Size Abla Diyen Var Mı?

Size Abla Diyen Var Mı?

150
0
PAYLAŞ

“Kardeşim Benim” filmini izledim bu gece. Oradan düştü bunlar aklıma. İnsan başkasında görünce kendi yansımasını, daha iyi anlıyor galiba hislerini.

En kızdığım anlarda bile kardeşime, düşünürüm şimdi biri silah çekse O’nu mu vursun, beni mi diye düşünmem. Kendim her türlü zulmü ederim, gözümü de kırpmam, lakin gelin görün ki başkasının ters bir bakışına dahi tahammül edemem. Gün geliyor en büyük düşmanınızdan bile daha çok kızıyorsunuz O’na ya, en çok O’nu sevdiğinizden, en çok canınızı yakması ondandır bu hayatta.

Ne de olsa evlat sahibi olana kadar ilk evladınız onlar sizin. O sıpalar olmadan hayat çok daha kolay olurdu gibi geliyor bazen ya, kanmayın o anlara. Hayatımızın rengi, anne babamızın emaneti, canımızın, ciğerimizin içi onlar.

Hem bir otursalar, dökseler içlerini, kim bilir sahnenin diğer tarafında neler çektiriyoruz onlara? O zaman haydi şimdi bütün eller telefona, hep O’ndan beklemek olmaz. Tamam ben de büyüğüm, ben de sizdenim, tabi ki de onlar arayıp soracak her zaman diye düşünüyorum bizi ama, bu seferlik bizden olsun.

Üç günlük hukukunuza bakmadan elin adamına/hatununa sabahtan akşama attığınız mesajları bir düşünün ve hadi, bu sefer de gözünü açtığı andan beri sizi izleyen, sizin bile unuttuğunuz size dair tüm anları ezbere bilen, sizin eşyalarınızla, oyuncaklarınızla büyüyen en büyük hayranınıza bir gülücüklü mesaj gönderin gönlünüzden. Evin büyüğü olanlar anlar bunun nasıl bir his olduğunu iyi bilirler.

İddia ediyorum tanırım 500 metre öteden evin büyüğünü. Aramızda gizli bir derneğimiz bile vardır bizim. Yıllardır “evin küçüğü sendromu” nu literatüre geçirmeye çalışıyoruz hatta 🙂

Anne baba olana kadar erişebileceğiniz en büyük sorumluluk mertebesidir ablalık abilik. Doğduğu andan itibaren size emanettir o.

işin kötüsü bütün iyi kredileri anne baba toplarken O’nun hakkında; attığı adımdan, yediği dayaktan, gittiği diskolardan, yaptığı tüm haylazlıklardan inceden hep siz sorumlusunuzdur. Günün 23 saat 59 dakikası pişman eder sizi, o kardeş istiyorum diye, annenizin babanızın başının etini yediğiniz yıllar için. Çok mu lazımdı sanki yahu, ne vardı bir başıma sürseydim hayatımı diye düşünür durursunuz.

Ne var ki kalan o 1dakikada, öyle sızlar ki burnunuzun direği. Düşünürsünüz iki sandalye arası yürütmeye çalışırken nasıl da komik haller aldığını, dünyanın öbür ucuna da gitseniz, her gördüğünüz saçma sapan şeyde aklınıza hep ilk O’nun geldiğini ve hatırlarsınız koca insan halinizle neden hep o oyuncaklı çocuk menülerinden yediğinizi.

Kendinize harcamaktan kaçındığınız 3 liraysa, iş O’na gelince 30 lira bile koymaz, siz aç da kalırsınız, açıkta da kalırsınız, ne de olsa büyüksünüz başınızın çaresine bakarsınız, önemli olan O’nun sıhhatte olması, karnının doymasıdır.

Ha bir durak sonra inse ne mi olurdu? Hiç de bir şey olmazdı ama kapısı kapanan otobüs benim içimdeki “THE ABLA”yı tetiklemişti işte ne yaparsınız. O’nu benden alıkoyacak, alıp götürecek hiç bir şeye müsaade etmedim bugüne kadar, sonrasında da edeceğimi zannetmiyorum. Ufaklığın bana “THE ABLA” ismini taktığı gece olanlar böyleydi işte.

Bir akşam eve dönerken otobüsle, ben indikten hemen sonra daha bizim şapşal -sakin olun, kızmaz o, alışıktır bana, büyüğüm ben, severim de söverim de- adımını atamadan merdivenlerden aşağı, şoför kapıyı kapatmış bulundu. O ana kadar normal seyrinde giden olaylar, birden benim -saniyenin artık kaç milyonda biri geçmişse çoktan demek ki- otobüsü yumruklamamla çok komik bir hal aldı. Bir anda şoka giren tüm yolcuların gözü bana çevrildi ve o an anladım garip bir şey yaptığımı. İşin komik tarafıysa, kapı açıldı ve kardeşim gayet her zamanki COOL haliyle indi otobüsten. Olan bitene şaşırmayan ve etrafa “ne var yani, tabi ki yumruklayacak, beni otobüste bırakacağını mı zannediyorsunuz” bakışları atan bir tek o vardı, ne de olsa çocuk 25 yıldır aynı sahneleri tekrar tekrar yaşıyordu. Kardeşimin benim için yarattığı çizgi karakterin adı “The Abla” 🙂

 

 

BİR CEVAP BIRAK