PANİK ATAK

PANİK ATAK

195
1
PAYLAŞ

Bak, baştan anlaşalım, gülmek yok. Çok kritikti yaşarken çünkü. Lütfen ama.. ayıp oluyo 🙂

Evet.. bitmişti hayat bana sorsan.. zor yetiştim hastaneye. Tam önümdeydi merdivenler; görüyordum işte, oradaydılar ama olmuyordu.. ulaşamayacağımı düşünüyordum. Kalbim.. ah kalbim.. düşüyorum, düşeceğim sanıyordum. Berbat bir duyguydu; “beni hemen solunum cihazına alın.. kalbim.. çarpıntı.. ölüyorum” diye diye, ıhlaya tıslaya girdim içeri. Görevli kızcağız şaşkın, hemen kaydımı yaptı.. hoooop Kardiyoloji’ye.

Tansiyon fırlamış, sanırsın cenaze öncesi otopsiye hazırlıyorlar beni. Nefes alamıyorum ki, n’apayım!

Hüngür hüngür ağlıyordum, titriyordum, ayakta duramıyordum. EKG’nin ardından, acil tarafından doktorun odasına gönderildim.

(Arkamdam bakan hemşirelerin bir kısmı, tam da o sırada “emekliliğimizin zamanı geldi” diye diye personel ve idari işler odasına doğru koşuyordu :))

Doktorum süperdi tek kelimeyle..

“Önce bir ağla rahat rahat, ben beklerim.. İyisin, endişe etme” dedi.

Ben ise, her bir göz pınarımdan eşzamanlı akan 6-7’şer damla eşliğinde “ama.. ama.. nefes alamıyorum.. ölüyorum!” diye haykırdım. “Neyin var” dedi. “Bilmiyorum.. kalbim işte.. Tıkandı” dedim. “Allah Allah.. Nasıl bir tıkanma o, anlat bakalım” dedi.

Ben anlattıkça gülümsedi, sonra hızlıca bir muayene.. bittiğinde gülümsüyordu.

“Taş gibisin, taş!” dedi, “seninki en ağırından bir panik atak krizi. Rahatla. İyisin.”

Ne, panik atak mı? Tamam yani, biliyorum panik atağım olduğunu ama bu bambaşka bir şeydi: İki gün önce, âni ve bu kez diğerlerine oranla çok daha uzun süren bir çarpıntı, ardından bilinç kaybı-bayılma hissi, göğüste ağrı, apar topar acil servis, kan sulandırıcı, yoğun bakım, test üstüne test, akciğer grafisi, kan ve göz yaşı.. Hepsi panik atak mı yani?

Öyle olsa beni onca zaman hastanede tutarlar mıydı? (Tutuyorlarmış canım :))

Dedim ki, “Doktor bey, ben bi’ de sözüm ona Yaşam Koçu’yum, biliyo’ musunuz?”

Verdiği yanıtla bir kahkaha atmışım ki sorma: “Güzel kardeşim, istersen Yaşam Koçluğunu bulan kişi ol, hattâ istersen Freud ol. Yapacak bir şey yok. Bu tıbbi bi’ mesele. Elin kolun uzanmaz. Mecbur, ilaç alacaksın.” (Nası’ yani yaa?!)

Sonra devam etti: “Ha şöyle.. rahatla. Bak şimdi; nedir panik atak: Kaslardaki gerilime bağlı olarak, sinir uçlarının hasar görmesidir. Ne yapacaksın; tıbbi destek alacaksın.” (Kendi başına yenebileceğini mi sandın? Otur canım, sıfır. 🙂

– Bu arada inşallah doğru yazmışımdır doktorumun açıklamasını buraya. Yoksa bir dahaki sefere kesin yerim Stetoskop’u kafama. –

Neyse.. sonra..

Epey rahatladım gibiyken, çıkışta gene tıkandım iyi mi.. hem de sağlamından. O zaman n’apıcaz, biraz daha araştırıp, ölmediğimden emin olucaz. (Hahaaa, bak bu da panik atak mesela) Gidersin Göğüs Hastalıkları’na, ağlaya ağlaya anlatırsın doktora, doktor sana koşa koşa peçete verir, içi gider, kıyamaz, üzülür, sonra bir muayene de o yapar, tetkik ister, debelenir durur yardım etmek için. Allah’ım, yoksa akciğer damarlarında emboli falan mı?! Testler, testler.. sonuçları erken alabilmek için yalvarırsın hemşireye, normalden 45 dakika erken teslim ederler, başlarsın ağlamaya, bu defa da “kesin kötü bi’ şey var, o yüzden hemen verdiler sonucu, değil mi” diye.

Bacım sen değil miydin erken versinler diye yana yakıla oradan oraya koşan?

Ama yoook, çok hastasın, öleceksin, söylemiyorlar sana.  Allah’ım yaa..

Neyse.. Sonuç olarak, yok anacım, o da değil. E tamam da, tıkanıyorum, gidiyorum ben! Vasiyet aşamasına geçtim. Film şeridi başladı beynimde; hattâ an itibariyle iki film birden oynuyo! Kesmedi.. ordan direkt Psikiyatri bölümüne. Hele şükür! İşte bak, sen yıllarca diren diren, buraya kadar hayatım. Bak, bunlar Prozac, Zanax.. Memnun oldum, ben de Didem 🙂

Diyeceksin ki “başladın mı?” Yok başlamadım ama geçerli nedenim var 10 gün için. Sonra mecbur, ilaçları alıp biraz olsun rahatlatacağız şu yorgun vücudu.

……..

Var ya.. salla..

Heppppsinin özeti şu: Akü başlarımız yanmış bizim şekerim. Biz özel’iz, farklı’yız, aslına bakarsan en anlayışlı ve ve samimî olanlar da bizleriz. Kalbimiz farklı atıyor, farklı yaşıyoruz, farklı algılıyoruz. Yani; öyle here hiçe üzülmeyeceğiz, her şeyi dert etmeyeceğiz, olan olacak – biten bitecek, ööle her şeye yetişmeyeceğiz. Biz de böyleyiz, tamam mı?

Hassasız, hayatı yoğun yaşıyoruz, her şeyden etkileniyoruz, çabuk heyecanlanıyoruz, üzüntümüz-sıkıntımız da ona göre. Bizi yormayın gözünüzü seveyim. Vallahi kaçacak yerimiz yok bak; kum torbası gibi olduğumuz yerde acımızı paşa paşa çekiyoruz zaten. Bir de siz gelmeyin üzerimize. Bize de yazık ama yaa..

Şimdi onca ilaç, biraz sakinlik, az sükûnet.. sonrasında iyileşir miyiz dersin?

Ayy inş cnm yaa :))

NOT: Gösterdikleri ilgi ve anlayıştan ötürü, doktorlarım Doç.Dr. Murat TÜMÜKLÜ ile Uzm.Dr. Ebru GÜNEŞ’e buradan bir kez daha, kalpten (!) teşekkür ederim 🙂

 

 

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK