“O ÇOCUKLAR”..

“O ÇOCUKLAR”..

114
0
PAYLAŞ

Küçücük yaşta başlıyorsun kurallarla tanışmaya.

Kalıplarla örülüyor dört bir yanın.

ONAYLANMA ve TAKDİR belirliyor tercihlerini.

Deneyen denemiş, yanılan yanılmış zaten.

Gerek yok risk almaya.

Gerek yok ÇEMBERİN DIŞINDA kalmaya.

Örnekler, deneyimler, nasihatler denizi karşında duruyor.

Bu öyle bir sistem ki; en DOĞRU yaşayanı, en çok TAKDİR alanı, sözüm ona BAŞARILI, MUTLU kılıyor.

Yapacak bir şey yok.

Düzen böyle işliyor.

Sonra bir an geliyor, duruyorsun.

Bakıyorsun.

Soruyorsun.

HAYIR diyorsun.

Sesli soramadığın-yanıtını bulamadığın sorular, içinde kaynayan kazanın sıçrattığı sular yakmaya başlıyor canını.

Yaşın kaç olursa olsun, başlıyorsun hayatı kurcalamaya.

Bu noktaya geldiğin an, tek yöne giriyorsun:

Hızla, sana biçilen kaderden sapıyorsun.

Sürüden ayrılıyorsun.

BURAYA KADAR diyorsun.

Herkese ve her şeye rağmen, tüm riskleri göze alıp, yola koyuluyorsun.

Bazen bu kadar bilinçli bile olmuyor kararların:

Anlık, bir şeylerin etkisiyle, çabuk ve acımasız.

Kimi zaman doğru, kimi zaman yanlış.

Duvara atılan çeltikler gibi, geride irili ufaklı izler bırakıyorsun.

GEÇMİŞ denilen deftere o izleri itinayla, bir bir işliyorsun.

Farkındasın veya değilsin ama KENDİ HİKAYENİ yazıyorsun.

Yıllar sonra, altına imzanı atıyorsun; ya gururla ya da elin titreyerek.

Sorun şu:

Hayatı kullanma kılavuzu yok ama KULLANANLARIN KATI KURALLARI VAR.

Arabanda, 200 km/s hızla giderken duvara çarptın mı sen hiç?

Çarpmış olsan, yüksek ihtimal hayatta kalıp bunu bana anlatma şansın olmazdı.

Ama ruhun çarptıysa aynı hızla o duvara eğer, hazırsan söylüyorum, yaralarınla başbaşa, HAYATTA KALIYORSUN, üzgünüm.

İzler teninde değil; yüreğinde, gözlerini kapattığında işte orada bir yerde, öylece duruyor.

Ve yaşam o kadar acımasız ki, yaralarını sana – üstelik en hazırlıksız olduğun zamanlarda – hatırlatıyor.

İyileştiremediğin o yaralar, yıllar sonra bile, canını ilk günkü kadar acıtıyor.

Üstelik, yaralarını terk edip gidemiyorsun.

Bazı çocuklar, yaşıtlarından çok daha fazla hayal kurarlar.

Her ağlayışlarında, her yalnız kalışlarında, anne babalarının yüzüne her bakışlarında, her korktuklarında, canları her acıdığında, başlarını yastığa koyup da gözleri tavana her daldığında hayal kurarlar.

Bazı çocuklar, büyüseler bile hayal kurarlar.

Hata yapınca, yanlış yola sapınca, kendini güçsüz sanınca, onu anlayan olmadığına inanınca, yerini yadırgayınca, sesi yeterince güçlü çıkmayınca, dinleyen olmayınca, kıyıda köşede kalınca hayal kurarlar.

Olmak istedikleri yerin, olmak istedikleri kişinin hayalini kurarlar.

Öyle kurtulurlar.

Olur da bir iyilik yapmak istersen onlara eğer; kendileri istemedikçe, uyandırma.

Ansızın açarlarsa gözlerini, yaşayamazlar.