ÖZGÜRLÜK

ÖZGÜRLÜK

360
0
PAYLAŞ

İnsanoğlu varoluşundan beri Özgürlük arayışı içindedir. Özgürlük; kitaplara, filmlere, şarkılara konu olmuştur. Birbirimizden ne kadar farklı isek özgürlük anlayışımız da bir o kadar farklı, bir o kadar anlamlıdır her birimiz için.

Benim için hayatı anlamlı kılmak ne derseniz değerlerinle uyumlu yaşamak derim. Kişiye göre değerler değişir. Bazılarımız için cesaret, sevgi, saygı, başarı, aile, dostluk , uyum, zenginlik… Benim önde gelen değerim, zaman zaman seçimlerimle yaşadıklarımla ters köşe olmasına rağmen ÖZGÜRLÜK olmuştur. Ne güzel bir şeydir insanın kendini özzgür hissetmesi….

Özgürlük nedir o zaman biraz onu inceleyelim. Ne olursa kendimizi özgür hissederiz? Çok yakın zamana kadar benim özgürlük tanımım “istediğini yapabilmektir” olarak nitelendirebilirim. Ancak, şimdiki ben’e bu tanım uymuyordu, bir türlü tatmin olmuyordum. Bu cevaptan tatmin olmayınca da o kadar özgürlükle ilgili yazı okudum ki, özgürlükle ilgili şiirler, özgürlükle ilgili şarkılar. Okuduğum, dinlediğim şeyler bir türlü benim için olur olmuyordu.  Ta ki yine Osho’nun sözü karşıma çıkana kadar. Evet Özgürlük tanımımı bulmuştum. Özgürlük, kendin olabilmektir.

……Benim özgürlük vizyonum senin kendin olmandır.                                                                                                                                                                                                           Osho

Özgürlük kelimesinin anlamı insana göre zamana göre değişir mi derseniz, en azından benim için çok değiştiği kesin diyebilirim.  Öğrenciyken, sürekli olarak kendi paramı kazanmanın hayallerini kurdum. İstediğim şeyi alabileceğim, istediğim yere gideceğim, hayat benim olacak diyordum, istediğimi yapabileceğim, oh ne güzel bir hayat, özgürlük budur dediğim anlar.

Mezun oldum, para kazanmaya başladım, kendi evimi tuttum, hayallerimi yavaş yavaş gerçekleştirmeye başladım, ancak ben değişiyor, büyüyordum, başka hayallerim vardı artık. Sanki bazı şeyleri elde ettikçe, bazı şeyler de uzaklaşıyordu benden. Öncelikle kendimden uzaklaşıyordum ama bunun hiç mi hiç farkında değildim. Yoğun çalışıyordum, kendime de sevdiklerime de daha az zaman kalıyordu ya da zaman olsaydı da ben kendimi yorgun hissediyordum. Artık öğrencilik hayallerimin de ötesinde bol bol geziyor, seyahat ediyor, istediğim yerlerde yemek yiyor, istediklerimi alabiliyordum. Ancak, kafamda hep daha fazlası olması gerekiyordu.

O zamanlar özgürlüğü düşünüyor muydun dersen, sanırım hissetmeyi unuttuğum anlardı, sadece yapmam gerekenlere ve kendim için önemli dediğim hedeflere kilitlendiğim, bir nevi otomatik pilotta olduğum anlardı, o anlar ki yılları kapsıyordu. Böyle anlar tanıdık geliyor mu J Hep daha fazlasını istiyordum, daha iyi bir BEN. Daha iyi bir ben nasıl mı olacaktı? Tabi ki dış kaynaklarla,  daha fazla sevgi, daha fazla takdir, daha fazla onay,  daha fazla başarı, daha fazla para, daha fazla…

Hep daha fazlasını dışarıdan istedikçe de biraz ağırlaşmış bir BEN vardı artık. Bir türlü tatmin olmayan zaman dahil herkesle her şeyle yarışan bir ben ve de sahip olduğumu zannettiklerimden daha fazlasını isterken, elimdekileri de kaybetmemek için çabalayan, kendini kısıtlanmış hisseden bir BEN.

Ne oldu da artık özgürlüğü sorguluyorsun diyorsan, hayat beni değişmeye zorladı. Değişim yolcuğunun başlangıcında ben her ne kadar yorgun her ne kadar mutsuz olsam da değişime hiç mi hiç gönüllü değildim, benim tabirimle itelendim. Hepimiz için hayatta iyi kötü nitelendirdiğimiz olaylar olur ve ne paradokstur ki yaşamımız boyunca karşılaşmaktan korktuğumuz kendimize göre büyük kayıplar olarak nitelendirdiğimiz olaylar başımıza geldiğinde kendimizi de hayatı da sorgulamaya başlarız. Bir nevi bu anlar otomatik pilottan çıktığımız zamanlardır. O anlarda kendimize döneriz,ne hissediyoruz, ne istiyoruz, yaşadığımız hayat istediğimiz bir hayat’mı? Bu bir nevi kendine yolculuktur,  unuttuğun kendini anımsama. 

Artık  özgürlük nedir biliyordum. Özgür hissetmek ne demekti, nasıl bir şeydi? Benim için özgürlük bir zamanlar bunu tamamen unutmuş olsam da masmavi gökyüzünde süzülen Martı’lar olmuştur. Çocukluğunda en sevdiğin çizgi film ne derseniz, Uçan Kaz derim. En sevdiğin kitap neydi derseniz 11-12 yaşlarında doğum günümde bana hediye edilen Jonathan Livingston’un Martı adlı kitabı. Bu makaleyi yazarken, anımsıyorum bunları. Her daim Martı’ların hayat ile dans edermişçesine gökyüzünde süzülüşleri  beni coşturmuştur. Ancak, özgürlük ile martıları bu kadar bir tuttuğumu bu kelimeler klavyeden dökülürken farkına varabiliyorum.  Özgürlük nasıl bir his anımsayalım o zaman.

 Özgür hissetmek için illa ayaklarımız yerden kesilmeli mi ? Özgür olunca nasıl hissederiz? Havada uçuşan tüyler kadar hafif, varlığımızda aslen varolduğu şekilde bir neşe, coşku, sevinç, hayat’a karşı umut vardır, sevgi vardır, o anlar her şeyi yapabileceğimize aslında kendimize inandığımız anlardır. Evet, bu hisleri hepimize oldukça tanıdık geliyor değil mi? Bana en çok çocukken yemyeşil çimenlerde yokuş aşağı koşarken hissettiğim anları anımsatıyor.

Jonathan Livingston’un Martı kitabında“Cehaletimizi kırabiliriz, becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekamızı kullanarak, kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi özgür olabiliriz! Uçmayı öğrenebiliriz!…. Bir kanat ucunuzdan diğerine kadar tüm bedeniniz, düşündüklerinizden başka bir şey değil. Düşüncelerinizin zincirlerinden kurtulun, bedenlerinizin zincirlerini kırın, istediğimiz yerde bulunmakta özgürüz” demiştir.

Sakine KAŞ

Profesyonel Koç

Yazı ilginizi çektiyse: Ben Kimim? tavsiye ederiz

PAYLAŞ
Önceki makaleHayatı Kucaklamak
Sonraki makaleBen Kimim?