Sen! Ne kadar gerçeksin? Ne kadar sahte?

Sen! Ne kadar gerçeksin? Ne kadar sahte?

58
0
PAYLAŞ

Neyin gerçek, neyin sahte olduğuna nasıl karar veriyoruz? Başkalarında fark edebiliyoruz da, kendimizde ne kadar fark edebiliyoruz?  Ve en önemlisi fark ettiğimizin gerçek olup olmadığını nereden biliyoruz?

Sabah, daha gün bile ağarmamıştı, telefonumu elime aldım ve ekranda gördüğüm bir sürü mesaj gözümü açmamı sağladı. Hepsi ‘tebrik’ ve ‘başarılar’ mesajlarıydı. Telefonumu yerine bıraktım ve günlük hazırlıklarımı yapmak için yataktan kalktım. Aslında içten içe çok mutluydum. Bir sürü mesaj ve hepsi benim ne kadar güzel bir iş daha çıkardığımla ilgiliydi. Ama nedense her zaman olduğu gibi içimden bir ses olması gereken, herkesin de rahatça yapabileceği bir şey olduğunu söyleyip duruyordu. Sonuçta arkamda büyük bir şirket olduğu sürece zaten yapılabilecek bir işti.

Geçen sene ödül aldığımda da aynı şey olmuştu, en güçlü aday yarışmadan çekilince tabii ki ben aldım ödülü, tamamen şans eseri olmuştu. Ve beynimde buna benzer susmayan devam eden düşünceler…

Hiç siz de böyle düşündünüz mü? Çocukluğunuzdan beri başınıza gelen güzel şeyler aslında ya birisinin sayesinde ya şanslı olduğunuz için ya da ortam buna müsait olduğu için gerçekleşmiştir.

Ya da tam bir şeyleri başaracakken bazı aksiliklerden dolayı en iyi olamamışsınızdır ve iç sesiniz şöyle demiştir; ‘Zaten bu kadar gelmem bile şanstı! Bundan fazlasını ben zaten beceremezdim.’

Bu iç sesler bazen dış ses  haline de geliyorlar. Ofisten içeri girersiniz, bir anda tebrikler ve kutlamalar başlar, söz size verilir. Utanarak sıkılarak başkalarına teşekkür edersiniz çünkü algınızda bunlar onların sayesinde olmuştur. Tüm bu yaygaranın sizin adınıza yapılması da sizi mahcup etmiştir.

Bu örnekler okul, ev ve daha bir çok yer için çoğaltılabilir.

O zaman, soru 1)

Ne oluyor da ben bu başarı, bu yapabilirlik gömleğini giyemiyorum?

Çünkü, özelikle de kadınsanız çok küçük yaşlardan itibaren ‘sahtekarlık sendromu’ geliştirmeye başlıyorsunuz.

Soru 2)

Peki nedir sahtekarlık sendromu?

İngilizcesi ‘Imposter’ sendromu olan kavram, 70’li yılların ikinci yarısında psikolog Paoline Clance ve Suzanne Imes tarafından ortaya atılmıştır. Özellikle akademik kariyer yapan kadınlar üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda literatüre girmiş, sosyal etkileri yüksek  psikolojik bir sorundur. “Kişinin başarılarına rağmen, gerçekten parlak işler yapmadığına, başarıyı hak etmediğine, diğer insanları kandırdığına, yetersiz ve değersiz biri olduğuna inanmasına neden olan bir zihinsel şema ile düşünmesi’’ olarak tanımlanıyor. Yani basitçe söylersek kişinin olduğu yere gelmesinde ve başarıları elde etmesinde şansın ya da pozitif ayrımcılığın etkileri olduğunu düşünmesi halidir.

Soru 3)

Peki ne oluyor da ben bu sendromu geliştiriyorum?

Kadınlar hem iş, hem ev, hem sosyal, hem özel yaşantılarına yetişmeye ve en iyi şekilde yapmaya çalışırken, ataerkil toplumlarda ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yoğun olarak yaşandığı alanlarda (özelikle belli sektörlerde), düşündüklerini, yaptıklarını ve duygularının sorgulanmasına sebep olacak tepkilerle karşılaşıyorlar. Bu durum kadında yetersizlik hissi yaratıyor ve yaratılan yetememe’ durumuna inanmaya başlayan kadın kendini kendi gözünde değersizleştiriyor. Kendini diğerlerinden daha az yetenekli, daha az başarılı görmeye başlıyor.

Ve maalesef bu sendromun aşılması için bir başarı eşiği de yok.

İşte sonunda yetersizlik ve değersizlik hissine sahip, ‘ben zaten bu kadar yapabilirim, bunu onun sayesinde yaptım, şansım yaver gitti’ sözlerini iliklerine kadar hisseden, özgüvenini de kaybetmiş kadınlar git gide çoğalıyor. Sonrasında ise artık somut örnekleri bile sahiplenemediği için kendi özünden iyice uzaklaşan ve kendini özgürce ifade edemeyen, söyleyeceklerini kırk süzgeçten geçirip maskeleriyle ilerleyen kadınlar toplumda yer alıyor.

Soru 4)

Peki ne olursa ben bu döngüyü kırarım?

Öncelikle kendimize ‘Ben şimdiki zamanda, bu şekilde içsel ve dışsal konuşmalara, duygulara sahip miyim?’ sorusunu sorarak durumun farkına varmak, daha sonrasında ise filmi biraz geriye sararak ‘Ne zamandır bunları kendime ya da başkalarına söylüyorum?’ ve ‘Peki ne oldu da ben bunları söylemeye başladım? Söylemeye başladığım zaman bana ne hissettirmişti?’

İşte bu soruları kendime sorarak sahtekarlık sendromu yaşayıp yaşamadığımı anlayabilirim. Eğer yaşıyorsam, bu farkındalıkla, bu sendromu kabul etmeli ve ‘eksiklerimle, fazlalarımla, şu andaki güçlü yönlerimle, kaynaklarımla hak ettiklerimi yaşıyorum ve bunlardan çok daha iyisini başarabilirim’ cümlesini tüm iliklerimize kadar hissederek önce kendimize sonra dışarıya söylemeliyiz.

Sonuç olarak unutulmamalıdır; ben ben olduğum için buradayım! Başkaları, şans siz ne derseniz deyin, kim ne derse desin, birileri bana yardım etmiş bile olsa (ki edebilir), onu fark ederek onunla ilerleme seçimini yapan benim, başarı da, takdir de benim….

Tuğba Asmazoğlu, ACC

Koç, Eğitmen, Yazar

Daha fazla bilgi için; hiperkadın instagram hesabı, Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu ve Tuğba Asmazoğlu sohbetini izleyebilirsiniz.