SAHİBİNDEN SATILIK & KİRALIK

SAHİBİNDEN SATILIK & KİRALIK

133
0
PAYLAŞ

15 yıl önce kurumsal iş dünyasına adım attığımda etkisi altına girmemek mümkün değildi. Turizm sektöründeydim ve Türkiye’de tanınmış birçok firmanın insan kaynakları uzmanı, üst düzey yöneticilerinin düzenlediği paneli izlemiştim. Değişen dünya düzeninden bahsediliyordu. Çalışma pozisyonuna göre yakaların renk ile sınıflandırması başlıyordu.

İnsanların tarımdan sanayiye geçtiği yıllardan bugüne kadar uzanan ‘insan yönetimi’ etrafında konuşulan hemen hemen aynı konulardı. Bilimsel Yönetim Akımı, Beşeri İlişkiler Akımı, Örgütsel Davranış İlkeleri gibi disiplinler üzerinde tartışılıyor ve bu tartışma sonucunda çalışanların potansiyelini bulabileceği, daha iyi çalışacağı, üreteceği, mutlu olacağı, şirketlerin daha başarılı olacağı motivasyonu oluşuyordu.

Söylediğim gibi etkilenmemek elde değildi. O kadar çok etkisi altına girmişim ki panele katıldıktan birkaç yıl sonra kendimi insan kaynakları uzmanlık eğitiminde bulmuştum.

‘Kurumsallaşma’ temeli ve basamakların belirlendiği yıllardı. Kıyafet, ayakkabı, araba, imza kalemi, internet sitesi, kartvizit, dosya, e-mail, lokasyon, plaza ofisi, duvar tabloları, tabela, logo.. Anlayacağınız gibi tüm kurallar ve araçlar belli, reçete hazırdı. Öyle ki plazada çalışanlar artık kurumsal gibiydiler.

Eksik olan sadece bir şey vardı; kaynağın konusu olan insan yani ‘çalışanlar’.

Birkaç yıl geçmişti ki değişen yeni bir dünya düzeni daha ortaya çıktı. Bu sefer yapay zekâ, teknoloji, yazılım ve kodlama ile insanlar gibi çalışabilecek sistemlerden bahsediliyordu. İnovasyon ismini her yerde duyduğumuz yıllardı. Artık mühendis ve yöneticilerin bir arada çalıştığı, proje üretmeleri, geliştirmeleri gündemde idi.

Eksik olan yine bir şey vardı; kaynağın konusu olan insan yani ‘çalışanlar’.

2000 ve 2008 ekonomik krizi olmuştu ve iş dünyası tepe taklak olmuştu. Ve bu krizin sonucunda hep eksik olan ‘çalışanlar’ hemen hatırlandı ve işten çıkarmalarla karşı karşıya kaldılar.

2020 yılına henüz girmiştik ki bu sefer tüm dünyayı etkisi altına alan bir sağlık krizi ile karşı karşıyaydık. İlk başlarda kimse ne olduğunu anlamamıştı ama iki ay gibi kısa zamanda yasaklar, tedbirler arka arkaya açıklandı. Hem ülkemizde hem dünyada gerçekten bir düzen değişiyordu ve bu sefer hemen hemen herkes aynı gemi içerisindeydi.

Bu sefer eksin olan çok şey vardı ama kaynağın konusu olan ‘insan’ yani çalışanlar unutulmamıştı.

Öyle ki yazılımlar, binalar, makinalar ve teknoloji gibi yenilikler işe yaramamış yine krizin içinde kalanda, krizden çıkma çözümünü arayan da insandı.

Plazalarda, ofislerde unutulan, dinlenilmeyen, söz hakkı verilmeyen, kimi zaman değersizleşen kimi zaman kaybeden, her dönem olumsuzluklardan etkilenen çalışanlar bu sefer tarih boyunca hatırlanacaktı. Uzaktan çalışma, home-office sistemleri çok hızlı bir şekilde yaygınlaşmıştı. Mevcut işler nerdeyse olduğu gibi hatta bazı sektörlerde olduğundan daha fazla iyi şekilde ilerliyor ve büyüyordu.

Artık bir masa, bir bilgisayar ve eşofman takımlı çalışanlar işlerini evlerinin salonunda, mutfağında hallediyordu. Sanırım en büyük değişim, en büyük yeni düzen bu olmuştu.

Çalışma sistemi ve uzaktan yönetimi konusunda başta zorluklar çıkmış ve hala süregelen çalışan hakları konusunda karışıklıklar yaşanmaya devam ediyor. Ancak bugün geçmişte paneller, seminerler düzenleyen kurumsal firmalar ve kurumsallaşma yolunda olan işletmeler arasında iş kolu uygun olanların büyük çoğunluğu hala uzaktan çalışmaya devam ediyor.

İnsan kaynakları mı yoksa insan kıymetlerimi tartışması belki de artık anlaşılmıştır.

Plazalara ne mi oldu?

Sahibinden satılık veya kiralık; kurumsala.

“Geleceği tahmin etmenin en iyi yolu onu oluşturmaktır.” Peter F. Drucker

Ender ERMİŞ

Yönetici Koçu, PCC