Savaş mı Barış mı?

Savaş mı Barış mı?

163
0
PAYLAŞ

Röportaj : Fügen Albayrak

Yazarlarla Sohbetler’in konuğu Umut Kısa. Onu yakından tanıyanlar bilecektir. Bizler çok uzun süreden beri Umut ne zaman kitabını çıkaracak diye merak ve heyecanla bekliyorduk.  2015’in Eylül ayında nihayet Us’ta Yol okuyucularıyla buluştu ve hemen ardından Ahuna geldi. Umut ile Istanbul’un havasının muhteşem olduğu bir gün Sola Unitas’ın Harbiye ofisinde bir araya geldik. Deniz manzarası eşliğinde ve sıcacık çayımızla, kahvemizle başladık sohbetimize. Konumuz tabi ki kitaplar……

Fügen: Merhaba Umut. Öncelikle kitaplarının okuyanı bol olmasını diliyorum. (Hiç şüphem olmasa da adetten söylemek istedim) Evet, seni yazmaya iten şey neydi?

DOĞRU YERE VURMANIN BİR BEDELİ VAR.

Umut: Aslında yeni yazmaya başlamadım. Yıllardır yazıyorum. Ancak insanın içinde eserini yayınlamaya hazır hissetmesi gerekiyor. Bu kolay bir süreç değil. Benim çok sevdiğim bir hikaye vardır. Büyük bir fabrikanın ana makinalarından birinde bir sorun çıkar ve tüm fabrika üretimi durdurmak zorunda kalır. Fabrika bünyesindeki tekniker ve mühendisler bir türlü sorunu çözemezler, bunun üzerine makinayı üreten fabrikanın teknik elemanlarından yardım istenir, sorun yine çözülmez. Fabrikanın bir an önce üretime geçmesi için o makinanın yenisiyle değişimine karar verirler. Bu arada fabrika çalışanlarından biri daha önce işten çıkarılan bir ustabaşının bu makinaların arızalarını giderdiğini işten çıkarıldıktan sonra kendine bir dükkan açtığını ve arızayı birde ona sormalarını söyler. Bunun üzerine işten çıkarılan ustabaşı çağırılır, usta makinayı bir iki defa çalıştırıp sesini dinler ve eline bir çekiç alarak makinanın bir bölgesine vurduktan sonra tekrar çalıştırmalarını söyler, makina eskisi gibi çalışmaya başlar ve fabrika üretime başlar. Fabrika yöneticileri hayretler içinde kalır ve ustadan ödeme için faturayı göndermesini isterler. İki gün sonra gelen faturada tam 1000 dolar yazar, bunun üzerine fabrika yetkilileri bir çekiç için çok olduğuna karar verirler ve ayrıntılı bir fatura göndermesini isterler, iki gün sonra usta ayrıntılı faturayı tekrar gönderir, fatura aynen şöyledir,

Çekici vurmanın bedeli                  : 1 dolar

Çekici doğru yere vurmanın bedeli : 999 dolar…

Bence yazmak da böyle bir iş… Doğru yere çekicinizi vurabilmek için yıllarca birikim yapmanız gerekiyor. Ahuna yıllardır içimde birikenleri temsil ediyor. Ben baba tarafından Amasyalı, anne tarafından ise Mardinliyim. Her iki tarafı da görebiliyor ve anlayabiliyorum. Bunlarda bu çok kültürlülüğün yansımaları gibi geliyor bana…

Fügen: Evet, çok doğru. Peki, Ahuna’yı yazmak ilk aklına ne zaman düştü?

BU ÜLKEDE EN ÇOK NERELİSİN SORUSUNUN SORULMASINDAN SIKILDIM…

Umut: İki yıl önce Anneannemi kaybettiğimde Mardin’e gitme şansım olmuştu. Bir çocukla konuşmuştum. Babasını kaybetmişti. Biraz hikayesini dinlemiştim. O çocuk o günden beri aklıma takıldı kaldı. Çünkü onun gibi bir çok çocuk var. Onlara bir şey yapabilmek ve anlaşılabilmelerini sağlamak istedim. Bir diğer tanıştığım kişi ise bir kamyon şoförüydü. Bana bir gece Osmaniye’de yolda kaldığını ve tamirciye gittiğini söyledi. Tamirci tam tamir edecek iken, “Nerelisin?” diye soruyor ve Kızıltepeli olduğu için kamyonu tamir etmiyor ve yolda bırakıyor. Bu ülkede en çok nerelisin sorusunun sorulmasından sıkıldım. Ayrım yapmak ya da ötekileştirmek için bahane arar gibiyiz. Bence bunlar önemli şeyler.  Birileri de bahsetmeli.

Fügen: Ahuna’nın anlamı ne?

Umut: Ahuna süryanice kardeşlik demek, aslında gerçekte Ahuna değil, Ahuno ama ben “Ahuna” kullanımını tercih ettim. Ötekinin zıttı gibi bir şey olarak da tanımlayabilirim. Kitabın üstünde Ahuna’nın büyük olduğunu, “Öteki”nin ise üstünün çizilmiş olduğunu görebilirsin. Hatta sevdiğim bir mottom vardı. “Ötekinin üstünü çizecek insan, sırf Ahuna’yı yaşatmak için” diye

Fügen: Umarım çizilir ötekinin üstü. Romandaki karakterlerin değişik isimleri var. Ama; benim merak ettiğim karakterleri oluştururken tanıdığın kişilerden etkileniyor musun?

