ÖZGÜRLÜK YAĞMURU

ÖZGÜRLÜK YAĞMURU

265
0
PAYLAŞ

 

Dışarıda usul usul yağan bahar yağmurunda “özgürce” ıslanmak isterken, yine de elindeki şemsiyeyi bir tarafa bırakamamaktır , ihtiyaç duyulan “güven”. 

Çocukluktan çıkıp, ayrı bir birey olduğumuzun farkına en çok vardığımız ergenlik döneminde aramaya başladığımız, 18 yaş sonrası üniversite yıllarında zirveye taşıdığımız, bu yıllarda tadına varıp, dolu dolu yaşadığımız, sonrasında iş hayatı, evlilik, çocuklar… derken boynu bükük bir kenara bıraktığımız, adı artık en çok siyasi tartışmalarımızda geçmeye başlayan ” özgürlüğümüz” . 

Nerede, nasıl ve ne için vazgeçtik ondan? “Okulda defterime…” adını yazarken, bağıra çağıra ” Ey özgürlük!!!” diye şarkısını söylerken, kimseye hesap vermeden yaşarken, içmeye gittiğin bir akşam

Örneğin, gece karanlığında, dönüş yolunda ,arkadaşlarınla kolkola onu içine çektiğini hissederken, birdenbire ne olur da vazgeçiverirsin ondan? Benim hikayemde şöyle oldu ;

Üniversiteyi bitirdiğim yıl, soğuk ve yağmurlu bir kış gününde; daha öncesinde hiç bilmediğim, yaşamadığım, kalabalık ve karmakarışık bir şehrin tam ortasında, dimdik ayakta duran, çok yüksek bir iş merkezinin 18. Katında vazgeçmiştim ondan ilk. Sessiz ve sıcacık bu ortamda, etrafımda güven veren, doğru, dürüst insanlarla çevrili olduğumu anladığımda, oraya ait olmak istediğimde, yeni bir hayat için, yeni şeyler öğrenmek için, gelecekte sahip olma hayali kurduğum ev için, araba için, birazcık itibar, birazcık başarı, birazcık takdir için , vazgeçivermiştim büyük bir kısmından. Kalanı bana yeter demiştim . Daha çok gençtim. 

Bundan yaklaşık 1 yıl kadar sonra, yine aynı şekilde, yağmurlu ve soğuk bir sonbahar gününde,bu kez bembeyaz giysiler içinde, devletin önümüze koyduğu, ailelerimizin ” hadi artık imzalayın da rahat edelim” dediği bir defteri imzalarken hissettim bir kısmının daha elimden kayıp gittiğini. Artık yasalarla korunan, maddi, manevi bana ” güven” sağlayan, beni ona, onu bana hukuken bağlayan, “resmi” bir ilişkim vardı benim.” Çok sevdiğim “için değerdi vazgeçmeye özgürlüğümden.

Yıllar yıllar sonra, tabii ki yine (!) soğuk ve yağmurlu “2 ” ayrı kış gününde , bir hastanenin ameliyathanesinde vazgeçtim bu kez , elimde kalan son özgürlük kırıntılarından, 6 yıl arayla. Yine seve seve, yine memnuniyetle. Dünyanın en güzel sevgisi içindi bu kez. Çok mutluydum çünkü bebeklerimle.

Hayatınızı dolduran sıcacık sevgiler, güven veren saygılar, sizi geliştirip büyüten sorumluluklarınız varsa, vazgeçtiğiniz özgürlüğünüz uzun süre gelmez aklınıza. İşle, eşle ve çocuklarla uyum içinde olmaya çalışırsınız. Geç saatte biten iş toplantılarından, şehir dışında günlerce süren eğitimlerden , bitmek bilmeyen fazla mesailerden döndüğünüzde, kızmayan, sorgulamayan, huzurlu, sakin yüzlerle karşılandığınızda , “özgürlüğüm nerde” diye çok da sorgulamazsınız artık. Ait olmanın, birlikte olmanın, bağlanmanın, işinizi yapmanın, geçiminizi sağlamanın tatlı huzuru, güveni ve mutluluğu içinde yaşarsınız . 

Yılların emeği, özverisi, tecrübesi ve birikimi ile yaratılan bu uyumu bozacak tek şey ise “güvensizlik”tir. İş ya da ev ortamında “Güven” ortadan kalktığında, artık ne huzur kalır ne de mutluluk. İşte o zaman birzamanlar vazgeçtiğiniz özgürlüğünüz düşer yeniden aklınıza. 

Örneğin, yılların emeği ile belli bir yere geldiğiniz şirketinizde, tecrübeniz, yetenekleriniz hiçe sayılarak, sorumluluk alanınıza fazlasıyla müdahil olunduğunda “güvensizlik” hissedersiniz . Saat kaçla kaç arası kimlerle kaç tane toplantı yapacağınız, personelinizle kelime kelime ne konuşacağınız, ne konuşmayacağınız, gün içinde nerede olacağınız, kaç ziyaret yapacağınız, kaç kişiye, kaç ürün satacağınız size tek tek dikte edilmeye başlandığında, siz de başlarsınız sıkılmaya. ” Onu giyme, buna bakma, onunla konuşma, bununla görüşme” diyen kıskanç bir eş ne kadar (öz)güvensiz ve sıkıcıysa, tüm yönetimi, planlamayı Merkez’den yapmaya çalışan, personelinin her hareketini kontrol etme paranoyası içinde davranan bir iş anlayışı da aynı derecede “öz”güvenden yoksun ve sıkıcıdır bence. 

Akşam geç saate ya da sabahın körüne konulan emrivaki toplantılar, haftasonu, devre sonu, yılsonu, ay sonu diye diye hiç bitmeyen ama bedeli de ödenmeyen fazladan çalışmalar, hep çalışmalar, çok çalışmalar, kullandırılmayan izinler, yok sayılan hastalıklar, cenazeler …”nereye kadar?” diye sordurduğunda, özgürlük ihtiyaç haline gelmiştir aslında. İzinsiz nefes bile alamadığınız bu ortamda bir de üstüne hesapsız, kitapsız “performans sorgusu” yapılıyorsa, yani kıskanç adamın yaptığı gibi ” yemeğin tuzu neden az?” sorusu soruluyorsa, ne sevgi, ne saygı ne de güven kalır ortada. Nefes almak için oyundan çıkmak şart olur. Neyse ki, bir zamanlar kenara koyduğunuz özgürlüğünüz, orada öylece durur ve dönüp dolaşıp yine sizin olur.

İnsanın en temel ihtiyacı, güven içinde özgürlük, özgürlük içinde güvendir belki de. Usul usul yağan bahar yağmurunda, başkasının şemsiyesine ihtiyaç duymadan, kendi şemsiyeni açıp, kendi yolunda yürümektir özgürlük, huzur içinde. 

Yaşam Koçluğu Eğitimleri ve Mutlaka Bilinmesi Gerekenler

Çocuğunuzun hangi meslekte mutlu olacağı belirlenebiliyor