SENİ ASLA AFFETMEYECEĞİM…

SENİ ASLA AFFETMEYECEĞİM…

57
0
PAYLAŞ

Bugün size birkaç soru öbeği göstermek istiyorum. Hemen aşağıda göz atabilirsiniz…

Bana bunu nasıl yapar? Ben bunu hak edecek ne yaptım? Bunu ondan beklemezdim… Bendeki sorun ne ki bana bunu yapabildi? Onda bir sorun var ki bana bunu yapabildi! Nasıl bir insan bunu yapabilir? Bu benim başıma nasıl geldi? Nasıl güvenebildim böyle birine? O bunu yaptıysa başkası ne yapmaz? Bu da yapılır mı? Pes…

Bu cümleler size de tanıdık geliyor mu?

Sanırım hepimiz hayatımızda en az bir kere bu sorularla zihnimizi meşgul edecek bir durum ile karşılaştık. Karşımızdakinden gördüğümüz davranış sonucu; önce şok olduk, şaşırdık. Sonra kabullenemedik, inanamadık böyle bir şeyin olacağına, bizim başımıza geleceğine. Bırakın başkalarını kendimize bile itiraf edemedik başımıza gelenleri. Sakladık, inkar ettik. Daha sonra da “niye” kısmı içimizi kemirdi durdu. Sebebine, içimize sinen bir yanıt bulamayınca da ya kendimizde bulduk hatayı ya karşı tarafta. En son aşamada da bir daha bu üzüntüyü yaşamamak adına aldık kendimizi koruma altına; yeri geldi insanlara güvenimizi feda ettik, yeri geldi özgüvenimizi, yeri geldi geleceğe dair hayallerimizi ve inancımızı, hatta neşe ve coşkumuzu… Peki bizi bu noktaya getiren aslında ne idi?

Hepimiz ister özel hayatımızda, ister iş hayatımızda hoşumuza gitmeyen, bizi rahatsız eden durumlar karşısında yukarıdaki aşamalardan geçiyoruz aşağı yukarı. “Hoşumuza gitmeyen” kısmı olayın bizdeki algısı ve büyüklüğü; yani bakış açımız, deneyimlerimiz, değerlerimiz, yetiştirilme tarzımız sonucu oluşan kişiliğimiz ile doğrudan bağlantılı elbette ama benim özellikle değinmek istediğim nokta; karşılaştıkları durumdan aynı oranda rahatsız olan iki kişinin ulaştıkları sonucun, hayatlarına devam etme şekillerinin, etkilenme oranlarının bambaşka oluşu. Peki ama nasıl? Değerleri aynı, durumdan algıladıkları aynı, çıkardıkları anlamlar aynı iki kişi düşünelim. Biri kısa süre içinde yaşananların üstesinden gelip hayatına kaldığı yerden devam edebilirken, diğeri kalıcı şekilde değişecek kadar etkileniyor olan bitenden. O zaman aradaki fark ne?

Affedebilmek… Karşısındakini, kendini, hayatın işleyişindeki gerçeği ve onun sana düşen payını affedebilmek…

Çokça tekrarlanan bir kelime bu son zamanlarda. Artık adımız kadar aşinayız ama uygulamakta zorlanıyoruz, hatta kimimize imkansız geliyor. Unutmak, sabır, kabullenmek, anlamak, boş vermek, iyi tarafından bakmak, kişiye kazandırdıklarına odaklanmak gibi birçok benzetme ve avantajdan bahsedildiğini de duyuyoruz ama olmuyor, olmuyor. Bazen direnmesek, istesek bile olduramıyoruz. Olduramıyoruz çünkü oldurmak için ihtiyacımız olan anlamak, anlamlandırmak. Bunu gerçekleştiremedikçe takılıp kalıyoruz aslında o anının, duygunun içinde ve gittiğimiz her yere, her zamana ve her kişiye de taşıyoruz yanımızda. Bu durumda neyi anlamak, nasıl anlamak bize iyi gelecek?

Karşı tarafın kim olduğunu anlamak; bu davranışa gelene kadar ki deneyimlerini, birikimlerini, hayatını ve bakış açısını anlamak.

Kendimizi anlamak; bu davranışa bu denli içerlememizin altında yatanları.

Hayatı anlamak; içinde bütün renkleri barındırdığına şahit olmak ve her rengi sevmesek de orada olduğu gerçeği ile yüzleşmek.

Böylelikle ulaşacağınız sonuç, gelinecek nokta yaklaşık olarak aşağıdaki iskelet yapısına sahip olacaktır.

“Bu kişi bana bunu yaptı ama ben onun yolundan gelen, onunla aynı kişi olsaydım ben de aynısını yapacaktım çünkü ona göre normali, doğrusu, tabii olanı, içinden geleni bu yaşadıkları yüzünden.

Ben ise buna böyle bir reaksiyon veriyorum ama benim yerimde başkası olsaydı aynı reaksiyonu vermeyebilirdi. Benim bu oranda incinmemin, öfkelenmemin sebebi benim yaşadıklarım ve bu olayın benim içimdeki anlamı, karşılığı.

Sonuçta; hayatta o ve ben olduğu kadar, onun yaptığını yapmayacak kişiler ve benim verdiğim tepkiyi vermeyecek kişiler de var. Bu durumda kimse hatalı, kimse haklı, kimse doğru, kimse yanlış değil. Sadece ben bundan hoşlanmıyorum. Var olabileceğini görüyor, anlıyor, kabul ediyor ama sevmiyorum.”

Şimdi sizden ricam ilk paragraftaki soru cümbüşü ve son paragraftaki düşünce akışını karşılaştırmanız. Siz hangisi ile hayatınıza devam etmeyi tercih ederdiniz?

S.CEREN YILMAZ
KİŞİSEL GELİŞİM EĞİTMENİ

BİR CEVAP BIRAK