Umut: Elbette… Yaşadığın çevreden, kendi kimliklerinden ve hayal gücünden etkileniyorsun. Benim yazım tarzımda genellikle gerçek olaylardan yola çıkmak var. Her olay gerçek diyemem ama öykünmeler var.

Fügen: Us’ta Yol ile Ahuna gerek anlatımı olsun gerek de kurgusu olsun oldukça farklı. Bunu neye bağlıyorsun?

Umut: Bunu tam anlayamıyorum. Evet insanlar Ahuna’nın çok hızlı okunduğunu, bir anda bittiğini ve çok kolay anlaşıldığını söylüyorlar. Ben bir yandan hızlı bitmesine üzülüyorum aslında… Ancak dediğim gibi, bunu neyin sağladığını tam olarak bilemiyorum.  Ama bir şeyler mutlaka var. Hatta okuyup da duygulanmayan yok gibi… Birinden Çağan Irmak filmi gibi olmuş diye bir yorum bile aldım. Evet yazarken duygulara temas etmek istedim. Duygulara dokunmadan farkındalık geliştiremiyorsunuz.

Fügen: Peki, Ahuna’yı okuyan herkes sosyal medyada paylaşıyor, bunu neye bağlıyorsun?

Umut: Bence insanlar bu meseleye kendi gövdelerini koyuyorlar, onlar da çok sıkıldılar bu içeride olan haksızlıklardan, ölümlerden ve politikadan… Sokakta yapmayacakları şeyleri, sosyal medyada yaparak destek veriyorlar. Bu destekleri için de onlara müteşekkirim.

Fügen: Yazar olma potansiyeline sahip insanlara ne öneriyorsun?

YAZAR ADAYLARI EN ÇOK YAYINEVİ SEÇİMİNE DİKKAT ETMELİ… AMAN DİKKAT

Umut: Yazmak için okumaları gerekiyor. Bu en önemli kural. Bir de yazarken “Kurgu beni aldı götürdü.” diyenler var. Kurgu tarafından ele geçirilen yazarlar eserlerini doğru planlayamıyorlar. Edebiyatın kuralları ve çizgileri var. Eleştirmenler de bu kurallara göre bir cetvel kullanıyorlar. Yazarlığın tekniklerini ve kurallarını okumalarını, bu konuda eğitim almalarını tavsiye ediyorum. Resim konusunda en yetenekli insanın bile en azından hangi boyayı kullanacağı, hangi çizgileri nasıl çizmesi gerektiğine ilişkin temel bilgilere sahip olmalı. Ben yaptım oldu diyebilmeniz için önce rüştünüzü ispat etmeniz gerekiyor. Bence tüm bunların ötesinde yazarı pazarlayan yayınevidir. Pazarlamayı doğru ve etkin yapmazsa eseriniz başarısız olur. O yüzden bir yayın evine eserinizi göndermeden önce o yayın evinden eserini çıkarmış bir kaç yazara mutlaka yayın evinin politikalarını sorun. Eğer yayın evinin yazarları yapmış oldukları çalışmadan pişmanlarsa bu tür yayın evlerinden uzak durun. Eseriniz maalesef onun değerini anlayamayanların elinde heba olacaktır. Eseriniz çok iyi diye çok okunacağını düşünüyorsanız hayal kuruyorsunuz derim. Maalesef neyin iyi olduğunu popüler kültürün ve piyasanın belirlediği yıllardayız. Bu arada zaten eğer yayın evi bu pazarlamayı yapamıyorsa matbaadan başka nedir ki?

Fügen: Ne tür kitaplar okumayı seviyorsun? En son ne okudun mesela?

Umut: Ben klasikleri okumayı severim. Özellikle Gogol. Ölü Canlar eserine bayılırım. Bana göre muhteşem bir yazar. Ancak son okuduğum kitaplar  Kılıç Arslantürk’ün “Acıyan Yerini Bul” romanı, “İntiharsızlık”, “Kadın Sesi Kağıda Düşerse”, “Şibumi” ve Suna Güler’in “Günah Kadına Yaraşır” adlı romanı. Bir de bir yetişkin olarak “Turta Kabındaki Ayı” adlı çocuk kitabını okudum. Her birini çok beğendim.

Fügen: Peki, yolda yeni bir kitap var mı?

Umut: Yok… Sanırım bir süre yeniden dolmam gerekecek. Ancak İzotomi ve Ergen Rehberi gibi bir kitapta proje lideri ve derleyen olacağım. Bunun dışında da bazı çeviri eserlerde editörlük yapmayı planlıyorum.

Fügen: Bana vakit ayırdığın için çok teşekkürler. Bol kitaplı yaşamlar olsun….

Umut: Ben çok teşekkür ederim. 

KİTAP OKUMAYI SEVENLER İÇİN “GÜNAHLARIN NEDEN HEP KADINA BIRAKILDIĞINI ANLATAN : “GÜNAH KADINA YARAŞIR” BAYILACAKSINIZ.