SEN SUÇLUSUN !

SEN SUÇLUSUN !

152
1
PAYLAŞ

Ne kadar rahatlatıcı bir tespit değil mi..

Yoksa nasıl anlamlandıracaksın yaşadıklarını. İçinde yaşadığın durumdan mutsuzsan bunu kendi kendine yapmış olamayacağına göre mutlaka karşıda ki yapmıştır sana istemediğin ne varsa o durumda. Tabi ya kendi kendini neden mutsuz edesin ki…

Hemen herkes mutluluğa ve iç huzura odaklı olduğunu düşündüğü halde neden ortalık bu kadar mutsuzla dolu diye merak ediyorum zaman zaman. Acaba bunda bizim kültürümüzün gizli bir iç dayatması olan çile çekmek algısı rol oynayabilir mi diye de sorduğum çok oluyor kendime. Hemen herkes bir çileli bülbül yanıklığıyla çektiği acıların şarkısını söylerken dikenleri şuçlayıp duruyor gibi geliyor bana nedense.

Şarkılarımız, türkülerimize odaklanırsanız onlarında çoğunun mutluluk değil çekilen mutsuzluklar ve acılar teması üstüne kurulu olduğunu görürsünüz. Ve bu temanın ana kahramanı hep suçlanan taraf olur. Yani eğlence kavramının bir parçası olan şarkı, türkü gibi yöresel sanatlar bile bir acı çekme ve diğerini suçlama motifleri ile işlenip dururlar. Tabi ki en damardan olanları en büyük kitlelere ulaşırlar.

Hayat pek çok manada acılarla dolu bunu kabul ediyorum. Çoğu durumda hemen hepimiz katlanılması zor acılara maruz kalıyoruz. Çünkü insan oğlu olarak  ölebiliyoruz, hastalanabiliyoruz, aç kalabiliyoruz, işsiz ve parasız duruma düşebiliyoruz  vs vs…… Bunların yaşamın birer parçası  olduğu kesin.

Benim asıl üstünde durduğum konu, insanın yaşam sürdürmeye çalıştığı şu hayat düzeyinde yaşadığı sorunları yükleyecek ve sorumlusu tutacak bir başka insana duyduğu ihtiyaç. Başına gelenlerden muzdarip ve mağdur olmasına sebep bir zalim, duygusuz, kötü artık siz ne isim verirseniz onu arayıp durma çabası ilgimi çeken konu.

Doğduğumuz günden öldüğümüz güne kadar bir ilişkiler ağı içinde yaşam sürüyoruz kaçınılmaz bir şekilde. Bu ilişkileri yaşamımızın öyküsü içinde hangi rollere oturtacağımızı kendimiz belirliyoruz kanımca. Tabi bu rol dağıtım sürecinin çocukluk dönemimizde edindiğimiz hayat algısı ve kahramanların öyküleri ile ilişkisi muhakkak etken. Yani ben eğer henüz minicik bir bebekken kendimi savunma mekanizmalarına fiziksel anlamda sahip değilken başıma gelenlere ancak duygusal ya da düşünsel bazı anlamlar yükleyebiliyorken hayatta kalma güdüsünü hangi yolla öğrenmişsem bugün koca bir adam/kadın olduğumda da aynı yoldan yaşam sürdürmeye devam ediyorum ta ki bunun farkına varana dek. ( bu yeterli bir örnek değil ama çok uzatmamak adına açıklayıcı diye düşünüyorum.)

Yaşamına dair ipuçlarını oluşturduğun o günlerde savunma mekanizmaları öğrendiysen daha çok “ Ben suçluyum”, saldırı mekanizmaları ile donandıysan daha çok “Sen suçlusun” diyebiliyorsun bugün rahatlıkla. Bunların her ikisi de kendi içinde çok anlamlı ve doğru yaklaşımlar tabi o minicik bebek halinle sadece.

Bugün sayısal anlamda yetişkin etiketi taşıdığımız halde duygusal ve içsel anlamda bir bebek olmazsak eğer yaşadığın durumlardan ne karşıdakini ne kendimizi bu kadar rahatlıkla yaftalayamayacağını biliyor olmamız gerek diye düşünüyorum ya da bunu öğrenmenin bir yolunu bulmalıyız diye düşünüyorum.

Şu apaçık ortada ki bir diğerini suçlayarak ya da bir diğerini kahramanlaştırarak yaşamımızın kalitesine pek katkı sağlayamıyoruz. Bireysel katkı oluşturamadığımız yaşamlarımızla bir de kitlesel etkilere kalkışıyorsak bu daha vahim durumlar yaratabilir endişesi taşıyorum ki günümüzde bunun pek çok örneği mevcut.

TÜM BU SEBEPLERLE; BEN KENDİMİN HEM ZALİMİ, HEM MAĞDURU VE HEM DE KAHRAMANIYIM. YAŞADIĞIM DURUMLARDA HEM HEPSİYİM HEM HİÇBİRİ….

YA SEN HANGİSİSİN ?

1 YORUM

  1. Seni bir şeyler sıkıyor rahatsız ediyor ve sonrasında mükemmel tespitlerle harika yazılar çıkıyor
    Son zamanlarda okuduğum en iyisi Tebrikler

BİR CEVAP BIRAK