Sen Yenilmedin!

Sen Yenilmedin!

190
0
PAYLAŞ

Sen yenilmedin!

Çünkü ayrılıklar er meydanı değildir aşıkların. Bir ölü bir diri, bir kazanan bir kaybeden aranmaz.

Sen yenilmedin!

Ne şehrin kalabalığına, ne metronun hızına, ne yeni eklenen yollara..

Ne zamana, ne kendine, ne de O’na.

Bu günden baktığında dün; bir enkazı andırsa da şimdi, ya da o enkaz senmiş gibi hissetsen de, yaşadıkların ve hatta yaşayamadıkların dizilse de boğazına sen yenilmedin !

Şimdi virane bir şehri andıran o ev hüzünleri, küçük sevinçleri, mutlulukları yaşattı çatısı altında. O masada yendi günü analiz ettiğiniz yemekler, dostlar ağırladı, duvardaki puzzle’ ın son parçası o masada yerleşti. En güzel filmler o koltukta seyredildi. Unutulan anahtarı düştüğünde çabuk bulunsun diye poşete koyup o balkondan attın kim bilir kaç kere. Şimdi konuştuğun, karşısında hüngür hüngür ağladığın o duvarların rengini evin enerjisini artırsın diye sen seçtin. İlk çocuğunu o evde aldın kucağına. O ev senin viranen değil.

Sen yenilmedin!

Bugün ki yorgunluğun yanıltmasın seni.

Dün güzeldi. Ve senin seçimindi.

Yaşadın.

İnandığın için, sevdiğin için, heyecanlandığın için yargılama kendini.

İnsan sevdikçe, inandıkça, sevildikçe insan çünkü.

Bir bebeğin var olduğunun farkına vardığı o ilk an var ya. Annesi ile temas kurduğu o ilk an. Sevgi anlayışımızın oluştuğu o ilk an başlıyor sevilmeye olan ihtiyacımız. Biz olduğumuzu, var olduğumuzu hissediriyoruz. Bitmiyor o istek. Çünkü dünyanın en güzel duygusu sevilmek. Sevmek ve sevgimize karşılık görmek.

Ama cevaplamak için cesaretin varsa sor kendine!

Sevilmek isteği içinde hangi değerlerini görmezden geldin?

Bu sevgiyi yaşamak adına yani sevilmek için hayır’larına evet dedin mi?

Gördüğün gerçeklere, ikiniz için olmazlara göz çevirdin mi? Neleri arkana attın mesela?

Nerden çıktı bu diyorsun biliyorum. Bitti ve bu önemli değil. Oysaki önemli. Çözmezsen, kendi yol ayrımlarını, zaaflarını bilmezsen eğer bu döngün haline gelecek zamanla.

Ve bu soruları cevaplarken asla aklından çıkarma sen yenilmedin!

Kırıldın belki, kırıldığın yerlerinden kırdın en çok. Çünkü insan en çok kırılan yerlerinin acısını çıkartmak istiyor karşıdakinden. Kendine değil de en çok O’nun hatalarına yöneliyor. Peş peşe geliyor hata sıralamaları. Sen de sıraladın değil mi?

O bunları yaptı, sen bunları..

O kaçtı savaşmaktan, konuşmaktan, paylaşmaktan. Sen hep oradaydın..

Ne söylediklerini duydu, ne duyduklarını anladı?

Duvara konuşmak gibiydi O’na konuşmak..

Her şey çok değişti. En çok da O! tükendiğini ya da yıprandığını görmedi.

Sevmiyor eskisi gibi.

Dokunmuyor, bakmıyor..

Peki sen? Sen dokunuyor musun O’na? Eskisi gibi hani.

Bakıyor musun? Anlamaya çalışarak hani.

Seviyor musun?

Aynı SEN ve Aynı O’mu bahsettiğimiz o iki kişi?

Sen bunca değişim içindeyken ilişkin aynı mı kalmalıydı?

Sahi…Kimsin sen? Aynı mısın?

Ne zaman yabancılaştın kendine?

Sen yenilmedin!

Değiştin sadece!

Zaman akıyor. Sen öylece duruyor zannediyorsun sadece. Ellerinden, bedeninden, gözlerinden, beyninden geçip gidiyor. Sen geçmiyor sanıyorsun. Geçiyor! İnanmıyorsan aynaya bak. Yüzüne, gözlerine, bedenine, ellerine.. Ya düşüncelerin? Onlar hiç mi değişmedi?

Ellerinin arasında, hatta avuçlarında sandığın yaşamının sen orada öylece duruyorken nasıl da değiştiğini görüyorsun değil mi?

Çünkü insan yabancılaşarak, unutarak kendini, duygularında ve yaşamındaki bunca değişimi görmezden gelerek yaşar ancak bu düğümü. Her ne kadar başkasının hikayesi gibi görünse de, ilmek ilmek ördüğün bu hayat senin. Ve sakın unutma herkes kendinden sorumlu aşkta.

Sen yenilmedin!

Tuba Yeşilbaş

 

BİR CEVAP BIRAK