Sizin Geri Bildiriminizde Ruh Var mı?

Sizin Geri Bildiriminizde Ruh Var mı?

173
0
PAYLAŞ

Koçluk, takım oyunculuğu, çok boyutlu liderlik, durumsal liderlik…. Ekiplerimizi yönetmeye çalışırken ne kadar da çok dokümanımız, malzememiz oldu değil mi?

Her biri farklı içeriklerle yoğrulmuş, özünde kişisel farkındalık ve verimliliği bulma\ arttırma çabasındaki terimler. Bu sayede daha başarılı olmak, daha çok kazanmak vs vs…

Peki, takım liderleri olarak ekibimizi yönlendirirken hangi sihirli silahımızı alıp sahaya çıkıyoruz?

Ben bugün o silahlardan birinden bahsetmek istiyorum size. Takdir, dinleme, geri bildirim, soru sorma.

Koçluk yapmaya çalışırken kişileri bu yöntemlerle kazanmaya; sahada bu yöntemlerle ekibi verimli kılmaya, nihai sonuç olarak beklediğimiz başarılı ekibi, memnun müşteri için gerekli donanımı bu becerilerle sağlamaya çalışmıyor muyuz?

Peki, ne kadar becerikliyiz acaba?

Doğru yöntemi yanlış şekilde uyguladığımız için inandırıcılığımızı kaybediyor olabilir miyiz? Belki de yöntemlerin hakkını vermiyor ama öyle bir korku salıyoruzdur ki o doğru yöntemler bir süre sonra ekip için ürkütücü birer savaşçıya dönüşüyordur her an karşılaşabilecekleri… İşte onlardan sıkılıkla bu ikileme düşeni; geri bildirim tabii ki…

Bilinçsiz bir dilin ucuna geldiğinde gerçek bir silaha dönüşebilecek bir koçluk prensibi, kurumsalların olmazsa olmazlarından, akıllı idarecilerin! En güçlü silahlarından!

Peki, sizin geri bildiriminizde ne kadar ruh var?

Geri bildirimin amacı işleri daha verimli kılmak için kullandığımız yöntemleri çok boyutlu olarak sorgulamak, kişisel çabaların doğru ve verimli hâle gelmesini sağlamaktır. Bununla beraber kişisel çabalarını sorguladığımız çalışanlara onlar ve yaptığımız iş için en iyiyi talep ettiğimizi aktarabiliyor muyuz? Yoksa sadece eleştiriyor gibi miyiz, doğruyu gösterirken mevcudu yerden yere mi vuruyoruz, özgüveni mi zedeliyoruz? Bizimle konuştuktan sonra nasıl hissediyorlar kendilerini?

Sahi geri bildiriminizde ne kadar siz varsınız?

Yeni kuşakla çalışırken ya da mevcut işine senelerini vermiş çalışanları idame ederken de hem şirketin enerjisini yansıtmak hem kurumsallığımızın altını çizmek hem de çalışan ile ikili ilişkimizin zarar görmemesini sağlamak geri bildirim verirken/vermeye çalışırken en büyük zafiyet noktalarımız olabiliyor.

Neticede biz Akdeniz insanı olarak; sımsıcak kurduğumuzu sandığımız ilişkilerimiz iletişime kurumsal bir isim takıldığında nedense kökenlerimiz, samimi aile bağlarımız yüzünden ya da tam tersi duvar gibi netliğimiz, yüce egomuz, empatiden yoksunluğumuz; konuya ve sürece takılıp kalışımız; kişinin kaynak yönetimini esasında bizim yönetemiyor oluşumuz yüzünden sekteye uğrayıp amacından sapabiliyor.

Geri bildirimi veren taraf sürecin sahibi iken geri bildirimi alan/alması gereken taraf bazen dünyası başına yıkılan taraf olabiliyor. Çünkü bu sürecin sınırları net çizilemiyor, konu bazlı değil kişi yetkinlikleri üzerinden gitmemiz gerektiği vurgulanmıyor, iyi bir işin tanımı ve bu işe yönlendirilen çalışan duruşu net tarif edilemiyor, bir öcünün etrafımızdakileri korkutmasını elindeki sopası ile işleri yoluna koymasını bekliyoruz. Bu öcüyü de çalışanlarımız geri bildirim diye adlandırıyor.

Peki, ne yapmalıyız? Yolumuz nasıl değiştirmeli, onu nasıl sevdirmeli hem kendimize hem ekiplerimize nasıl benimsetmeliyiz?

Kapitalist sistemin en acımasız noktalarından birinde duran biz perakendeciler için nihai satışın gerçekleştiği son aşama olan mağazalardaki insan kaynağı asla önemini kaybetmeyecek. Sayı azalsa da artsa da gün geçtikçe aranan hep yükselen nitelikler olacak.

Nitelikli ve kendini değerli hisseden çalışanlar ( iç müşteriler için bunu söylemekten asla vazgeçmeyeceğim).

Nasıl nasıl nasıl… İletişim, doğru iletişim, nitelikli iletişim… Başka da yol yok.

Yapılan geri bildirimde beklenen ve sonuçlanan işin tarifini vermek, kişinin bu süreçte hangi kaynakların eksikliği nedeni ile tökezlediğini veya hangi güçlü yönleri sayesinde tanımlanan işi başardığını karşı tarafa aktarmak.

Bu aktarımı yaparken birini onore ettiğimizin veya birine yanış bir yolda olabileceğini bildirdiğimizin farkında olmak. Bu farkındalığı samimiyetle yansıtmak.

Asla ve katiyen yargılamadan işe göre doğru olanı vurgulamak, Yaşamın hızla aktığını unutmadan geçmiş tecrübelerimize esir olmamak.

Olayları durumsallıktan soyutlamamak. İçimizdeki çocuğun coşku ve sevgisini, anlayışlı şefkatini veya titiz mükemmeliyetçiliğini o çocuğun dilinden yansıtabilmek.

Bizler daimi örnekleriz, sistem bizi ayakta tutsa da bizim ve ekiplerimizin heyecanına muhtaç… Doğal bir heyecanla insanlara yaklaşmanın en önemli koşulu hem kendine hem etrafına samimi olabilmek. Değişken de olsa stabil de olsa bir ruhun olduğunu bilmek ve bildirmek.

Sarsılmaz bir ekip ruhu, gelişmeye hazır bir farkındalık mutlaka doğru geri bildirimden geçer. Doğru geri bildirimse karşımızdaki insanların gelişime açık ve ihtiyacı olan insanlar olduğunu bilmekten…

Aynaya baktığınızda bazen dil çıkarın, kendinizle eğlenin, ruhunuzla çalışın emin olun anlaşılacak…

Tuba SEZENOL
Mağaza Müdürü&Profesyonel Koç