Ruhumun hırsızı

Ruhumun hırsızı

359
0
PAYLAŞ

Kendi yolculuğumda farkına vardım ki; başından beri öğretilen “kişi olma hedefleri” gün geliyor yetersiz kalıyormuş. Üstelik bu hedefler, doğduğumuz günle başlıyor. “Kırkı çıksın, ek gıdaya başlasın, yürüsün, konuşsun, aman evde kalmasın, 2 çocuk yapılsın en az….ay bizimki hala konuşmadı.

Sonra; yazmayı öğrensin, matematik öğrensin, çalışkan olsun, şu okulu kazansın, şu şirkete girsin, onu yapsın bunu yapsın… Birçoğumuz hepsini yaptık, okullar okuduk, diplomalar aldık. Belli bir düzeyde hedeflerin gerçekleşmesi ve kaliteli bir yaşam için gerekliydi de bunlar.

Ve o mucizevi an geldi, kişi olma diye dayatılan, para kazanan, evlenen, çoğalan kadınlar ve adamlar olduk. Bir süre sonra yaradılışımızın yegâne gayesine dönme çabaları başladı. –Yaşamak-

Özde sadece ve sadece yaşamak için geldiğimiz bu dünyada birçok prosedürle karşı karşıya kalıyoruz. Toplumsal olarak yaşamaya başladığımızda diplomalar, notlar vs. çok işe yarıyor. Hukuki olarak yaşımızın tutması birçok tecrübeyi rahatlıkla yaşamamıza yetiyor.

Tüm bunları yaşarken bir yerlerde -hepimiz için bambaşka zamanlarda, bambaşka tecrübelerde- bir eksik var duygusuna kapılıyoruz. Önce yakınımızdaki insanlarla paylaşıyoruz. Genellikle ‘alışırsın, hepimiz geçtik bu yollardan’ gibi telkinler duyuyoruz. İş hayatıma başladığım yıllarda sürekli yenilik peşinde koşturan ben, sürekli karşı püskürtmelerle karşılaşırdım. ‘Biz yıllardır bu işi böyle yapıyoruz. İş çıkarma başımıza’ ya da ‘Acele etme o kadar emekli olana kadar zamanın var’ ‘Devletin işi aceleye gelmez, alışırsın rahat ol.’ ‘Özel sektör böyledir, acımasızdır.’ Alışmak için büyük çaba içerisine girersin ve orada da çabanda boğulursun.

Bu çabada boğulma anı, kendini yetersiz hissetme duygusu doğuruyor. Bir yandan alışmaya çalışıp, bir yandan çabalarken bir girdabın içine sürüklenip gitmişim. Ve sonraları gördüm ki, bu girdap öyle bir girdapmış ki hayatıma dair yanılsamalara neden olmuş.

Ardından, içimde ‘Ya ben! Ya ben!’ sesleri yükselmeye başladı. Kendimden bir şeyler çalınıyormuş hissine kapılıp, başladım hırsızı aramaya.

Hiç olmayacak yerden başladım hırsız yaratmaya; annem, babam, çocukluk arkadaşım, sevgilim, kocam, iş arkadaşım, patronum ve hatta çocuğum. Kendim dışında hemen herkesi, her şeyi muhatap alıp sorguladığım bu süreç, çok zaman alan, kimi zaman birçok şeyden uzaklaştıran bir hırsız-polis oyunuydu sanki.

Her kapıyı çaldım, kararlıydım hırsızı mutlaka bulacaktım.

Yorulduğum, nefeslenmek için yavaşladığım bir anda bir ses ‘Sen!’ dedi, ‘Sen kimsin?’

Cevaplarımı refleks halinde gururla hemen sıraladım; mesleğim, mezun olduğum okul, medeni halim, tüm demografik özelliklerim. Dudaklarımdan bunlar dökülürken, bana sesini duyurmak için çabalayan ve kalbimde  ince bir  sızıya neden olan artık bıkmış, yorgun, ruhumu hissettim.

Şimdiye dek birçok krizde, üzücü olayda veya mutluluk anlarımda beni hiç yalnız bırakmayan, hep yanımda olan, baş etme gücü veren, koruyan, kollayan ruhum. Hani şu çok önemli hedeflerime ulaşmaya çalışırken sesini duyamayacağım kadar uzaklaştığım ruhum.

O gün; daha önce birçok kez o sesi duyduğumda yaptığım gibi bastırmak yerine  ona kulak kabarttım ve dönüşüm başladı. Ben yeniden kendi özümle buluşmuştum. Artık koşturmaların içinde beni mutlu eden, es vermemi sağlayan, bazen sadece 5 dakika da olsa kendime dönebildiğim anlarım, yollarım, ufak pencerelerim vardı.

Bir gün yine kariyerimle ilgili bir konuşmada ‘Çok teşekkürler, ama artık benim önceliğim şunlar…’ cümlesini kurabildiğimde, hem de hiç düşünmeden, planlamadan, olduğu gibi ifade ettiğimde hırsızı buldum.

Bana bir ayna mesafesinde olan ve benim uzunca zaman arayıp bulamadığım bu hırsız kendimden başkası değilmiş. Şimdi yola sağduyum, samimiyetim ve gülümsememle devam ediyorum.

Ruhumuz genleşir, ruhumuz uzar, kısalır bazen, sonsuzluğun içindeki yeri bakîdir. Ve o sizin diplomanızdan, maaş bordronuzdan, hangi havuzlu sitede kimlerle yaşadığınızdan bağımsız olarak var olur.

Eksilmez, çalınmaz-çırpılmaz, kaybedilemez.  Ancak ona kulak verdiğinizde yolunuzu mucizevi şekilde aydınlatır.
Sevgi ve şükranla

Gökçe Erinç

BİR CEVAP BIRAK