Sen Hangi Martısın?

Sen Hangi Martısın?

102
0
PAYLAŞ

Bir fotoğraf… Ortada bir simit parçası ve peşinden yakalamaya çalışan martılar. Bu fotoğrafı çekerken aklımda böyle bir kurgu yoktu tabi, sadece martıların o “kavga”sını çekmek istemiştim. Ancak martıların içinden bir tanesi beni çok etkiledi. Tüm martılara bakmama rağmen o martıya daha çok baktığımı hissettim. Hangisi olduğu bende kalsın. Bununla birlikte, eminim birçoğumuzun bu kareden seçtiği bir martı vardır.

Yaşam da tam böyle değil mi? Gerek sosyal hayatımızda, gerek iş yaşantımızda hep bir, irili ufaklı “simit parçası” nı, hedefimizi yakalamak derdinde değil miyiz? Öyle bir hedef ki o, bazen başka hiçbir şeyi görmediğimiz, uğruna birçok şeyden vazgeçtiğimiz, bazen kalp kırdığımız bazen de aksine yanımıza onlarcasını, yüzlercesini topladığımız.

Peki, siz hangi martısınız? Kendinizi hangi martı ile özdeşleştiriyorsunuz? Yoksa iş yaşantınızda farklı, sosyal yaşamınızda veya diğer etiketlerinizde farklı bir martı mısınız? Biraz bakın fotoğrafa… İlk anda dikkatinizi çeken mutlaka vardır ancak diğerlerini de inceleyin, kısa süreliğine de olsa bir şans verin onlara da. Hedefi gördüğü anda tüm odağını hedefe yükleyip ağzını da açarak gelen soldaki mi? Yukarıdan biraz daha geniş açı ile tüm riskleri, potansiyelleri izleyip ona göre karar verecek olan mı? Hedefi uzaktan izleyip daha güvenli yerde duran mı? Tam başka bir yola giderken hedefi görüp hedefe doğru yolundan vazgeçen mi? Ya da tam tersi hedefi görmesine rağmen kendi çizdiği yoldan devam eden mi? Yoksa, hepsinden daha yakın olmasına rağmen henüz ağzını bile açmamış olan mı, biraz daha yaklaşmayı bekleyen mi?

Belki de hiçbirisi…

Hepimiz üzerimize aldığımız veya bize verilen bu roller ile bu veya benzer fotoğrafların içerisinde bir şekilde varız. Bazılarımız o küçük parçanın peşinde hep bir simit parçası atılsın diye bekliyoruz. Nasıl olsa o simit parçasını atan kişi gitse de yeni bir vapurda yine bir simit atan illa ki çıkacak ve süreklilik içerisinde hiç problem yaşamayacağımız düşüncesinin verdiği güvenli ortamlarımızda devam ediyoruz hayata… O sırada da şehrin veya tüm çevrenin güzelliklerini kaçırıyoruz belki de. Tek yapabildiğimiz vapur yolcu indirip bindirirken etrafa şöyle bir bakınmak. Arada başka vapurlara, teknelere de daldığımız gittiğimiz oluyor ama sürekli bir simit ya da balık parçaları atılmasını bekliyoruz. Aksi durumda aç kalıyoruz.

Hâlbuki kanatlarımız var, uçabiliyoruz. Gözlerimiz çok keskin. Kutuplar ve çöller hariç her bölgede yaşayabiliyoruz da. Belki de tek ihtiyacımız olan farkındalık.

Ne zaman ki, üzerinde uçtuğumuz denizin farkına varıyoruz, ne zaman yukarıdan o keskin gözlerimizin potansiyelini keşfedip balık sürülerini görüyoruz, ne zaman ki farklı yaşamları diğer sahiller, ırmakları gölleri de keşfediyoruz, işte o zaman keyif başlıyor. Ve bu keşif ve keyif senin kendi şekillendirdiğin ve kendi potansiyeline göre elde ettiğin bir keşif olduğunda ise aldığın parça küçük de olsa büyük de olsa, seni güçlendirerek devam ettiriyor.

Vapur yolcusunu bekleyen martı da sonunda simit alıyor ve başarılı ama istediği hayatı yaşıyor mu? Mutlu mu, mutsuz mu bilinmez tabi veya bu durumdan hoşnut olabilir. Ya fırtına çıktığında vapur seferleri iptal edilirse? İşte o zaman biraz geç kalabilirsin. Şimdiden kendinin ve yapabileceklerinin farkına varmak, seni farklı bir yerlere götürmez mi, ne dersin?

Aslında hepsini Platon(Eflatun) çok da güzel özetliyor; “İnsanın kendi kendini fethetmesi, zaferlerin en büyüğüdür.”

Ve Darwin noktalıyor; “Hayatta kalabilen türler en güçlü olanlar değil; en akıllı olanlar da değil, sadece değişime ayak uydurabilenlerdir.”

M. Serkut KIZANLIKLI
Eğitimci-Profesyonel Koç

BİR CEVAP BIRAK