Ölü Ozanlar Derneği’nin Görmek İstemediğimiz Yanları

Ölü Ozanlar Derneği’nin Görmek İstemediğimiz Yanları

190
0
PAYLAŞ

“ Carpe Diem”. 

Tom Schulman’a en iyi senaryo dalında Oscar kazandıran o muazzam filmle, Ölü Ozanlar Derneği ile yaşamımıza giren, bir sihirli tanım. Sanki daha önce yaşamamışız duygusuna kapılmamıza sebep olmuştu birçoğumuzun. Anlamlı anlamsız kullanır dururduk her ortamda.

 

Kız arkadaşımız “Artık içme, yarın vizeler var, sarhoş olacaksın” mı dedi… Usulca gözlerine bakar ve en bilge sesimizle fısıldardık: “Carpe Diem”

O gecenin sabahında, akşamdan kalmanın etkisiyle, üniversitenin bir sene uzamasına neden olabilecek, ancak kendi yağında kavrulan bir sınav kağıdı mı yazdık… Sağımıza Robin Williams’ı solumuza filmde canlandırdığı karakter olan John Keating’i alır ve bağırırdık üniversitenin bahçesinde: “An’ı Yaşa”

Sonra büyüdük.

Okudukça daha da büyüdük. Bu coğrafyada yaşamış güzel insanların J.Keating’den yıllar ve yıllar önce

“Geçen hod geçti gitti

Geleceği neylersin

Her nefesin neşesin

Bu demle bu andan sor”

diye yazdıklarını görünce mahcup olduk.

Gelin görün ki, biz namaz kılan ninelerimizi küçümseyip, nerdeyse bire bir aynı hareketleri “güneşe selam” (surya namaskara) adı altında yoga diye yapan bir kuşağın üyeleriydik.


Batıdan veya doğudan gelen her şeyi kabullenip aslını inkâr eden bir kuşak…

Kendi kuşağımı gömmek niyetiyle başlamamıştım aslında yazmaya ama Ray Bradbury’nin buyurduğu gibi, “esin perisini besleyip büyüten gıdalar bilinçaltında yetişir.”

Öyle veya böyle bizim kuşağın içine işlemişti “carpe diem”. An’larda yaşardık zamanı. Eğer an gibi akışkan bir kavramda yaşarsanız, pişm(an)lıklarınız da az olur. Yaşamak, hesaplaşmaktan daha önemli bir yer tutar hayata bakışınızda. Daha dürüst kılar, biraz sonra bir başka an’da olacağını bilmek insanı.

Sonra yaşlandık.

Geriye kalan an’ların azaldığını bilmekten midir, korkar olduk an’lardan ve zamandan. Genç kız ve erkeklerin, yaşlı bedenlere hapsolduğunu gördük ve korktuk. Plastik cerrahinin mahir uygulayıcılarının kapılarına dayandık. Yüzümüzün gerilmesini, göz kapaklarımızın alınmasını, göğüslerimize silikon takılmasını, dökülen saçlarımıza yeniden kavuşmayı, gençliğimizde bile olmayan karın kaslarının replikalarını talep ettik. Acil durumlar için Botox’lar stokladık dolaplarımızda. Bunlarla uğraşırken ıskaladık an’ı. Oysa an’ı yaşamak dalga sörfü yapmaya benzer. Sizi hızlandıran dalgayı kaçırdığınız zaman hareketsiz kalırsınız.

Artık farkındayım. O son an’a kadar an’da kalmalıyım. Bir sonraki dalgayı bekliyorum şimdi. Sörfüm o dalganın üstüne çıktığında, an’ı tekrar yakaladığımda haykıracağım avaz avaz:

“Carpe Diem”

  Levent Danışman

*Yazı izin alınmadan ve link verilmeden kopyalanamaz.

BİR CEVAP BIRAK