PANDO ÖLMÜŞ

PANDO ÖLMÜŞ

156
0
PAYLAŞ

On beş sene önceydi. Ankara’dan İstanbul’a taşınıyordum. Tarabya’da bir okulda öğretmen olarak çalışmaya başlamama rağmen Beşiktaş’ta tek göz bir ev tuttum. İstanbul’a gelme sebebimdi ‘semt’te oturmak.

Yıllarca 450 km uzakta olan stadımız yürüme mesafesindeydi artık. Çarşı yanı başımdaydı. Denizin evden çıkınca sigaran bitene kadar karşına çıkıvermesi biz Ankaralılar için bulunmaz nimetti.

Çay demlenene kadar Yedi Sekiz Hasan Paşa fırınından acıbadem alıp gelmek, canın sıkıldı mı Kazan’a uğramak ve Pando’nun yerinde kahvaltı etmek…

Ankara’daki evden eşyalar kamyonete yüklenirken hepsi için sabırsızlanıyordum.

İşte bu sabah öldüğünü duyduğum Pando da böyle bir simgeydi benim için. 1895’ten beri babadan oğla devreden, eşi Yuhanna’yla orada Bulgar kahvaltısı verdiği, manda kaymağıyla meşhur, birçok yabancı yayında İstanbul’da gidilmesi gereken mekanlardan biri olarak gösterilen bir dükkandı onunki.

Doksanı aşan yaşı, titreyen elleri, asabi tavırları ve bir mekan ne kadar salaş olabilirse öyle salaş olan mavi dükkanıyla siyah beyaz semtte “farklı bir renk”ti.

Bir gün birbirimizi yeni yeni tanımaya başladığımız bir kız arkadaşımı kahvaltıya götürmüştüm Pando’ya. Ne de olsa ona karşı hissettiğim duygular, pahalı ama ruhsuz bir ‘brunch’a değil; salaş ama otantik Pando’ya yakışırdı. İçeri girdiğimiz anda kızın yüzü düştü. “Bana burayı mı layık gördün?” der gibi baktı. Bulgar kahvaltısını sevmese elbette onu anlayabilirdim ama “burun kıvırdığı şeyi” kabullenmem mümkün değildi. Benim için bu şehre gelme heyecanlarından biri olan Pando, basit bir uyum testi olmuştu o anda.

Ben sonraları dostlarımla, Ankara’dan oğullarını ziyarete gelen anne babamla veya tek başıma gitmeye devam ettim Pando’ya.

Birkaç sene önce kapandı bu asırlık dükkan. Babadan oğla devredilen tarihi mekanlarından, şehrin ruhunu yansıtan simgelerden biri daha yoktu artık. Dükkan önünde yapılan eylemler, sosyal medyada çıkarılan sesler çare olamadı.

Sütü, soğuk yumurtası ve kaymağıyla sadece tadı damağımızda değil, anıları da hafızamızda kaldı.

Bir sevdiğine veda etmek gibiydi. Ve aşktan biraz anlayan herkes biliyordu ki önce karısını sonra dükkanını kaybeden bir adam için de “son” yakındı artık.

O son geldi. Önce mavi dükkanı kapandı, sonra Pando öldü.

Bir insan, onu tanıyan son kişi ölünce gerçekten ölürmüş.
Bir dükkan da son müşterisi ölünce mi ölürdü?

Ya şehirler? Sadece deprem, savaş, afet mi yok ederdi bir şehri?
İnsanlar ölürdü… Ama şehirler ölmemeliydi..

Umut ESEN
Profesyonel Koç

BİR CEVAP BIRAK