bu kadar birbirine uzak kültür, anlayış ve coğrafyaların bu oyunu bir karnaval havasına sokmasını biz TV’lerden izlerken aslında bu durumu bir fırsata çevirebiliriz diye düşünüyorum. Böylesi çok kültürlü, çok uluslu ortamlar her birimizin çalıştığı kurumlarda, şirketlerde yok mu? “İyi de, hepimiz aynı ülke vatandaşıyız” ya da “aynı şehrin insanlarıyız” diye düşünenler var mı bilmiyorum ama aynı evin içindeki ailede bile bazen ikilemde kaldığınız, tanıyamadığınız, tanımlayamadığınız durumlar varken bazen aileler ve daha çok her bir şirket aslında bir nevi “çok uluslu” bir durum sergilemiyor mu? Anlayışlar farklı, tepkiler farklı, getirdiğimiz kültürlerimiz farklı, yaşanmışlıklarımız farklı. Birimizin gülerek geçtiğine diğerimiz çok kızabiliyorken, birimizin normal karşıladığı bir durum diğerimizin bütün alarmlarını devreye sokabiliyor bile. Hal böyle olunca şirketlerin aynı süreçlerde bu farklı kişileri aynı amaç uğruna çalıştırması ve yüksek performansı topyekûn kalkınma anlayışında elde etmesi bekleniyor. Bunu da adını performans diye verdiğimiz süslü kelimelerle ölçümlüyoruz. Sizi bilmem ama benim kulağıma garip geliyor.

Ya da bakışımızı değiştirelim; şirketinizde veya kurumunuzda yönetici olarak daha iyi iletişim kurduğunuz veya “güvendiğiniz” elemanların bulunduğu birimler, takımlar, departmanlar hep birlikte mi başarılı? Veya onların tek başına başarılı olması şirketin topyekûn hayatını devam ettirmesine zarar mı fayda mı sağlıyor? Sizin maestroluk anlayışınızda sistem nasıl işliyor?

Bu Dünya Kupasını biraz böyle de izleyebilir, takımları ve hatta Japon taraftarların her maç sonrasında temizlik yapması gibi davranışları bile kurum kültürlerimiz gözlüğü ile irdeleyebilir, üzerine de düşünebiliriz. O kültür oluşmadığı sürece de kurumlarda günlük iş veya uzun vadeli stratejilerde hep bir “Ronaldo” gelsin de gol atsın diye bekler dururuz. Sahi, sizin kurumunuzda “Ronaldo”nuz var mı?

Serkut KIZANLIKLI
Eğitimci-Profesyonel Koç