Ses veriyorum, duyan var mı?

Ses veriyorum, duyan var mı?

115
0
PAYLAŞ

‘İyi bir takım olmak’ hayatın her alanında önemli, zira içinde bulunduğumuz, parçası olduğumuz oluşum kendi yaşantımızda, başarımızda, hayatımızın gidişatında önemli role sahip. Hatta o takımın ceplerinde bir yerde, bizim rotamızın bir haritası, yolumuz için bir pusula dah saklı olabilir.

İster evde, ister işte veya sporda, her ekip kendine özgü üyeleri, kendine ait çeşitli özellikleri ve dinamikleriyle birbirinden farklı. İnsanların birbirinden farklı mizaçları olduğu gibi, her takımın da bir mizacı, kültürü, formu oluyor.

İş hayatını ele alalım, ‘iyi bir takım olmak’ elbette önemli, hem de çok. Hep duyuyoruz ya, başarı da başarısızlık da ekip işi…

Düşünsenize sapasağlam bir güven tabanı üzerinde herkes ortak bir hedefe odaklanmış, yeri geliyor anlaşmazlıkları kucaklıyor, yeri geliyor birbirinden takdiri esirgemiyor, herkes birbirine bağlı, sorumluluğunu benimsemiş, sonuçlar için çalışıyor, üretiyor, gelişiyor. Bu harika ekip, her sene başarıdan başarıya koşuyor.

Hele bir de rüyalarda görülen ‘dream team’ler var; onu gören şanslılar, piyangoda büyük ikramiyeyi yakalamış vaziyetteler 🙂

Herkesin mutlu, başarılı, güven içinde, tatmin olmuş halde, birlik ve beraberlik içinde çalışıyor olmasını kim istemez? Hem patron, hem çalışan için ne büyük mutluluktur iyi bir takım olmak.

Peki iyi bir takım değilsek ne olur ?

Performans, verim, başarı düşer; her şey düşer de düşer.

Hâl böyleyken daha iyi olabilmek için yapabileceklerimiz var mıdır? Elbette evet.

Birlikte daha iyi olabilir miyiz? İstersek bunu başarabilir miyiz? Elbette evet.

İyi bir takım değilsek ve bunun farkındaysak şanslıyız. Çünkü iyi olmak için fırsatımız, şansımız vardır.

Kitaplar, kaynaklar, başarılı örnekler, uzmanlar gibi bizi destekleyen bir sürü kaynak var, istersek daha iyi olmamak için hiçbir sebep yok. Daha iyi olduğunu görmek, geliştiğini fark etmek nasıl da zevklidir, öyle değil mi?

Aslında bu noktada benim aklıma gelen başka bir soru oluyor;

Peki ya sandığımız kadar, kendimizi inandırdığımız kadar iyi bir takım değilsek ne olur?

Bence bunun cevabı ilk sorununkinden daha zor.
‘Biz süperiz’ diyerek ‘dream team’ selfieleri çekip ‘like’ları toplarken arka planda iç sesler neler söylüyor duyan var mı?

-Takım liderim kendi bilmediklerinin farkında mı ?

-Nasıl bilecek?

-Beni duyan var mı?

-Nasıl duyacaklar?

-Ben ses veriyor muyum?

-Nasıl vereceğim?

İçe atmalar, uyum sarsılmasın, huzur bozulmasın diye içe konuşmalar kısa vadede işe yarar gibi gözükse aslında ne işte, ne de evde pek bir şey getirmemekle birlikte bolca şeyi de götürüyor. Ses vermek önemli.
Ağzına geleni söylemek değil ama aklına geleni de usturuplu şekilde söyleyebilmeli.

Geribildirim her zaman şahane, harika olamaz. Her şey şahane olsa bildirilecek bir şey de olmaz ki zaten. İşlerin dağılımı, her zaman adil ve eşit şekilde olmayabilir. Her bir takım üyesi, üzerindeki iş yükünden yüzde yüz memnun olmayabilir. Yüzler gülerken, yük taşıyan sırtlar ağrıyor olabilir.

