ÖNCE BEN AMA SADECE BEN DEĞİL…

ÖNCE BEN AMA SADECE BEN DEĞİL…

49
0
PAYLAŞ

Uçağa bindiğimizde o meşhur anonsu hepimiz biliyoruz. “Eğer kabin basıncında bir düşüş yaşanırsa, başınızın üzerindeki oksijen maskeleri otomatik olarak açılacaktır. Maskeyi kendinize doğru çekin, lastiğini başınızdan geçirin ve normal nefes almaya devam edin. Oksijen maskesini önce kendinize, sonra çocuğunuza takın.” Son zamanlarda bende bu anonsu sokaklara taşıma isteği var… Ulaştırabildiğim kadar çoğuna ulaştırma. Çünkü kimle yolum kesişse şikayetçi değişen zamandan, sosyal medyanın kişiyi bireysel yapışından, menfaatçi yaklaşımlardan, eski samimi iletişimleri bulamamaktan, bencilleşen eşinden, dostundan, evladından, şirketinden; yani dünyadan…

Kişisel olarak durum bu mu diye soracak olursanız bana, elbette hayat koşullarının zaman içinde değiştiğini gözlemlememek mümkün değil. Evet; sosyal medyanın, kapitalizmin, medyanın, yeni gelen kuşakların hayatımızda devrim, savaş, birlik olarak tekrar var olmak zamanlarından farklı etkileri var kaçınılmaz bir biçimde. Hiç şüphesiz ki Osmanlı imparatorluğu dönemi bir kayıkçıya 60’ları göstersek, o da nice serzenişlerde bulunurdu; değişimin kişinin, toplumun güven alanını zorlayabildiği gerçeği ışığında… Ama bencillik? Menfaatçilik? Olan biten bu iki kelime ile özetlenebilir mi acaba?

Geçinmek konusunda sıkıntılar yaşayan bir birey, iş hayatında maaşının artması için açılacak yeni pozisyonu kapabilmek adına – bırakın diğer potansiyel adayları – kendi standart davranışlarının bile dışına çıkabilir mi? Trafikte sabah 2, akşam 3 saat harcayarak başka hiçbir şeye zamanın kalmamış şekilde evine ulaşan biri mümkün olsa her gün hazır sofraya oturmak isteyebilir mi? İşini zamanında tamamlamış olsa bile, küçülmeye giden firmasında piyango ona çıkmasın diye fazladan mesaiye kalan arkadaşınız randevunuzda sizi 1 saat bekletebilir mi? Bir önceki evliliğinde mal varlığının yarısını kaybeden ve hala borçlarını bitirmeye çalışan sevgiliniz size hediye almakta temkinli davranabilir mi? Dakikada kaç müşteri aldığına göre performansı değerlendirilen bankadaki veznedar boşta olmasına rağmen saat tam 13.30 olmadan sıradaki müşteriyi almamakta ısrar edebilir mi? Onun sevdiği konular ile ilgili zaman geçirebilmek için günde yarım saat ayıramadığınız çocuğunuz yemekte bile telefonunu elinden düşürmüyor olabilir mi?

Evet, elbette olabilir. Hatta haklısınız çoğumuzun hayatında bu örneklerden epey var. Ama benim bu senaryolarda gördüğüm bencillik ve menfaatçilik değil. Daha doğrusu bunlar yalnızca senaryoların çıktıları. Benim gördüğüm ise yorgunluk, tükenmişlik, güvensizlik, sevgisizlik, endişe, korku… Hayallerini bırakın faturalara yetişemeyen birinin yarına dair endişesi, sevildiğini hissetmeyen bir çocuğun bunu dışarda arayışı, hayat standartlarının altında ezilen birinin tükenmişliği, önceki deneyimlerinin sızısı bile geçmemiş birinin güvensizliği… Ve bunların sonucu kişinin kolaya kaçması, kestirme ve hızlı çözümler aramaya başlaması, hoşnutsuzluğunu belli etmeye çabalaması, kendini kollaması, olduğundan daha hırçın davranması ve daha nice versiyonları…

Zamanın bunda etkisi var mı derseniz, muhakkak. Ülke ekonomisi, sağlık koşulları, artan trafik, tüketici toplum algısını, politik stabilite eksikliği, toplumsal aidiyet ihtiyacı, can sağlığı güvenliği vb. elbette etkili. Her biri bu aşamaya gelmeye sebep yaratabilecek önemli faktörler, doğru. Fakat ne oluyor da savaş zamanı can güvenliği olmayan, açlık sınırında, hiçbir koşulun ideal diye tanımlanamayacağı zamanlara dair bir şikayet değil de bu, şuanın sorunu?

Her ne kadar çevremizin çok bencil olduğunu, bizim fedakar taraf olduğumuzu savunsak da; çoğumuz “sadece ben” diyoruz bu hayatla başa çıkma stratejisi olarak. Artık sevgi duymadığımız eşimiz ile çocuğumuz için diyerek devam ederken, arkasından başkasına çekiştirsek de arkadaşımızın yüzüne gülerken, işimizin şartlarından her gün yakınsak da yeni alternatifler aramazken, karşı tarafın içinde bulunduğu durumu düşünmeden kendi durumumuz ile ilgili onu suçlarken…

Kısacası biz o anonsu yıllar içinde güzelce ezberledik. Ama sadece ilk yarısını… Biz maskeyi önce kendimize takma kısmında oldukça ustalaştık sizin anlayacağınız. Ama ya sonrası? 50 yıl öncesi ile bugün arasındaki fark tam da bu olabilir mi?

CEREN YILMAZ
KİŞİSEL GELİŞİM EĞİTMENİ