Siz hiç çocukken evlat edinilmiş olabileceğinizi düşündünüz mü?

Siz hiç çocukken evlat edinilmiş olabileceğinizi düşündünüz mü?

306
0
PAYLAŞ

Siz hiç çocukken evlat edinilmiş olabileceğinizi düşündünüz mü?

Ben düşündüm. Küçücüktüm hatta belki okula bile başlamamıştım. Babam, abim, kısaca baba tarafından bütün sülale mavi gözlü. Ablama bakıyorum yeşil. Anneanne yeşil. Bir tek annem kahverengi gözlü ona da biraz havam benziyor ama tam benzemek değil.

Nihayet evimize bir misafir geliyor ve “Ah canım ne kadar çok benziyor Sabahat Hanım’a” diyor. O da kim? Hiç göremediğim hatta annemin bile tanışmadığı yıllar önce vefat eden babaannem. O heyecanla iyice karıştırıyorum albümleri ve sonunda kendimi görüyorum. Bir özel davette bindallı giymiş, muzip muzip gülüyor kameraya. Sonradan öğreniyorum ki vakitsiz ölene kadar keyifle yaşamış, bakımlı süslü püslü bir İstanbul hanımefendisi Sabahat Hanım.

Tuhaf işte artık hayatta olmasa da kanımdan canımdan birine benzemek hoşuma gidiyor. Sonraları korkutuyor beni onu hayattan erken yaşta alan genetik miras. Peki onun annesi? Annesinin annesi? Hepimizin fiziksel, ruhsal, yaşamsal bir sürü ortak yanımız var belki? Ya da nerede, ne zaman, ne oldu da kendi yaşam dönemeçlerimizde ayrıldık birbirimizden?

Şimdi düşününce tuhaf bir çocukmuşum ki Ölü Ozanlar Derneği filminin meşhur sahnesindeki gibi siyah beyaz resimlere bakar ve o resimlerdeki artık hayatta olmayan sülale üyelerinin benimle konuştuğunu hayal ederdim. Gerçekten konuşabilseler ne derlerdi acaba? “Aman sen sen ol sağlığına dikkat et, içme şu mereti, ahhh ah har vurup harman savurma bak bu beğenmediğin yerler ne değerlenecek, İstanbul da toprağın olsun isterse saksıda olsun al ne alabilirsen “ mi diyeceklerdi? Ya da “ Üç günlük dünya be yavrum yaşa” mı diyeceklerdi?

Nereden mi geldi şimdi aklıma bunlar? Mark Wolynn’in Sola Yayınları’nda 10. Baskısına ulaşan kitabı “Seninle Başlamadı” ‘yı elime aldığımdan beri aklımda bu deli sorular. Kalıtsal zincirde hayata dair anılar ve hislerin kuşaklar boyu yolculuk edebildiğini görmek bana “Ölenle ölünmüyor” derler ya onu hatırlattı. Ben onu şöyle çevirdim. Ölenler aslında ölmüyor, bizim zihin ve bedenlerimizde yaşadıklarına dair çözüm aramaya ya da tamamlanmaya çalışıyor.

Yok canım ürpermeyin öyle. Korku filmi senaryosu değil bu. Güzel bir şey aslında çünkü geleneksel psikoterapinin çözemediği birçok sorun aile ağacımızdan gelen mirasın bilinmesiyle çözülebiliyor. Nasıl sorusunun cevabı bu kitapta ve bence çok heyecan verici.

Yeşim Erberksoy

BİR CEVAP BIRAK