Öz ‘de Kalmak ya da Göz’de olmak

Öz ‘de Kalmak ya da Göz’de olmak

446
0
PAYLAŞ

Ken Robinson’dan sevdiğim bir sözle başlamak istiyorum: “Bir toplumda ne kadar değişik ve çeşitli ‘yetenek’ olduğu önemlidir. Ne kadar ‘yapabilen’ olduğu değil…”

Çevremize baktığımızda ne görüyoruz? Bir bakın… Herkes ne yapıyor… Ne arıyor… Ya da neyin peşinde?

“Herkes sonunu öngöremediği belirsiz bir süreçte sürüklenip gidiyor” dediğinizi duyar gibiyim. Zamanın yetersizliğinden şikâyet eden, çeşitli etkinliklerin peşinden gitmeye çalışan bireyler olduk sanırım. Bu gibi sosyal imkânlardan yararlanabileceğimiz sadece hafta sonları var. Peki, sonunda ne oluyor hafta sonu etkili bir şey yapamadan geçiyor. Çocuğu olanların hali ise daha vahim. Hafta sonu yollar bir kurstan diğerine çocuklarını taşıyan ebeveynlerle dolu. Çocuklar içeride etkinlik ya da yeteneklerini geliştirme çabasındalarken ebeveynler ise dışarıda sohbet ediyor ya da sosyal medyada takılarak bir haftanın yorgunluğunu bu şekilde atabilme çabasında oluyorlar. Bunlardan neden bahsediyorum?

Hiç düşündünüz mü… Gerçekten bütün varoluşuyla zamanını etkinlik peşinde geçirmek isteyen acaba kaç çocuğumuz ya da kaç ebeveynimiz var? Bütün bu yapılan günübirlik bilişsel ve fiziksel kaçışların bize ve çocuklarımıza ne kadar faydası var? Bir kurs bitiyor diğer etkinliğe yetişiyoruz. Hangisini kendimizi vererek yapıyor ve içselleştiriyoruz!!!

Bütün bu koşturmanın sonunda gelinen nokta “hafta sonu çok yorulduk” oluyor.

Her şeye yetişiyor olabilmek midir bizi hayata bağlayan? Peki gerçekten bütün bu kaçışlar ve arayışlar belli bir dengeye nasıl oturabilir?

ÖZ ‘ de kalarak…

Öncelikle hem ebeveynler hem de öğrenciler kendi iyi olduğu alanları ve yapmayı sevdikleri şeyleri fark etmeliler. Bilinçli bir farkındalık oluşması için duygusal ve sezgisel olgunluğa ulaşma çabasında olmak kıymetlidir. Eğitim sistemimiz ile ne yazık ki çoğu zaman çocuklarımızın yeteneklerini, yaratıcı zihinlerini ve onların eşsiz hayallerini görmezden gelmek durumunda kalıyoruz. Eğitim sistemi standart bireyler olarak yetişmemize imkân tanıyor. En GÖZ’ de mesleklere “nasıl ulaşabiliriz”i sağlamaya çalışıyor. Birçoğumuzun farklı yetenekleri varken GÖZ’ de kalmak kolayımıza geliyor. İşin aslı kendin olabilmek Öz’ de kalabilmek. Yetenekler, yüzeyde olan çabuk bulunan ya da kazanılan şeyler olmadıklarından ‘BİZ’ e dokunulmasını bekliyoruz. Eğer şanslıysak ve eğitimciler “dokunma” yı başarabilirlerse peşinden gittiğimiz değerlerimizle “BİZ” kendimizi buluyoruz. Bunu başarabilen kişiler yok değil çevremizde. Ama ne yazık ki sayıları da çok değil.

Şöyle yine kendimi ve çevremdeki pek çok kişiyi düşündüğümde 40 lı yaşlardan sonra bir ÖZ’e dönüş olduğunu hissediyorum. Aslında bu durum “hiçbir şey için geç değildir” mantığıyla örtüşürken neden daha hızlı bir dönüşüm süreci yaşayamadığımızı sorgular hale geliyorum? Kendini daha erken yaşlarda tanıyabilen, duygusal olgunluk seviyesine ulaşabilen, zihinsel, fiziksel ve kalpsel olarak dengeyi daha hızlı kurabilen bireyler olarak; çocuklarımızı bir o kadar bizim yetişmiş olduğumuz kısıtlı düşünce kalıplarıyla yoğurmamış oluruz. Ve kısır döngüye bir son verebiliriz.

Bakıyorum da, sosyal medyayla, iletişimin sınır tanımayan gücüyle bizler GÖZ ‘de olan yazarları, programları, etkinlikleri, kitapları, oyunları ve daha pek çok şeyi takip eder olduk. Toplum olarak çok şey biliyoruz. Takipteyiz. Ama hep takipteyiz. Biz kendimizi görmeden hissetmeden anlık beğenilerle, anlık hazlarla, anlık iletişimlerle, anlık ve yüzeysel etkileşimlerle sadece takip edebilme yetimizi güçlendiriyoruz. Sorun takip etmek, esinlenmek de değil; takip ederken kendimize dair bir öz bakış, bilinçli farkındalık oluşturabilmek ve üretebilmekte.

Hazır mıyız yeteneklerimizle karşılaşmaya? Hazır mıyız eğitimde yetenek avcılığına?

Ve ne olursa olsun;
“Uçamazsan koş, koşamazsan yürü, yürüyemezsen sürün, ama ne yaparsan yap ilerlemek zorundasın.” Martin Luther King

Sevgi ve huzurla…

Fulden Ekizler