Güven sıkıntısı, çatışma eksikliği olan ekiplerde bazı iyi niyetli iç sesler, takımın bütünlüğüne yararlıyım sanılırken zarar veriyor olabilir;

  • Şimdi bu derdimi, sıkıntımı söylesem…
  • Güzelim ekibimizde uyum bozulur mu, huzurumuz kaçar mı?
  • Ayşe’yle arkadaşlığımız bozulur mu, bana kırılır, gücenir mi?
  • Of Ayşe hata yapmış, aman neyse ben hemen düzeltiyim de konu uzamadan kapansın gitsin.
  • Off Ayşe yine hata yapmış, hadi bu sefer de halledeyim yoksa bizim ekip toptan rezil olacak herkese
  • Offf Ayşe 3 günde bir ya hasta, ya izinli, ya da bir derdi var, yine işe gelemedi. Ben en zor şartlarda bile sabahın köründe buradayım, bunda bir terslik yok mu?
  • Madem her şeyi şahane yapıyorum, madem aslanım kaplanım, terfiyi hak etmiyor muyum?
  • Ayşe’nin 10 katı kadar iş yüküm var; habire takdiri, teşekkürü alan yine o. Bunda bir gariplik yok mu?
  • Söylesem mi? İstesem mi? Hatırlatsam mı? İçimdeki sesi dışarı versem mi?
  • Müdürüm şaşırır mı, sinirlenir mi, bana tepki gösterir mi?
  • Ağlamayana meme yok diyorlar; ben zaten hakkım olanlar için niye ağlamak zorundayım. Zaten görmüyorlar mı?
  • Aman boşver, biz zaten çok iyiyiz.
  • Aman neyse böyle gelmiş, böyle gider, zaten bir şey değişmez; ne desem boş

Kimse kahraman değil, herkes olan biteni paylaşma sorumluluğunu taşıyor. Uzlaşma peşinde koşarken, uyum sağlıyorum derken ödün veren, taviz veren hatta boyun eğen durumuna düşmek de var.
Sorun varsa vardır ama sorun varsa daha iyi olmak için şans da vardır.

Eleştirmek, geribildirim verebilmek de bir meziyettir. Düşünceleri paylaşırken baskıdan çekinmeden, ağzına geleni değil ama aklına geleni söyleyebilmek çok önemli, çok kıymetli.

Konuşmak, eleştirmek, rahatsızlıkları dile getirebilmek, hak ettiğini isteyebilmek bizim birbirimize borcumuzdur. Güvenli ortamın ve iyi bir takım olmanın gerekliliğidir. Daha iyi olmak için fırsattır.

Sadece ofiste değil, evde de böyle değil mi?

İş yaşamına çocukken değil, belli bir yaşta, bir yetişkin olarak giriyoruz. Orada olan bitenin, başımıza gelenlerin, Ayşe’yle yaşanan dengesizliğin sebebinin, sadece şirketin, müdürün ya da başkalarının ‘suçu’ olmadığını, bizim de yansımalarımız, sorumluluğumuz olduğunu, içinde bulunduğumuz ekibe ve kendimize olan açıklık ve dürüstlük borcumuzu hatırlayalım.

Kocaman sarılıp 32 diş gülümseyerek dream team fotoğrafları çektirmesek de olur, ama bir ekip fotoğrafı çektirmek her zaman güzel. Sonuçta her türlü, çeşitli, farklı özelliğiyle bir takım olmak, ortak hedefe doğru düşe kalka da olsa birlikte gidebilmek kıymetli bir deneyim, hayatın diğer alanlarındaki gelişimimiz için de dersler, hediyeler taşıyor.

Hadi gelin çektirelim bir ekip fotosu:) ‘Takım olmak’, albümümüzde yer almayı kesinlikle hak eden kıymetli bir tecrübe.

Ses veriyorum;
Duyuyor musunuz beni…

Zeynep TUNÇER

BİR CEVAP BIRAK