ÖDÜNÇ YAŞAMLAR

ÖDÜNÇ YAŞAMLAR

227
0
PAYLAŞ

Ünlü şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı; yaşamayı, hakkını vererek yaşamayı gerçek bir ibadet ve saadet olarak görürdü. Sanıldığının aksine ölümden korkmaz, ölüme olan direnci, bildiği bu dünyayı bırakmak istemeyişindendi. Yani AN’ın tadını çıkarmak, hissederek, duyarak yaşamak isterdi. Diyarbakır’lı varlıklı, tüccar ve çiftçi bir aileden geliyordu ve en iyi okullarda okudu. Eğitiminin her aşamasında sadece şiirde derinleşti ve uzmanlaştı. Kim bilir şiire ve sanata düşkünlüğü yüzünden ailesi ve çevresiyle nasıl mücadele etmek zorunda kaldı. Ailesinin halefliğini yapıp pirinç ve unla çevresindekilerin karnını doyurmaya razı gelseydi, o güzel şiirlerinden mahrum bizlerin ve daha nice nesillerin ruhu aç kalacaktı. Otuz Beş Yaş denince ilk akla gelen isim kim olacaktı? Bu vesileyle Dante’yi nasıl tanıyacaktık?

Ya Sait Faik? Eli ekmek tutsun diye babasının açtığı zahire dükkanını batırmasaydı ve zevk aldığı işi yani hikaye yazmayı asıl iş olarak görmeseydi bizleri sarsan, ufkumuzu açan hikayeleriyle Türk edebiyatına yön veren biri bulunurdu belki ama Sait Faik mutlu olur muydu, mutlu ölür müydü?

Küçük İskender, tıp fakültesini dördüncü sınıfta terk etmeye cesaret etmeseydi, cesur şiirler yazabilir miydi?

Kuşkusuz bu sanatçılarımızın derdi ne yarına kalmak ne ünlü olmak ne de ekol yaratmaktı ama hepsi de oldu; kendi hayatlarını yaşadılar, sevdikleri işi yaptılar, gerisi kendiliğinden geldi.( Ha bu süreçte ağır bedeller ödemiş olabilirler, maddi yetersizlik gibi, sizce bu umurlarında mıydı?)

Kişi kendi değerlerine göre sevdiği işi yaptığında gerçekten yaşadığını hisseder, yaşamdan haz alır. Aksi ise kendi kurucusu olduğun oyunda joker olma hissi verir. Kendi karakterine uymayan bir iş yapmak, istemediğin bir ortamda olmak, başkasının hayatını yaşamak, ödünç alınmış bir yaşamı devam ettirmek gibidir. Böyle olunca da her şeyi erteleyip durursun ‘Belki yarın’ diyerek. Oysa ertelediğin hayat senin zamanınla hiç çakışmayacaktır.

Birkaç yıl önce okuldan birincilikle mezun olmuş eski bir öğrencimle karşılaşmıştım. O dönemde gelecekte parlayacak dediğimiz bilişim bölümlerinden birini bitirmiş, Türkiye’nin en ünlü telekomünikasyon şirketinin bir departmanında iyi bir göreve gelmişti ama mutlu olmadığını söylüyordu. Lafın arasında sitem etti tabi benim neznimde diğer ilgili öğretmenlerine de. Şikayeti meslek seçimi ile ilgiliydi:

-Neden bize doğru rehberlik yapmadınız? Yedi yıl okuttunuz, çok yakından tanıyordunuz oysa. Sevdiğim işe sahip olamadım. İnsana dokunan bir iş yapmak isterdim, öğretmen ya da doktor olmak gibi; vermek, aydınlatmak gibi. Şimdi ne yapıyorum? Tepedekilere, emrinde olduklarıma daha çok nasıl kazandırabilirim diye fikir üretmeye çalışıyorum. ‘Daha, daha!’ diyen acımasız bir sisteme aracı oluyorum.

Kendi de çok kazanıyordu ama bu umurunda değildi. Sadece çocukluğundan beri alışkın olduğu başarma hazzı onu yukarı çıkarıyordu, içi acıyordu oysa.   Benim içim iki katı acımıştı, yüzündeki bezgin ifadeyi görünce. Sonra istifa ettiğini duydum.

Bugün beyin cerrahı olan başka bir öğrencim lisede hatta pratisyen doktorluk yıllarında bile siyaset bilimi okuyup aslında aktif politika yapmak istediğini, ileride bunu mutlaka gerçekleştireceğini söylemişti. Aktivist kişiliğinin yıllar içinde, belki de işinin yoğunluğundan, törpülendiğini fark ettim.

Çok başarılı bir öğrencim, çok iyi üniversitelerin çok iyi bölümlerinde okuyabilecekken; “Ben öğretmen olacağım, küçük bir kasabada yaşayacağım, evleneceğim ve düzenli , sakin bir yaşam kuracağım.” demişti ve çok şaşırtmıştı beni(!) Çok iyi okulları kazanıp bizim okulun reklamını yapmak yerine dediğini yaptı. Şimdi çok mutlu ve huzurlu.

Edison’a yüz küsür deney yaptıran sabrın kaynağı neydi sizce? Sevdiği işi yapmak hem de aşk ile yapmak. Sevgi her yükü hafifletir, her engeli engelsiz kılar. Bırakınız çocuklarınız sevdikleri işi yapsınlar. Belki başarırlar belki başaramazlar ama o yolda ilerlerken bile yaşadıkları mutluluk, sizi de çevresini de mutlu kılmaya yetecektir; çünkü mutlu olan mutlu edebilir ancak. Neden yüzü asık insanlar bu kadar çok sanıyorsunuz? Sevdikleri işi yapamadıkları, ödünç bir yaşamda oldukları için.

HAVVA TOZAN

BİR CEVAP BIRAK